Zerrin Abaz: Bir toplumu yok etmek istiyorsan önce eğitimini mahvedersin

Kuzey Makedonya 96 kez okundu.
 

Zerrin Abaz: Bir toplumu yok etmek istiyorsan önce eğitimini mahvedersin

Bazen bir yüksek lisans tezi, sadece bir akademik derece değildir. Dr. Zerrin Abaz'ın yaklaşık 30 yıl önce tamamladığı çalışma, tesadüfi bir karşılaşmayla bugün Makedonya Türkleri için bir 'kimlik pusulasına' dönüştü. Hacettepe Üniversitesi'nin arşivlerinde bekleyen o satırlar, genç bir araştırmacının teşekkürüyle yeniden hayat buldu. Dr. Zerrin Abaz, tezinin perde arkasını Yeniden Birlik okurları için anlattı.
Makedonya Türklerinin yakın tarihine, sosyo-kültürel dinamiklerine ve eğitim mücadelesine ışık tutan 1945-1997 yılları arası, bu kez tozlu arşivlerin arasından çıkıp somut bir esere dönüştü. Dr. Zerrin Abaz’ın imzasını taşıyan bu çalışma, tam 29 yıl sonra Yeni Balkan Yayınevi etiketiyle okurla buluştu ve Üsküp Kitap Fuarı’nın en dikkat çeken yapıtlarından biri oldu. Peki, bu akademik araştırmayı bugün bir kitaba dönüştüren güç neydi? Her şeyin, üç yıl önce bir konferanstaki tesadüfi bir karşılaşmayla başladığını belirten Dr. Zerrin Abaz, o anı ve hissettiklerini şu sözlerle aktarıyor: "Katıldığım bir konferansta genç bir araştırmacı yanıma sokuldu ve 'Zerrin Abla, o tez sizin miydi? Yüksek lisansımda sizin kaynaklarınızdan çok faydalandım' dedi. Çalışmamdan bu kadar memnun kalması beni derin bir muhasebeye itti. Kendi kendime dedim ki: 'Neden bunu kitaplaştırmıyorum?' Sonuçta ben bu eserde kendi yaşadığım toplumu, içinden çıktığım halkı çalışmıştım. Herkese açık olsun, herkes faydalansın niyetiyle yola çıktık ve basılmak bu seneye nasip oldu." "Rakamlar Aynı, Yaşananlar Aynı" Çalışmasının aradan geçen onlarca yıla rağmen güncelliğinden hiçbir şey kaybetmediğini vurgulayan Zerrin Abaz, eserin zamana nasıl direndiğini özetliyor. Zamanın sadece takvim yapraklarını değiştirdiğini, toplumsal gerçekliğin ise baki kaldığını ifade eden Zerrin Abaz, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bugüne nasipmiş ama değerler aynı, rakamlar aynı, yaşananlar aynı. Bunlar zaten birer tarih belgesi. Öyle ki geçmişte yayınlanmış olmasıyla şimdi yayınlanması arasında benim adıma fazla bir şey fark etmiyor. Önemli olan zamana direnebilmesiydi. Şimdi bunu yayınladığım ve geleceğimiz olan gençlerin, yeni araştırmacıların hizmetine sunabildiğim için çok mutluyum." Bir Halkın Hafıza Kaydı ve Değişen Rejimler Dr. Zerrin Abaz, 90’lı yıllardan bugüne uzanan sosyo-kültürel yapıyı incelerken, çalışmasının sadece akademik bir veri seti olmadığının altını çiziyor. Bu araştırmayı, Balkanlar'da ağır bedeller ödeyen bir toplumun "kimlik ve hafıza nöbeti" olarak tanımlayan Abaz, Osmanlı’nın çekilişinin ardından Türk toplumunun uğradığı sistemli asimilasyon politikalarına dikkat çekiyor: "Osmanlı'nın bu topraklardan çekilişiyle birlikte sistem değişiklikleri ve beraberinde asimilasyon politikaları başladı. Özellikle Krallık Yugoslavya’sı döneminde Sırp milliyetçiliği ön plana çıktı; 'Büyük Sırpistan' hayalleri doğrultusunda herkesin isminin sonuna 'iç' takısı getirildi, eğitim tamamen Sırpçalaştırıldı. Oysa Osmanlı döneminde Kiril ve Metodiy okulu örneğinde olduğu gibi tüm halklar kendi dillerinde eğitim görürdü. Batı'da iddia edilen o 'Türk boyunduruğu' (Tursko ropstvo) anlatısının asılsız olduğunu tarih bize gösteriyor. Asıl ayrımcılık ve baskı, Osmanlı sonrasında başladı." Yücel Teşkilatı’ndan Bosna Savaşı’na: Göçlerin Eğitime Vurduğu Darbe 1945 ile 1991 yılları arasında eğitim ve kültür hayatında ciddi bir kalkınma yaşandığını belirten Abaz, bu yükselişin hemen ardından gelen göç dalgalarının sosyolojik yapıyı nasıl sarstığını aktarıyor. Kitabında göçlerin perde arkasını belgeleriyle ortaya koyduğunu ifade eden deneyimli akademisyen, acı bilançoyu şu sözlerle özetliyor: "Baskılar ve Yücel Teşkilatı davaları gibi olaylar halkta büyük bir korku yarattı ve hızlı bir göç sürecini tetikledi. Bu süreçte en büyük darbeyi maalesef yine eğitim gördü; sınıflar öğrencisiz kaldı. Bir dönem Türk okullarının sayısı 100’e ulaşmış, öğrenci sayısı 12.436’yı bulmuştu. Göçlerle birlikte bu sayılar hızla eridi. 90’lı yıllara gelindiğinde ise bu kez Bosna Savaşı’nın bölgeye sıçraması korkusu yeni bir göç dalgasına yol açtı” "2 Milyonluk Ülkede 15 Üniversite Varsa Orada Kalite Görmem" Eski bir eğitimci olan Dr. Zerrin Abaz, geçmiş ile günümüz arasındaki en radikal ve kaygı verici değişimin eğitim kalitesinde yaşandığını vurguluyor. Sosyalist Yugoslavya dönemindeki disiplinli ve nitelikli eğitim sistemine duyulan özlemi dile getirirken, bugünkü "diploma enflasyonuna" karşı sert bir eleştiri getiriyor: "Bir eski eğitimci olarak bugünkü eğitim sisteminden kesinlikle memnun değilim. 2 milyon nüfuslu bir ülkede eğer 15 tane üniversite varsa, orada kalite görmem mümkün değildir. Bu durum sadece Türklerin eğitimini değil, Makedonları ve diğer tüm halkları da olumsuz etkiliyor, herkes yadırgıyor. Sosyalist Yugoslavya döneminde devletin en önemli önceliği kaliteli eğitimdi. Bizim dönemimizde okulda '5' almak, yüksek lisans ya da doktora derecesi elde etmek çok büyük ve saygın bir başarıydı. Şimdi ise sistemin içi boşaltıldı." "Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız Önce Eğitimini Mahvedersiniz" Toplumsal yapının geniş aile modelinden çekirdek aileye evrildiğini gözlemleyen Abaz, kültürel varlığı sürdürmenin bir beka meselesi olduğunu belirterek tarihi bir uyarıda bulunuyor. "Bir ülkedeki toplumu yok etmek istiyorsanız, işe önce onun eğitimini mahvederek başlarsınız. Eğitime darbe vurdunuz mu, ardından yavaş yavaş kültür, gelenek ve görenekler gelir. Geleneğini kaybeden bir toplum artık yok olmuş demektir. Ben bu çalışma için Makedonya’daki tüm köyleri, kasabaları karış karış gezdim. Gördüm ki buradaki geleneklerin Anadolu ile olan bağlantısı tamamen aynı, tek bir vücut gibi." Akademi Duvarlarını Aşan Miras: "Kültür Yoksa Kimlik de Yoktur" Dr. Zerrin Abaz, eserinin neden sıradan bir akademik tezden ayrılıp bir "hafıza kaydı" haline geldiğini anlatırken, bilginin nesiller arası aktarım gücüne vurgu yapıyor. "Ben bu çalışmayla sadece akademik dünyaya bir katkı sunmakla kalmadım; gelecek nesiller için zamana meydan okuyacak sağlam bir kaynak oluşturdum. Çünkü ben dün o eski kaynaklar sayesinde bu eseri yazabildiysem, benden sonraki gençler de bu kitaba tutunarak yeni adımlar atsınlar istedim. Bu kitap bütünsel bir toplumsal yapıyı barındırıyor." Balkanlar'ın Kalbi: Çok Kültürlü Bir "Nüfus Deposu" Kitabın özet kısmında geçen ve okuyucunun dikkatini hemen cezbeden "Nüfus Deposu" ifadesinin arka planını sorduğumuzda ise Dr. Zerrin Abaz, bu ifadenin sıradan bir demografik terim olmadığını belirterek, coğrafyanın ruhunu şu sözlerle özetliyor: "Makedonya, kelimenin tam anlamıyla Balkanlar’ın kalbi sayılır. Burası yüzyıllar boyunca çok kültürlü, çok dilli ve çok etnili bir yapıyı bünyesinde harmanlamış, korumuş kadim bir coğrafyadır. Kitabın özetinde özellikle vurguladığım 'nüfus deposu' kavramı da tam olarak buradan, yani bu toprakların barındırdığı o devasa kültürel ve insani zenginlikten kaynaklanıyor. Türk toplumu da bu deponun, bu kalbin en hayati, en köklü damarlarından biridir." Her İki Haftada Bir Üsküp-Türkiye Hattı: "Tek Bir Kişi Faydalansa Emeğim Helaldir" Bu titiz ve kapsamlı çalışmanın, günümüz Makedonya Türk gençliği için neden bir "kimlik pusulası" hükmünde olduğunu sorduğumuzda, tecrübeli akademisyen, gençliğe adadığı emeğini şu sözlerle taçlandırıyor: "Bu kitap tam anlamıyla bir rehber. Ben bu çalışmayı hazırlarken, yani o dönemin şartlarında bu verileri toplayıp kitaba dönüştürürken kelimenin tam anlamıyla çok yoruldum. Araştırmalarımı eksiksiz tamamlayabilmek adına her iki haftada bir Üsküp’ten Türkiye’ye gitmek, arşivler arasında mekik dokumak zorunda kaldım. Muazzam bir emek ve fedakârlık süreciydi. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda iyi ki yapmışım diyorum. Çünkü benden sonra gelecek olan nesillere sağlam bir kaynak bırakıyorum. Eğer gelecekte tek bir Türk genci bile bu kitabımdan faydalanıp kendi köklerini öğrenecek, yolunu aydınlatacaksa; işte o zaman çektiğim bütün o yorgunluklar, verdiğim tüm emekler bana en güzel teşekkürünü etmiş sayılır." Okurun Mutlaka Keşfetmesi Gereken İki Ana Sütun: Eğitim ve Basın Tarihi Kitabın hacim olarak küçük ancak barındırdığı bilgiler bakımından devasa bir nitelik taşıdığını belirten Dr. Zerrin Abaz’a, "100 sayfalık bu eserde okuyucunun mutlaka göz atması gereken, size göre en can alıcı konu hangisi?" diye sorduğumuzda, hiç tereddüt etmeden iki hayati alanı işaret ediyor: Eğitim ve basın-yayın tarihi. Abaz, bu bölümlerin arkasındaki devasa emeği şu sözlerle aktarıyor: "Her satırı kıymetli ancak eğitim ve basın-yayın tarihi bölümlerini özellikle okumalarını tavsiye ediyorum. Birlik gazetesi, Üsküp Radyosu, Türkçe televizyon yayınları, tiyatromuz ve Yeni Yol Kültür Güzel Sanatlar Derneği... Hepsi bu kitapta. Türkçe radyo ve Birlik gazetesinin 1944’teki o zorlu kuruluş günlerinden, 1968’de ekranlara merhaba diyen Türkçe televizyon programlarına kadar çok zengin bir kronoloji hazırladım. Hangi program kaç dakikayla başladı, zamanla nasıl yükseldi, hangi içerikleri kapsadı? Bunların hepsi kayıt altında.” Sırada Ulah Toplumu ve Merakla Beklenen Hatırat Var Makedonya Türklerinin hafıza kaydını tamamlayan Dr. Zerrin Abaz için bu kıymetli çalışma aslında bir son değil, uzun soluklu bir serinin ilk adımı. Aynı üniversitede, Balkan sevdalısı tez danışmanının yönlendirmesiyle başladığı ve bölgenin en gizemli topluluklarından birini ele aldığı doktora çalışmasını da müjdeleyen Abaz, akademik yolculuğunun yeni duraklarını da paylaşıyor: "Makedonya’daki Ulahların sosyo-kültürel yapısını ele aldığım bir doktora çalışmam var. İlk teklif edildiğinde 'Yazılı belge çok az, nasıl veri bulacağım?' diye çekinmiştim. Fakat tıpkı Türk araştırmamda olduğu gibi mülakatlar, istatistikler ve yazılı belgelerle iğneyle kuyu kazar gibi bir metot uyguladım. Danışmanım bana o dönem, 'Gün gelecek bu tez senden aranacak' demişti. Hakikaten de öyle oldu; bugün Ulah toplumu temsilcileri bana başvuruyor. Şimdi bu doktora tezini kitaplaştırmaya hazırlanıyorum. Ardından da yaşam öykümü, tanıklıklarımı sığdıracağım çok geniş kapsamlı bir hatırat, yani memoarlarım gelecek." H.Gina
Bazen bir yüksek lisans tezi, sadece bir akademik derece değildir. Dr. Zerrin Abaz'ın yaklaşık 30 yıl önce tamamladığı çalışma, tesadüfi bir karşılaşmayla bugün Makedonya Türkleri için bir 'kimlik pusulasına' dönüştü. Hacettepe Üniversitesi'nin arşivlerinde bekleyen o satırlar, genç bir araştırmacının teşekkürüyle yeniden hayat buldu. Dr. Zerrin Abaz, tezinin perde arkasını Yeniden Birlik okurları için anlattı.

Makedonya Türklerinin yakın tarihine, sosyo-kültürel dinamiklerine ve eğitim mücadelesine ışık tutan 1945-1997 yılları arası, bu kez tozlu arşivlerin arasından çıkıp somut bir esere dönüştü. Dr. Zerrin Abaz’ın imzasını taşıyan bu çalışma, tam 29 yıl sonra Yeni Balkan Yayınevi etiketiyle okurla buluştu ve Üsküp Kitap Fuarı’nın en dikkat çeken yapıtlarından biri oldu. Peki, bu akademik araştırmayı bugün bir kitaba dönüştüren güç neydi?

Her şeyin, üç yıl önce bir konferanstaki tesadüfi bir karşılaşmayla başladığını belirten Dr. Zerrin Abaz, o anı ve hissettiklerini şu sözlerle aktarıyor:

"Katıldığım bir konferansta genç bir araştırmacı yanıma sokuldu ve 'Zerrin Abla, o tez sizin miydi? Yüksek lisansımda sizin kaynaklarınızdan çok faydalandım' dedi. Çalışmamdan bu kadar memnun kalması beni derin bir muhasebeye itti. Kendi kendime dedim ki: 'Neden bunu kitaplaştırmıyorum?' Sonuçta ben bu eserde kendi yaşadığım toplumu, içinden çıktığım halkı çalışmıştım. Herkese açık olsun, herkes faydalansın niyetiyle yola çıktık ve basılmak bu seneye nasip oldu."

"Rakamlar Aynı, Yaşananlar Aynı"

Çalışmasının aradan geçen onlarca yıla rağmen güncelliğinden hiçbir şey kaybetmediğini vurgulayan Zerrin Abaz, eserin zamana nasıl direndiğini özetliyor. Zamanın sadece takvim yapraklarını değiştirdiğini, toplumsal gerçekliğin ise baki kaldığını ifade eden Zerrin Abaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

"Bugüne nasipmiş ama değerler aynı, rakamlar aynı, yaşananlar aynı. Bunlar zaten birer tarih belgesi. Öyle ki geçmişte yayınlanmış olmasıyla şimdi yayınlanması arasında benim adıma fazla bir şey fark etmiyor. Önemli olan zamana direnebilmesiydi. Şimdi bunu yayınladığım ve geleceğimiz olan gençlerin, yeni araştırmacıların hizmetine sunabildiğim için çok mutluyum."

Bir Halkın Hafıza Kaydı ve Değişen Rejimler

Dr. Zerrin Abaz, 90’lı yıllardan bugüne uzanan sosyo-kültürel yapıyı incelerken, çalışmasının sadece akademik bir veri seti olmadığının altını çiziyor. Bu araştırmayı, Balkanlar'da ağır bedeller ödeyen bir toplumun "kimlik ve hafıza nöbeti" olarak tanımlayan Abaz, Osmanlı’nın çekilişinin ardından Türk toplumunun uğradığı sistemli asimilasyon politikalarına dikkat çekiyor:

"Osmanlı'nın bu topraklardan çekilişiyle birlikte sistem değişiklikleri ve beraberinde asimilasyon politikaları başladı. Özellikle Krallık Yugoslavya’sı döneminde Sırp milliyetçiliği ön plana çıktı; 'Büyük Sırpistan' hayalleri doğrultusunda herkesin isminin sonuna 'iç' takısı getirildi, eğitim tamamen Sırpçalaştırıldı. Oysa Osmanlı döneminde Kiril ve Metodiy okulu örneğinde olduğu gibi tüm halklar kendi dillerinde eğitim görürdü. Batı'da iddia edilen o 'Türk boyunduruğu' (Tursko ropstvo) anlatısının asılsız olduğunu tarih bize gösteriyor. Asıl ayrımcılık ve baskı, Osmanlı sonrasında başladı."

Yücel Teşkilatı’ndan Bosna Savaşı’na: Göçlerin Eğitime Vurduğu Darbe

1945 ile 1991 yılları arasında eğitim ve kültür hayatında ciddi bir kalkınma yaşandığını belirten Abaz, bu yükselişin hemen ardından gelen göç dalgalarının sosyolojik yapıyı nasıl sarstığını aktarıyor. Kitabında göçlerin perde arkasını belgeleriyle ortaya koyduğunu ifade eden deneyimli akademisyen, acı bilançoyu şu sözlerle özetliyor:

"Baskılar ve Yücel Teşkilatı davaları gibi olaylar halkta büyük bir korku yarattı ve hızlı bir göç sürecini tetikledi. Bu süreçte en büyük darbeyi maalesef yine eğitim gördü; sınıflar öğrencisiz kaldı. Bir dönem Türk okullarının sayısı 100’e ulaşmış, öğrenci sayısı 12.436’yı bulmuştu. Göçlerle birlikte bu sayılar hızla eridi. 90’lı yıllara gelindiğinde ise bu kez Bosna Savaşı’nın bölgeye sıçraması korkusu yeni bir göç dalgasına yol açtı”

"2 Milyonluk Ülkede 15 Üniversite Varsa Orada Kalite Görmem"

Eski bir eğitimci olan Dr. Zerrin Abaz, geçmiş ile günümüz arasındaki en radikal ve kaygı verici değişimin eğitim kalitesinde yaşandığını vurguluyor. Sosyalist Yugoslavya dönemindeki disiplinli ve nitelikli eğitim sistemine duyulan özlemi dile getirirken, bugünkü "diploma enflasyonuna" karşı sert bir eleştiri getiriyor:

"Bir eski eğitimci olarak bugünkü eğitim sisteminden kesinlikle memnun değilim. 2 milyon nüfuslu bir ülkede eğer 15 tane üniversite varsa, orada kalite görmem mümkün değildir. Bu durum sadece Türklerin eğitimini değil, Makedonları ve diğer tüm halkları da olumsuz etkiliyor, herkes yadırgıyor. Sosyalist Yugoslavya döneminde devletin en önemli önceliği kaliteli eğitimdi. Bizim dönemimizde okulda '5' almak, yüksek lisans ya da doktora derecesi elde etmek çok büyük ve saygın bir başarıydı. Şimdi ise sistemin içi boşaltıldı."

"Bir Toplumu Yok Etmek İstiyorsanız Önce Eğitimini Mahvedersiniz"

Toplumsal yapının geniş aile modelinden çekirdek aileye evrildiğini gözlemleyen Abaz, kültürel varlığı sürdürmenin bir beka meselesi olduğunu belirterek tarihi bir uyarıda bulunuyor.

"Bir ülkedeki toplumu yok etmek istiyorsanız, işe önce onun eğitimini mahvederek başlarsınız. Eğitime darbe vurdunuz mu, ardından yavaş yavaş kültür, gelenek ve görenekler gelir. Geleneğini kaybeden bir toplum artık yok olmuş demektir. Ben bu çalışma için Makedonya’daki tüm köyleri, kasabaları karış karış gezdim. Gördüm ki buradaki geleneklerin Anadolu ile olan bağlantısı tamamen aynı, tek bir vücut gibi."

Akademi Duvarlarını Aşan Miras: "Kültür Yoksa Kimlik de Yoktur"

Dr. Zerrin Abaz, eserinin neden sıradan bir akademik tezden ayrılıp bir "hafıza kaydı" haline geldiğini anlatırken, bilginin nesiller arası aktarım gücüne vurgu yapıyor.

"Ben bu çalışmayla sadece akademik dünyaya bir katkı sunmakla kalmadım; gelecek nesiller için zamana meydan okuyacak sağlam bir kaynak oluşturdum. Çünkü ben dün o eski kaynaklar sayesinde bu eseri yazabildiysem, benden sonraki gençler de bu kitaba tutunarak yeni adımlar atsınlar istedim. Bu kitap bütünsel bir toplumsal yapıyı barındırıyor."

Balkanlar'ın Kalbi: Çok Kültürlü Bir "Nüfus Deposu"

Kitabın özet kısmında geçen ve okuyucunun dikkatini hemen cezbeden "Nüfus Deposu" ifadesinin arka planını sorduğumuzda ise Dr. Zerrin Abaz, bu ifadenin sıradan bir demografik terim olmadığını belirterek, coğrafyanın ruhunu şu sözlerle özetliyor:

"Makedonya, kelimenin tam anlamıyla Balkanlar’ın kalbi sayılır. Burası yüzyıllar boyunca çok kültürlü, çok dilli ve çok etnili bir yapıyı bünyesinde harmanlamış, korumuş kadim bir coğrafyadır. Kitabın özetinde özellikle vurguladığım 'nüfus deposu' kavramı da tam olarak buradan, yani bu toprakların barındırdığı o devasa kültürel ve insani zenginlikten kaynaklanıyor. Türk toplumu da bu deponun, bu kalbin en hayati, en köklü damarlarından biridir."

Her İki Haftada Bir Üsküp-Türkiye Hattı: "Tek Bir Kişi Faydalansa Emeğim Helaldir"

Bu titiz ve kapsamlı çalışmanın, günümüz Makedonya Türk gençliği için neden bir "kimlik pusulası" hükmünde olduğunu sorduğumuzda, tecrübeli akademisyen, gençliğe adadığı emeğini şu sözlerle taçlandırıyor:

"Bu kitap tam anlamıyla bir rehber. Ben bu çalışmayı hazırlarken, yani o dönemin şartlarında bu verileri toplayıp kitaba dönüştürürken kelimenin tam anlamıyla çok yoruldum. Araştırmalarımı eksiksiz tamamlayabilmek adına her iki haftada bir Üsküp’ten Türkiye’ye gitmek, arşivler arasında mekik dokumak zorunda kaldım. Muazzam bir emek ve fedakârlık süreciydi. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda iyi ki yapmışım diyorum. Çünkü benden sonra gelecek olan nesillere sağlam bir kaynak bırakıyorum. Eğer gelecekte tek bir Türk genci bile bu kitabımdan faydalanıp kendi köklerini öğrenecek, yolunu aydınlatacaksa; işte o zaman çektiğim bütün o yorgunluklar, verdiğim tüm emekler bana en güzel teşekkürünü etmiş sayılır."

Okurun Mutlaka Keşfetmesi Gereken İki Ana Sütun: Eğitim ve Basın Tarihi

Kitabın hacim olarak küçük ancak barındırdığı bilgiler bakımından devasa bir nitelik taşıdığını belirten Dr. Zerrin Abaz’a, "100 sayfalık bu eserde okuyucunun mutlaka göz atması gereken, size göre en can alıcı konu hangisi?" diye sorduğumuzda, hiç tereddüt etmeden iki hayati alanı işaret ediyor: Eğitim ve basın-yayın tarihi. Abaz, bu bölümlerin arkasındaki devasa emeği şu sözlerle aktarıyor:

"Her satırı kıymetli ancak eğitim ve basın-yayın tarihi bölümlerini özellikle okumalarını tavsiye ediyorum. Birlik gazetesi, Üsküp Radyosu, Türkçe televizyon yayınları, tiyatromuz ve Yeni Yol Kültür Güzel Sanatlar Derneği... Hepsi bu kitapta. Türkçe radyo ve Birlik gazetesinin 1944’teki o zorlu kuruluş günlerinden, 1968’de ekranlara merhaba diyen Türkçe televizyon programlarına kadar çok zengin bir kronoloji hazırladım. Hangi program kaç dakikayla başladı, zamanla nasıl yükseldi, hangi içerikleri kapsadı? Bunların hepsi kayıt altında.”

Sırada Ulah Toplumu ve Merakla Beklenen Hatırat Var

Makedonya Türklerinin hafıza kaydını tamamlayan Dr. Zerrin Abaz için bu kıymetli çalışma aslında bir son değil, uzun soluklu bir serinin ilk adımı. Aynı üniversitede, Balkan sevdalısı tez danışmanının yönlendirmesiyle başladığı ve bölgenin en gizemli topluluklarından birini ele aldığı doktora çalışmasını da müjdeleyen Abaz, akademik yolculuğunun yeni duraklarını da paylaşıyor:

"Makedonya’daki Ulahların sosyo-kültürel yapısını ele aldığım bir doktora çalışmam var. İlk teklif edildiğinde 'Yazılı belge çok az, nasıl veri bulacağım?' diye çekinmiştim. Fakat tıpkı Türk araştırmamda olduğu gibi mülakatlar, istatistikler ve yazılı belgelerle iğneyle kuyu kazar gibi bir metot uyguladım. Danışmanım bana o dönem, 'Gün gelecek bu tez senden aranacak' demişti. Hakikaten de öyle oldu; bugün Ulah toplumu temsilcileri bana başvuruyor. Şimdi bu doktora tezini kitaplaştırmaya hazırlanıyorum. Ardından da yaşam öykümü, tanıklıklarımı sığdıracağım çok geniş kapsamlı bir hatırat, yani memoarlarım gelecek."

H.Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.