Prof. Dr. Mahmut Çelik'ten 21 Şubat Mesajı: Anadili bir günün değil, her günün sorumluluğu
Prof. Dr. Mahmut Çelik'ten 21 Şubat Mesajı: Anadili bir günün değil, her günün sorumluluğu
Kuzey Makedonya'nın önemli akademik kurumlarından İştip Goce Delçev Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mahmut Çelik, 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle Yeniden Birlik'e konuştu.
Anadilinin yalnızca bir iletişim aracı değil, kültürün, kimliğin ve tarihsel belleğin taşıyıcısı olduğunu vurgulayan Çelik, Balkanlar'daki Türkçenin 25 yıllık serüvenini, genç nesillerin anadile ilgisini ve ailelere düşen görevleri anlattı. Çelik, Kuzey Makedonya'da Türkçenin korunması için şu formülü verdi: "Bireysel duyarlılık, kurumsal destekle birleşmeli; üniversiteler, kültürel kurumlar, yerel yönetimler ve sivil toplum eşgüdümlü çalışmalı; genç kuşakların aktif katılımı sağlanmalı ve dijital alan bilinçli kullanılmalıdır."
"Anadili, bireysel bilinç ile toplumsal hafıza arasında bir köprüdür"
Yeniden Birlik: Sayın hocam, öncelikle 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nüzü kutlarız. Bu anlamlı gün vesilesiyle sizinle röportaj yapma fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz. Çalışmaları Türk dili, Türk edebiyatı ve özellikle Makedonya’daki Türk edebiyatı üzerine yoğunlaşan bir Türkolog olarak, "anadili" kavramı sizin için ne ifade ediyor?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: Nazik dilekleriniz için teşekkür ederim. 21 Şubat, Dünya Anadili Günü, bize dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aynı zamanda kültürün, kimliğin ve tarihsel belleğin taşıyıcısı olduğunu hatırlatır.
Anadil, doğumdan itibaren öğrendiğimiz ilk dildir, içinde sosyalleştiğimiz, çevremizi ve dünyayı anlamlandırdığımız dil. Ancak anadil yalnızca “ilk dil” değildir; aynı zamanda kolektif hafızanın, kültürel değerlerin ve estetik ifadelerin saklandığı bir zemindir. Dil, kültürel bağlılığı yaratır ve geçmişi, bugünü ve geleceği birbirine bağlar.
Türk dili ve edebiyatı bağlamında, anadil bir medeniyetin tarihini taşır ve canlı kültürü sürdürür. Özellikle Kuzey Makedonya’daki Türk topluluğu için anadil, kültürel varoluşun ve edebi üretimin temelidir. Azınlık topluluklar için anadil sadece bir iletişim aracı değil; kimliği, kültürel mirası ve edebi geleneği korumanın bir yoludur.
Benim için anadil, bireysel bilinç ile toplumsal hafıza arasında bir köprüdür. Topluluğun tarihini, kültürel değerlerini ve dünya görüşünü geleceğe taşır ve korunup geliştirilmesi gereken bir zenginliktir.
"Çeyrek asırda farkındalık arttı ama sürdürülebilirlik için bilinçli politikalar şart"
Yeniden Birlik: UNESCO'nun 21 Şubat'ı Dünya Anadili Günü ilan etmesinin üzerinden 25 yıldan fazla zaman geçti. Bu çeyrek asırlık süreçte, Kuzey Makedonya ve Balkanlar özelinde anadillerini koruma bilincinde nasıl bir değişim gözlemlediniz?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: UNESCO’nun 21 Şubat’ı Dünya Anadili Günü ilan etmesinden bu yana 25 yıldan fazla bir süre geçti ve bu dönemde Balkanlar’da, özellikle Kuzey Makedonya’da, anadile dair farkındalığın önemli ölçüde arttığı görülmektedir.
Bu artış özellikle hukuki ve kurumsal alanda kendini göstermektedir. Azınlık dillerinin kamu yaşamında ve anadilinde eğitimde kullanımı artık daha net bir şekilde düzenlenmiş, kültürel dernekler, yayın faaliyetleri ve akademik çalışmalar daha görünür hale gelmiştir. Anadili yalnızca bir kültürel ifade değil, aynı zamanda temel bir hak ve kimliğin göstergesidir.
Buna karşın, göçler, küreselleşme ve çoğunluk dillerinin baskınlığı, anadilin günlük kullanımını sınırlayabilir. Bu nedenle, son 25 yılda farkındalık ve düzenlemeler artsa da, anadilinin sürdürülebilirliği için bilinçli eğitim politikaları ve dilin nesiller boyunca aktarılması gerekmektedir.
"Bir dilin kaybı, özgün bağlamı içinde yaşama kapasitesinin zayıflamasıdır"
Yeniden Birlik: Dünyada her iki haftada bir dil yok oluyor ve bir dil kaybolduğunda, o dile ait kültür, edebiyat, masallar ve türküler de yok oluyor. Bir araştırmacı olarak, anadili ile kültürel miras arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz? Bir dili kaybetmek, bir halkın hafızasını kaybetmesi midir?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: Dünyada dillerin kısa sürede yok olmasının temel nedeni, küreselleşme ve baskın dillerin yaygınlaşmasıdır. Ekonomik, eğitimsel ve teknolojik alanlarda güçlü olan diller (örneğin İngilizce gibi) daha fazla tercih edilirken, küçük topluluk dilleri günlük kullanım alanını kaybeder. Genç kuşakların anadil yerine çoğunluk dilini benimsemesi, göç, kentleşme, asimilasyon politikaları ve anadilde eğitim imkânlarının yetersizliği de süreci hızlandırır. Bir dil nesilden nesile aktarılmadığında ise birkaç kuşak içinde tamamen yok olabilir.
Bir dil, yalnızca iletişim aracı değil, o dili konuşan topluluğun tarihsel deneyimlerini, değerler sistemini, dünya tasavvurunu ve estetik üretimini taşıyan bir anlam evrenidir. Sözlü kültür ürünleri masallar, destanlar, atasözleri, türküler ancak o dilin semantik ve kültürel kodları içinde tam anlamıyla kavranabilir.
Anadili, kolektif belleğin taşıyıcısıdır. Toplumların geçmişle kurduğu bağ, büyük ölçüde dil aracılığıyla kurulur. Bir dilin söz varlığı; coğrafyaya, üretim biçimlerine, inanç sistemlerine ve tarihsel travmalara dair izler barındırır. Bu nedenle dil kaybı, yalnızca kelimelerin unutulması değil; o kelimelerle inşa edilmiş düşünme biçimlerinin, anlatı geleneklerinin ve hafıza pratiklerinin de silinmesi anlamına gelir.

Ancak bir dili kaybetmek, bir halkın hafızasını tamamen yitirmesi anlamına gelmez, bu konu daha dikkatli bir değerlendirme gerektirir çünkü kültürel öğeler başka dillere aktarılabilir ve yazılı arşivler ile çeviriler aracılığıyla belirli ölçüde korunabilir. Ne var ki bu aktarım, her zaman anlam kaymaları ve kültürel bağlam kayıpları içerir. Dilin özgün metaforik yapısı, ses estetiği ve çağrışım alanı tam olarak taşınamaz. Dolayısıyla dil kaybı, kolektif hafızanın bütünüyle yok olması değil; fakat özgün bağlamı içinde yaşama kapasitesinin ciddi biçimde zayıflaması demektir. Anadili kültürel mirasın hem taşıyıcısı hem de üretim zemini olarak işlev görür. Bir dilin yaşatılması, yalnızca dilsel çeşitliliğin korunması değil, insanlığın kültürel çoğulluğunun ve farklı düşünme biçimlerinin sürdürülebilirliği açısından da hayati bir öneme sahiptir.
"Anadilin korunması bireysel çabanın ötesinde toplumsal bir bilinç gerektirir"
Yeniden Birlik: Dilbilimciler, bir dilin yaşaması için en önemli alanın aile olduğunu söylüyor. Günümüzde göç, kentleşme ve küreselleşme baskısı altında aileler çocuklarına anadilini aktarmakta ne kadar başarılı? Özellikle Balkanlar’daki Türk ailelerine bu konuda ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: Dilbilimciler, bir dilin sürdürülebilirliğinde en belirleyici alanın aile içi kullanım olduğunu ortaya koymaktadır. Anadili, öncelikle doğal iletişim ortamında, gündelik hayat pratikleri içinde ve duygusal bağlamda kazanılır. Bu nedenle aile, yalnızca dil öğretiminin değil, kimlik, aidiyet ve kültürel sürekliliğin de temel mekânıdır.
Günümüzde göç, kentleşme ve küreselleşme süreçleri, özellikle azınlık konumundaki topluluklarda anadilin kuşaklar arası aktarımını zorlaştırmaktadır. Çoğunluk diliyle erken yaşta ve yoğun temas, eğitim sisteminin baskın dili ve dijital medyanın etkisi, aile içindeki dil tercihlerini dönüştürebilmektedir. Kuzey Makedonya ve Balkanlar’daki Türk aileleri bağlamında da benzer bir tablo söz konusudur: Anadili bilinci güçlü olmakla birlikte, çocukların gündelik iletişiminde çoğunluk dilinin ağırlık kazanabildiği gözlemlenmektedir.
Bu noktada birkaç husus önem taşımaktadır:
- Tutarlılık ve süreklilik: Aile içinde Türkçenin bilinçli ve istikrarlı biçimde kullanılması, çocuğun dili pasif değil aktif olarak edinmesini sağlar.
- Nitelikli dil girdisi: Masal, hikâye, atasözü ve türküler gibi kültürel unsurların aile ortamında yaşatılması, dil ile kültür arasındaki bağı güçlendirir.
- Olumlu dil tutumu: Çocuğa iki ya da çok dilli olmanın bir zenginlik olduğu bilinci kazandırılmalıdır. Anadili ile çoğunluk dili arasında hiyerarşik bir değer algısı oluşturulmamalıdır.
- Kurumsal destek: Anadilde eğitim imkânlarından, kültürel etkinliklerden ve yayınlardan yararlanmak, aile içindeki dil kullanımını pekiştirir.
Aileler bu süreçte belirleyici bir role sahiptir ancak sorumluluk yalnızca aileye yüklenmemelidir. Eğitim politikaları, kültürel kurumlar ve medya desteğiyle güçlendirilen bir ekosistem içinde anadilinin yaşatılması daha sürdürülebilir olacaktır. Anadilin korunması, bireysel çabanın ötesinde toplumsal bir bilinç ve kurumsal irade gerektirir.
"Dijital çağ bir tehdit olduğu kadar bir fırsattır"
Yeniden Birlik: Gençlerin anadillerine olan ilgisi ve bağlılığı sizi umutlandırıyor mu, yoksa endişelendiriyor mu? Dijital çağda büyüyen yeni neslin anadilini koruması ve Kuzey Makedonya'daki Türk edebiyatı geleneğini sürdürmesi için neler yapılmalı?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: Bu soruya tek yönlü, iyimser ya da kötümser bir cevap vermek akademik açıdan indirgemeci olur. Gençlerin anadile yönelik tutumu, hem umut verici hem de dikkatle izlenmesi gereken dinamikler barındırmaktadır.
Bir yandan dijital çağ, çoğunluk dillerinin ve küresel kültürün etkisini artırarak küçük ve azınlık dillerinin kullanım alanını daraltabilmektedir. Özellikle Balkanlar’da, Kuzey Makedonya bağlamında gençlerin eğitim, medya ve sosyal ağlar üzerinden baskın dillerle yoğun teması, Türkçenin gündelik kullanım sıklığını azaltabilmektedir. Bu durum, anadilin işlevsel alanını sınırlama riski taşır.
Öte yandan dijitalleşme, doğru değerlendirildiğinde önemli bir imkân da sunmaktadır. Sosyal medya, dijital yayıncılık ve çevrim içi kültürel üretim, gençlerin Türkçeyi yeni ifade biçimleriyle kullanmalarına olanak tanımaktadır. Bu bağlamda genç kuşakların anadile ilgisi, geleneksel formlardan ziyade yeni medya ortamlarında kendini göstermektedir. Dolayısıyla mesele, ilgisizlikten çok, ifade alanlarının dönüşümüdür.
Kuzey Makedonya’daki Türk edebiyatı geleneğinin sürdürülebilmesi için birkaç stratejik adım önemlidir:
- Dijital içerik üretiminin teşviki: Gençlerin Türkçe bloglar, dijital dergiler, podcastler ve yaratıcı yazarlık platformları üretmesi desteklenmelidir.
- Edebî mirasın güncel yorumu: Klasik ve modern dönem eserleri, gençlerin anlayabileceği ve ilişki kurabileceği biçimde yeniden sunulmalıdır.
- Eğitimde nitelik artışı: Anadilde edebiyat eğitimi, yalnızca dil bilgisi temelli değil, estetik ve yaratıcı düşünceyi geliştiren bir içerikle verilmelidir.
- Kültürel görünürlük: Yerel yazarlar, şairler ve edebiyat etkinlikleri gençlerle doğrudan temas kurabilecek ortamlarda daha görünür kılınmalıdır.
Sonuç olarak, dijital çağ gençleri anadilden uzaklaştıran bir tehdit olduğu kadar, doğru politikalar ve kültürel stratejilerle bir fırsata da dönüşebilir. Belirleyici olan, anadili yalnızca korunması gereken nostaljik bir değer olarak değil; üretilebilir, güncellenebilir ve çağın imkânlarıyla yeniden yorumlanabilir canlı bir kültür alanı olarak konumlandırmaktır.
"Çok dilli yapı doğru yönetildiğinde toplumsal zenginlik ve kültürel dinamizm kaynağıdır"
Yeniden Birlik: Çok dilli ve çok kültürlü bir yapıya sahip olan Kuzey Makedonya'da, farklı anadillerinin bir arada yaşaması toplumsal zenginliğe nasıl katkı sağlıyor? Bu çeşitliliği korumak için devlete, sivil topluma ve bireylere düşen görevler nelerdir?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: Kuzey Makedonya, tarihsel olarak çok dilli ve çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahip olup, bu durum yalnızca demografik bir özellik değil; aynı zamanda kültürel üretimi, toplumsal etkileşimi ve kamusal alanı şekillendiren kurucu bir unsurdur. Farklı anadillerinin bir arada yaşaması, kültürel çoğulculuğu besleyerek edebiyat, folklor, müzik ve sözlü gelenek alanlarında zengin bir karşılaşma zemini oluşturur. Bu karşılaşma, hem kültürlerarası etkileşimi artırır hem de toplumsal empati ve karşılıklı anlayışın gelişmesine katkı sağlar.
Sosyodilbilimsel açıdan bakıldığında, çok dillilik bireysel düzeyde bilişsel esneklik ve kültürlerarası iletişim yetkinliği kazandırırken; toplumsal düzeyde kapsayıcı yurttaşlık anlayışını güçlendirir. Ancak bu çeşitliliğin sürdürülebilirliği, kendiliğinden değil; bilinçli politikalar ve kurumsal destekle mümkündür.
Devlete düşen görevler, anayasal ve yasal güvencelerin etkin biçimde uygulanması, anadilinde eğitim imkânlarının güçlendirilmesi ve kamusal hizmetlerde çok dilliliğin işlevsel biçimde sağlanmasıdır. Dil politikalarının yalnızca sembolik değil, pratik karşılığı olan düzenlemeler içermesi önemlidir.
Sivil toplum kuruluşları, kültürel etkinlikler, yayın faaliyetleri ve gençlere yönelik projeler aracılığıyla anadillerinin görünürlüğünü artırmalı; kültürlerarası diyaloğu teşvik etmelidir. Bu alan, toplumsal bilincin güçlenmesinde kritik bir rol oynar.
Bireyler ve aileler ise anadilin gündelik hayatta aktif kullanımını sürdürerek kuşaklar arası aktarımı sağlamalıdır. Dilin yaşaması, nihayetinde onu konuşan topluluğun bilinçli tercihlerine bağlıdır.
Çok dilli yapı bir risk değil, doğru yönetildiğinde toplumsal zenginlik ve kültürel dinamizm kaynağıdır. Bu çeşitliliğin korunması, hukuki güvence, kurumsal destek ve toplumsal bilinç arasında kurulacak dengeli bir iş birliğini gerektirir.
"21 Şubat, güçlü bir farkındalık ve eylem çağrısıdır"
Yeniden Birlik: UNESCO'nun bu özel günle ulaşmak istediği en önemli hedef nedir? Sadece bir kutlama günü mü, yoksa daha derin bir farkındalık ve uyanış çağrısı mı?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: UNESCO tarafından 21 Şubat’ın Dünya Anadili Günü olarak ilan edilmesi, salt sembolik bir kutlama günü olmanın ötesinde, küresel ölçekte dilsel ve kültürel farkındalığı artırmayı hedefleyen stratejik bir girişimdir. Akademik açıdan değerlendirildiğinde bu günün temel amacı, dilsel çeşitliliğin görünürlüğünü artırmak, toplumsal ve kültürel bilinç oluşturmak ve politik ile kurumsal eylemi teşvik etmektir.
Dünya genelinde hızla yok olan dillerin fark edilmesi hem araştırmacılar hem de kamuoyu için uyarıcı bir işlev görür, böylece dillerin yalnızca bir iletişim aracı olmadığı, aynı zamanda kültürel ve tarihsel mirasın taşıyıcısı olduğu hatırlatılır. Bu gün, bireyleri ve toplulukları kendi anadillerinin korunması ve yaşatılması konusunda aktif rol almaya teşvik eden bir uyanış çağrısı niteliği taşır; bu nedenle dil, kimlik ve kültürel hafıza arasındaki güçlü bağın önemini vurgular. Aynı zamanda devletleri ve sivil toplum kuruluşlarını anadilin korunması için somut politikalar geliştirmeye ve kaynak ayırmaya yönlendirir. Bu bağlamda Dünya Anadili Günü yalnızca sembolik bir kutlama değil, sürdürülebilir dil politikalarının tartışıldığı ve gündeme taşındığı bir platform işlevi görür. Sonuç olarak, akademik ve kültürel açıdan bu gün, dilsel hakların korunması, kültürel çeşitliliğin değerinin anlaşılması ve toplumsal bilinçlenmenin artırılması amacıyla tasarlanmış güçlü bir farkındalık ve eylem çağrısıdır.

"Kuzey Makedonya’da Türkçenin korunması, bireysel duyarlılığın kurumsal destekle birleşmesiyle mümkündür"
Yeniden Birlik: Son olarak, anadilini korumak ve yaşatmak isteyen herkese ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? 21 Şubat'ın sadece bir gün değil, bir bilinç hali olması için neler önerirsiniz?
Prof. Dr. Mahmut Çelik: Kuzey Makedonya’da Makedonca ve Arnavutçanın yanı sıra Türkçenin de birçok belediyede resmî dil olarak kullanılması, dilsel çoğulculuğun anayasal ve toplumsal bir gerçeklik olduğunu göstermektedir. Her ne kadar Türkçe ülkede azınlık dili statüsünde değerlendirilse de, bu topraklarda yaşayan Türk soydaşlarımız için anadil yalnızca bir iletişim aracı değil, tarihsel sürekliliğin, kültürel kimliğin ve toplumsal hafızanın temel taşıdır. Bu nedenle Türkçenin korunması ve yaşatılması, bireysel çabaların ötesinde kurumsal, akademik ve toplumsal sorumluluk gerektiren çok boyutlu bir süreçtir.
Anadilin sürdürülebilirliği öncelikle günlük yaşamda aktif kullanımına bağlıdır. Dil, aile içinde, arkadaş çevresinde ve toplumsal etkinliklerde bilinçli ve istikrarlı biçimde kullanıldığında canlılığını korur. Sadece resmî alanlarda değil, gündelik iletişimde, sanatsal üretimde ve sosyal ilişkilerde Türkçenin tercih edilmesi, onun doğal aktarım zincirini güçlendirir. Çünkü dil, ancak sürekli iletişim ve yaratıcı üretimle varlığını devam ettirebilir.
Bunun yanında kültürel bağın güçlendirilmesi büyük önem taşır. Masallar, türküler, halk hikâyeleri ve edebî eserler aracılığıyla dilin taşıdığı kültürel kodlar yeni kuşaklara aktarılmalıdır. Anadili, yalnızca gramer kurallarıyla öğrenilen bir sistem değil, aynı zamanda estetik üretimin, değerler dünyasının ve kolektif hafızanın taşıyıcısıdır. Kültürel etkinlikler, şiir dinletileri, tiyatro gösterileri ve yerel festivaller bu bağlamda Türkçenin yaşatılmasına somut katkı sağlayabilir.
Eğitim ve akademik destek ise sürecin kurumsal boyutunu oluşturur. Anadilde eğitim olanaklarının güçlendirilmesi, kursların ve seçmeli derslerin artırılması genç kuşakların dil becerilerini sağlamlaştırır. Özellikle Kuzey Makedonya’daki üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümleri daha sık sempozyumlar, konferanslar ve çalıştaylar düzenleyerek hem akademik üretimi artırabilir hem de toplumsal farkındalık oluşturabilir. Üniversiteler; öğrenci panelleri, atölye çalışmaları, kültür günleri ve ortak uluslararası projeler aracılığıyla Türkçeyi yalnızca eğitim dili değil, araştırma ve kültür dili olarak da görünür kılmalıdır. Bu tür akademik girişimler, dilin saygınlığını ve kamusal alandaki konumunu güçlendirir.
Bu noktada 21 Şubat’ın, yani Dünya Anadili Günü’nün yalnızca sembolik bir kutlama olarak kalmaması gerekmektedir. UNESCO tarafından ilan edilen bu gün, yılın tek bir gününe sıkıştırılmış bir etkinlik değil; sürekli bir bilinç ve sorumluluk hâline dönüştürülmelidir. Okullarda ve üniversitelerde Şubat ayı boyunca dil bilinci temalı etkinlikler düzenlenebilir, belediyeler Türkçe kültür haftaları organize edebilir, sivil toplum kuruluşları yıl boyu sürecek projeler planlayabilir. Aileler çocuklarına anadilin önemini günlük pratikte göstererek rol model olmalı; öğretmenler ve akademisyenler dili yalnızca ders konusu değil, kimlik unsuru olarak da ele almalıdır.
Sonuç olarak Kuzey Makedonya’da Türkçenin korunması, bireysel duyarlılığın kurumsal destekle birleşmesiyle mümkündür. Üniversitelerin, kültürel kurumların, yerel yönetimlerin ve sivil toplumun eşgüdümlü çalışması; genç kuşakların aktif katılımının sağlanması ve dijital alanın bilinçli kullanımı Türkçenin geleceğini güvence altına alacaktır. 21 Şubat ise bu sürecin başlangıç noktası değil, sürekliliğini hatırlatan bir bilinç sembolü olmalıdır. Anadili korumak bir günün değil, her günün sorumluluğudur.
H.Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.