Bir ilkin hikayesi: Yük mü, gurur mu? Şadiye ve Sevim anlatıyor

Spor 72 kez okundu.
 

Bir ilkin hikayesi: Yük mü, gurur mu? Şadiye ve Sevim anlatıyor

Makedonya Türk toplumunun ilk kadın beden eğitimi öğretmenleri Şadiye Recep ve Sevim İlyas, Üsküp Tefeyyüz İlkokulu'nda hem tarih yazıyor hem de yeni nesillere ilham oluyor. Kendi öğrencisi oldukları okula öğretmen olarak dönen bu iki genç kadınla, spor, eğitim ve toplumsal önyargılar üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik.
Röportajımız, hikayelerinin başladığı ve şimdi devam ettirdikleri yerde, Tefeyyüz İlkokulu'nun spor salonunda başlıyor. Beden eğitimi öğretmeni Şadiye Recep için meslek, sadece bir iş değil. Onun ifadesiyle, "İşimi seviyorum" demek, aslında her sabah okula koşarak gelmek demek. Beş yıldır Tefeyyüz'de görev yapan Şadiye, sporla yoğrulmuş bir hayatın eğitimci yüzü. Sevim İlyas... Onun hikayesi ise bambaşka bir anlam taşıyor. Yaklaşık beş buçuk yıldır bu okulda beden eğitimi öğretmenliği yapan Sevim için Tefeyyüz, sadece bir okul değil; aynı zamanda kendi çocukluğu, kendi anıları demek. İlkokulu burada bitirmenin ve şimdi aynı sınıflarda oturan çocuklara ders vermenin duygusunu kelimeler anlatmaya yetmez. Tefeyyüz'ün ilk kadın beden eğitimi öğretmenleri onlar. Öğrenciydiler, şimdi öğretmenler. Sporun öncü nefesleri Şadiye ve Sevim, Makedonya Türklerinin gururu olmaya devam ediyor. İşte onların ilham veren hikayesi... “İlk bayan beden öğretmenleri biziz” “Spor ve çocuk sevgisi bir araya gelince bu meslek kaçınılmaz oluyor. Hikayeniz nasıl başladı?” diye soruyoruz. İkisi de aynı gerçeğin altını çizerek başlıyor. “Bildiğiniz gibi ben ve Bayan Sevim ilk bayan beden öğretmenliği yapıyoruz Tefeyyüz okulunda” diyor Şadiye. Sevim ise perspektifi genişletiyor: “Ben Şadiye’nin dediği gibi aslında Makedonya çapında ilk beden kız öğretmenleri, Türk beden öğretmenleri biziz. Bu cidden gurur verici bir şey.” Onlar için meslek, bir keyif kaynağı. “Mesleğimizi severek yapıyoruz. Zaten bütün gün buradayız. Gördüğünüz gibi çocuklarla eğleniyoruz,” diye ekliyor Sevim İlyas. “Onlar bizimle büyüyor, biz onlardan öğreniyoruz aslında.” İlk olmanın yükü mü, keyfi mi? Peki bu “ilk” olma hali, üzerlerine nasıl bir yük bindiriyor? Şadiye net: “Aslında yük değil, tam tersine çok keyif veriyor... En büyük, en gurur verici bir şey.” Ancak toplumun bakışı her zaman bu kadar olumlu olmuyor. Sevim İlyas, karşılaştıkları basmakalıp yargıları özetliyor: “Kadın öğretmen, Türkçe öğretmeni olur... Beden zor değil mi? Kimisi, ‘rahat eşofmanla okula gidiyorsunuz’ diyor.” Bu tepkileri bir engel değil, motivasyon kaynağına dönüştürmüşler. “Başkalarına örnek olmaya çalışıyoruz,” diyor Sevim. “Mesela öğrencilerimiz, ‘ben de sizin gibi beden öğretmeni olmak istiyorum’ diyor. Küçüklere örnek olarak gözüküyoruz. Bu durumdan çok mutluyuz.” Kız çocuklarına yol gösterenler Bir beden eğitimi öğretmeni, aynı zamanda bir hayat koçu oluyor. Bu misyonu en çok kız çocukları için hissediyorlar. Şadiye Recep’in gözlemi çarpıcı: “Erkekler futbolu sevdiği için onlar bedeni seviyorlar. Ama kızlar daha öyle çekingen oluyorlar. Biz burada hem bir öğretmen gibi hem de kız öğrencilere bir yol gösteriyoruz bu konuda.” Sakatlıktan ve futbol sahalarından gelen öğretmenler İkisinin bu mesleğe uzanan yolları da birbirinden farklı. Şadiye Recep, babasının yönlendirmesiyle başladığı hentbol kariyerini, iki kez ön çapraz bağlarını koparması sonucu noktalamak zorunda kalmış. “Ameliyat geçirdim… Sonra zaten artık beden öğretmenliği seçtim. Sporu bıraktım,” diyerek sporcu kimliğinden eğitimci kimliğine geçişini anlatıyor. Sevim İlyas’ın yolu ise daha az bilinen bir patikada: Kadın futbolu. “Aslında ben Şadiye’yle tam olarak zıt olarak diyebiliriz. Çünkü ben futbol oynuyorum... Kadın futbolu tamamen alt seviyede kalmış bir ülke” diyor. Kendisini yetiştiren öğretmenler Bay Salko ve Bay Setko’nun izinde, o hâlâ birinci ligde (JFK İstatov takımında) futbol oynamaya ve aynı zamanda öğretmenlik yapmaya devam ediyor. Yetenek Avcıları: “Onur, ikinci bir Elif Elmas olabilir” Peki, yetenekli çocukları nasıl keşfedip yönlendiriyorlar? Sistemli bir süreç izliyorlar. Şadiye şunları belirtiyor: “İlk önce okul idaresiyle konuşuyorum. Ondan sonra ailelerle iletişime geçiyoruz.” Ve hemen bir isim veriyor: “Onur var, beşinci sınıf. O çok yetenekli... İkinci Elif Elmas olur ondan.” Sevim İlyas da bu iyimserliği paylaşıyor ve ekliyor: “Bizim okulumuzda bayağı Elif Elmaslar var... Çok fazla yetenekli çocuk futbolcularımız var. Onur, Miraç, Mert... Sürekli antrenmanlara gidiyorlar, aileleri destek veriyor.” Ancak Sevim’e göre asıl kilit nokta, yeteneklerin yanında doğru öğretmenlerin de olması: “O Elif Elmasların yanında Bay Setko gibi öğretmenler olmaları gerekiyor ki o kadar ilerlesinler” “Özen gösteriyoruz bağırmamaya” Öğretmenlik tarzları da nesiller arası değişimi yansıtıyor. Kendisi sert disiplinle büyümüş olan Sevim İlyas, bugünün çocuklarına farklı yaklaşıyor: “Şimdiki çocuklar birazcık şunu böyle yap desen hemen alınıyorlar... Özen gösteriyoruz bağırmamaya.” Sevim hatta kendi antrenörüne, “Lütfen, yanlış yaptığım zaman bana bağır,” dediğini anlatıyor. Ama şimdi o yöntemi uygulamıyor. İkisinin öğretmenin tarzı ise birbirini tamamlıyor: “Bayan Şadiye fazla yumuşak. Ben birazcık ondan daha sertim diyeceğim... Artı eksi gibiyiz.”, ifadelerini kullanıyor Sevim İlyas. Spor Paradoksu: Futbol konuşulur, Hentbol madalya getirir Makedonya’da futbol herkesin dilinde ama madalyaları genellikle hentbol ve basketbol getiriyor. Bu paradoksun nedenlerini sorduğumuzda, Şadiye kadın sporlarına yeterli desteğin verilmemesini işaret ediyor: “Bence her bir sporda kadınlar çok alçak seviyede. Yani kadınlara hiç destek verilmiyor... Her sporda bence kadınlara da biraz destek vermeli Makedonya devleti.” Sevim ise futbola yönelik toplumsal beklentinin sağlıksız boyutuna dikkat çekiyor: “Hani herkes futbola yöneliyor. Ve herkesin beklentisi o çocuktan hani bir Messi çıkacak bir Ronaldo çıkacak. Aslında o değil.” Fazla özgüven ve “tanıdık” sisteminin alt yapıyı zayıflattığını düşünüyor. “Babam izin vermedi”: Geçmişin keşkeleri, geleceğin umutları Her ikisinin de hayatında gerçekleşmemiş bir “keşke” var: Türkiye’ye gidememek. Şadiye Recep, “Beni Türkiye’de bir takım çağırdı ama babam izin vermedi. Çünkü tabii babalar kızlara karşı biraz daha duygusal olduğu için,” diye anlatıyor. Sevim İlyas da benzer bir tecrübe yaşamış, ancak gelecekten umutlu: “Bir de yıllar ilerledikçe bakış açıları farklı oluyor ailelerde şimdiden. İlerliyorlar, görüyorlar, başarılar falan. Bence artık öyle sorunlar olmayacak diye düşünüyorum.” “Koşamayan çocuklar var”: Dijital çağın sessiz krizi Günümüzün en büyük savaşı ise dijital dünyanın hareketsizleştirdiği nesille. Şadiye Recep, özellikle kendi toplumu için alarm veriyor: “Telefonlardan, internetten bizim çocuklar uzaklaşması gerekiyor. Ne kadar fazla dışarıda sokaklarda top oynasalar onların sağlığı için bence çok daha iyi olur.” Sevim İlyas’ın tespiti ise içler acısı: “Mesela dersimize geldiklerinde koşamayan çocuklar var. Üzgün bir şekilde söylüyorum ama ciddi anlamda koşamayan çocuklar var.” Devletin park, turnuva ve organizasyonlarla çok daha fazla destek olması gerektiğini vurguluyor. Son mesaj: “Pes etmesinler, çalışarak çıtayı yükselteceğiz” Röportajın sonuna gelirken, gelecek nesillere mesajlarını soruyoruz. Sevim İlyas, net ve kararlı: “Bu sporu seviyorsalar, bu mesleği seviyorsalar pes etmesinler... İstediğinde zaten o yolun sonuna varıyorsun.” Ve nihai hedeflerini, kendilerine ilham veren öğretmenlerine atıfta bulunarak açıklıyorlar. Şadiye recep, “Biz daha genciz ama,” derken, Sevim İlyas sözü tamamlıyor: “Biz o yolda ilerliyoruz bakalım artık. Umarım Bay Salko’nun ve Bay Setko’nun geldiği çıtayı daha da yükseklere kaldırırız. Ama işte çalışarak.” “Çalışarak...” İşte Şadiye Recep ve Sevim İlyas’ın hikayesinin özü bu. Onlar, sadece bir “ilk”in değil, bir mücadelenin, bir ilhamın ve kocaman bir umudun nefesleri. Tefeyyüz’ün parkeleri, bu iki öncü kadının ve onların yetiştireceği yeni nesillerin adımlarıyla çınlamaya devam edecek. H.Gina  
Makedonya Türk toplumunun ilk kadın beden eğitimi öğretmenleri Şadiye Recep ve Sevim İlyas, Üsküp Tefeyyüz İlkokulu'nda hem tarih yazıyor hem de yeni nesillere ilham oluyor. Kendi öğrencisi oldukları okula öğretmen olarak dönen bu iki genç kadınla, spor, eğitim ve toplumsal önyargılar üzerine samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Röportajımız, hikayelerinin başladığı ve şimdi devam ettirdikleri yerde, Tefeyyüz İlkokulu'nun spor salonunda başlıyor.

Beden eğitimi öğretmeni Şadiye Recep için meslek, sadece bir iş değil. Onun ifadesiyle, "İşimi seviyorum" demek, aslında her sabah okula koşarak gelmek demek. Beş yıldır Tefeyyüz'de görev yapan Şadiye, sporla yoğrulmuş bir hayatın eğitimci yüzü.

Sevim İlyas... Onun hikayesi ise bambaşka bir anlam taşıyor. Yaklaşık beş buçuk yıldır bu okulda beden eğitimi öğretmenliği yapan Sevim için Tefeyyüz, sadece bir okul değil; aynı zamanda kendi çocukluğu, kendi anıları demek. İlkokulu burada bitirmenin ve şimdi aynı sınıflarda oturan çocuklara ders vermenin duygusunu kelimeler anlatmaya yetmez.

Tefeyyüz'ün ilk kadın beden eğitimi öğretmenleri onlar. Öğrenciydiler, şimdi öğretmenler. Sporun öncü nefesleri Şadiye ve Sevim, Makedonya Türklerinin gururu olmaya devam ediyor. İşte onların ilham veren hikayesi...

“İlk bayan beden öğretmenleri biziz”

“Spor ve çocuk sevgisi bir araya gelince bu meslek kaçınılmaz oluyor. Hikayeniz nasıl başladı?” diye soruyoruz. İkisi de aynı gerçeğin altını çizerek başlıyor.

“Bildiğiniz gibi ben ve Bayan Sevim ilk bayan beden öğretmenliği yapıyoruz Tefeyyüz okulunda” diyor Şadiye. Sevim ise perspektifi genişletiyor: “Ben Şadiye’nin dediği gibi aslında Makedonya çapında ilk beden kız öğretmenleri, Türk beden öğretmenleri biziz. Bu cidden gurur verici bir şey.”

Onlar için meslek, bir keyif kaynağı. “Mesleğimizi severek yapıyoruz. Zaten bütün gün buradayız. Gördüğünüz gibi çocuklarla eğleniyoruz,” diye ekliyor Sevim İlyas. “Onlar bizimle büyüyor, biz onlardan öğreniyoruz aslında.”

İlk olmanın yükü mü, keyfi mi?

Peki bu “ilk” olma hali, üzerlerine nasıl bir yük bindiriyor? Şadiye net: “Aslında yük değil, tam tersine çok keyif veriyor... En büyük, en gurur verici bir şey.”

Ancak toplumun bakışı her zaman bu kadar olumlu olmuyor. Sevim İlyas, karşılaştıkları basmakalıp yargıları özetliyor: “Kadın öğretmen, Türkçe öğretmeni olur... Beden zor değil mi? Kimisi, ‘rahat eşofmanla okula gidiyorsunuz’ diyor.”

Bu tepkileri bir engel değil, motivasyon kaynağına dönüştürmüşler. “Başkalarına örnek olmaya çalışıyoruz,” diyor Sevim. “Mesela öğrencilerimiz, ‘ben de sizin gibi beden öğretmeni olmak istiyorum’ diyor. Küçüklere örnek olarak gözüküyoruz. Bu durumdan çok mutluyuz.”

Kız çocuklarına yol gösterenler

Bir beden eğitimi öğretmeni, aynı zamanda bir hayat koçu oluyor. Bu misyonu en çok kız çocukları için hissediyorlar. Şadiye Recep’in gözlemi çarpıcı: “Erkekler futbolu sevdiği için onlar bedeni seviyorlar. Ama kızlar daha öyle çekingen oluyorlar. Biz burada hem bir öğretmen gibi hem de kız öğrencilere bir yol gösteriyoruz bu konuda.”

Sakatlıktan ve futbol sahalarından gelen öğretmenler

İkisinin bu mesleğe uzanan yolları da birbirinden farklı. Şadiye Recep, babasının yönlendirmesiyle başladığı hentbol kariyerini, iki kez ön çapraz bağlarını koparması sonucu noktalamak zorunda kalmış. “Ameliyat geçirdim… Sonra zaten artık beden öğretmenliği seçtim. Sporu bıraktım,” diyerek sporcu kimliğinden eğitimci kimliğine geçişini anlatıyor.

Sevim İlyas’ın yolu ise daha az bilinen bir patikada: Kadın futbolu. “Aslında ben Şadiye’yle tam olarak zıt olarak diyebiliriz. Çünkü ben futbol oynuyorum... Kadın futbolu tamamen alt seviyede kalmış bir ülke” diyor.

Kendisini yetiştiren öğretmenler Bay Salko ve Bay Setko’nun izinde, o hâlâ birinci ligde (JFK İstatov takımında) futbol oynamaya ve aynı zamanda öğretmenlik yapmaya devam ediyor.

Yetenek Avcıları: “Onur, ikinci bir Elif Elmas olabilir”

Peki, yetenekli çocukları nasıl keşfedip yönlendiriyorlar? Sistemli bir süreç izliyorlar. Şadiye şunları belirtiyor: “İlk önce okul idaresiyle konuşuyorum. Ondan sonra ailelerle iletişime geçiyoruz.”

Ve hemen bir isim veriyor: “Onur var, beşinci sınıf. O çok yetenekli... İkinci Elif Elmas olur ondan.” Sevim İlyas da bu iyimserliği paylaşıyor ve ekliyor: “Bizim okulumuzda bayağı Elif Elmaslar var... Çok fazla yetenekli çocuk futbolcularımız var. Onur, Miraç, Mert... Sürekli antrenmanlara gidiyorlar, aileleri destek veriyor.”

Ancak Sevim’e göre asıl kilit nokta, yeteneklerin yanında doğru öğretmenlerin de olması: “O Elif Elmasların yanında Bay Setko gibi öğretmenler olmaları gerekiyor ki o kadar ilerlesinler”

“Özen gösteriyoruz bağırmamaya”

Öğretmenlik tarzları da nesiller arası değişimi yansıtıyor. Kendisi sert disiplinle büyümüş olan Sevim İlyas, bugünün çocuklarına farklı yaklaşıyor: “Şimdiki çocuklar birazcık şunu böyle yap desen hemen alınıyorlar... Özen gösteriyoruz bağırmamaya.”

Sevim hatta kendi antrenörüne, “Lütfen, yanlış yaptığım zaman bana bağır,” dediğini anlatıyor. Ama şimdi o yöntemi uygulamıyor.

İkisinin öğretmenin tarzı ise birbirini tamamlıyor: “Bayan Şadiye fazla yumuşak. Ben birazcık ondan daha sertim diyeceğim... Artı eksi gibiyiz.”, ifadelerini kullanıyor Sevim İlyas.

Spor Paradoksu: Futbol konuşulur, Hentbol madalya getirir

Makedonya’da futbol herkesin dilinde ama madalyaları genellikle hentbol ve basketbol getiriyor. Bu paradoksun nedenlerini sorduğumuzda, Şadiye kadın sporlarına yeterli desteğin verilmemesini işaret ediyor: “Bence her bir sporda kadınlar çok alçak seviyede. Yani kadınlara hiç destek verilmiyor... Her sporda bence kadınlara da biraz destek vermeli Makedonya devleti.”

Sevim ise futbola yönelik toplumsal beklentinin sağlıksız boyutuna dikkat çekiyor: “Hani herkes futbola yöneliyor. Ve herkesin beklentisi o çocuktan hani bir Messi çıkacak bir Ronaldo çıkacak. Aslında o değil.” Fazla özgüven ve “tanıdık” sisteminin alt yapıyı zayıflattığını düşünüyor.

“Babam izin vermedi”: Geçmişin keşkeleri, geleceğin umutları

Her ikisinin de hayatında gerçekleşmemiş bir “keşke” var: Türkiye’ye gidememek. Şadiye Recep, “Beni Türkiye’de bir takım çağırdı ama babam izin vermedi. Çünkü tabii babalar kızlara karşı biraz daha duygusal olduğu için,” diye anlatıyor.

Sevim İlyas da benzer bir tecrübe yaşamış, ancak gelecekten umutlu: “Bir de yıllar ilerledikçe bakış açıları farklı oluyor ailelerde şimdiden. İlerliyorlar, görüyorlar, başarılar falan. Bence artık öyle sorunlar olmayacak diye düşünüyorum.”

“Koşamayan çocuklar var”: Dijital çağın sessiz krizi

Günümüzün en büyük savaşı ise dijital dünyanın hareketsizleştirdiği nesille. Şadiye Recep, özellikle kendi toplumu için alarm veriyor: “Telefonlardan, internetten bizim çocuklar uzaklaşması gerekiyor. Ne kadar fazla dışarıda sokaklarda top oynasalar onların sağlığı için bence çok daha iyi olur.”

Sevim İlyas’ın tespiti ise içler acısı: “Mesela dersimize geldiklerinde koşamayan çocuklar var. Üzgün bir şekilde söylüyorum ama ciddi anlamda koşamayan çocuklar var.” Devletin park, turnuva ve organizasyonlarla çok daha fazla destek olması gerektiğini vurguluyor.

Son mesaj: “Pes etmesinler, çalışarak çıtayı yükselteceğiz”

Röportajın sonuna gelirken, gelecek nesillere mesajlarını soruyoruz. Sevim İlyas, net ve kararlı: “Bu sporu seviyorsalar, bu mesleği seviyorsalar pes etmesinler... İstediğinde zaten o yolun sonuna varıyorsun.”

Ve nihai hedeflerini, kendilerine ilham veren öğretmenlerine atıfta bulunarak açıklıyorlar. Şadiye recep, “Biz daha genciz ama,” derken, Sevim İlyas sözü tamamlıyor: “Biz o yolda ilerliyoruz bakalım artık. Umarım Bay Salko’nun ve Bay Setko’nun geldiği çıtayı daha da yükseklere kaldırırız. Ama işte çalışarak.”

“Çalışarak...” İşte Şadiye Recep ve Sevim İlyas’ın hikayesinin özü bu. Onlar, sadece bir “ilk”in değil, bir mücadelenin, bir ilhamın ve kocaman bir umudun nefesleri. Tefeyyüz’ün parkeleri, bu iki öncü kadının ve onların yetiştireceği yeni nesillerin adımlarıyla çınlamaya devam edecek.

H.Gina

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.