Kalbi Üsküp’te atan şef: Cezmi Işık

Kültür 65 kez okundu.
 

Kalbi Üsküp’te atan şef: Cezmi Işık

Bir şehir, bir hafıza, bir ses… Üsküp’ün özlemiyle yoğrulan Cezmi Işık, müziğin sınırları aşan gücünü ve kültürel aidiyetin izini bu röportajda paylaşıyor.
Kökleri Makedonya'da, sesi İstanbul'da yankılanan bir müzik insanı: Cezmi Işık. Üsküp doğumlu, İstanbul'da yaşayan bir öğretmen, bir müzik sevdalısı ve "Üsküp Ahenkli Sesler Korosu"nun şefi. Onun hikayesi, iki şehir, iki kültür ve bir ömre sığan bir müzik aşkının hikayesi. Yeniden Birlik okurları için, sanatı ve aidiyeti nasıl harmanladığını, müziğin sınırları nasıl aştığını anlattı. "Gerçek vatanım Üsküp'tür" Yeniden Birlik: Sizi, "İstanbul'da yaşayan bir Üsküp sevdalısı ve koro şefi" olarak nasıl tanımlarsınız? Bu iki şehir sizin için ne ifade ediyor? Cezmi Işık: Üsküp’te dünyaya geldim. Ailem, ben iki yaşındayken İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştır. O yıldan beri İstanbulluyum desem de gerçek vatanım Üsküp’tür. Rahmetli babam “Rasih Işık Efendi” Üsküp’ün değerli hafızlarındadır. Kendisinden hem makam hem de ses, sesi doğru kullanma konularında eğitim aldım. Ailemizde hafızların ortak özelliği de Türk Musikisine olan bitmek bilmeyen aşklarıydı. Meselâ amcam “Hafız Sami Nebi Efendi “İstanbul’a misafir olarak geldiğinde, babamla birlikte birçok şarkı ve ilahileri meşk ederdik. Meşk sisteminde sadece şarkıyı geçilmez; usul, makam, nazariyat bilgilerimizi de tazeler her okuyuşta farklı bir tavır icra ederdik. Amcamın da babamın da tek başına okuduğu ve bizlere ders niteliğinde olan icraları bugün de hep kulağımdadır. Ben kendi adıma diyebilirim ki; ailemle başladım musikiye…Küçük yaşlardan itibaren evimizde daima müzik olurdu gerek şarkı formunda gerekse de ilahi formunda…                                                  Üsküp Ahenkli Sesler Korosu Liseden sonra yükseköğrenimi İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladım. Fakülte yıllarında bile Musiki vazgeçilmezimdi. Orada da Müzik çalışmalarına devam ettim. Halen İstanbul da bir kolejde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak çalışıyorum. Kendimi tanımlarken babam ve amcam gibi Hafız olarak nitelendirmesem de dini musikiye olan sevdam tartışılmaz. Zaman zaman da dost meclislerinde dini musiki formunda bazı eserleri icra ederim. Onlardan öğrendiklerimi uygulamaya çalışırım. Üsküp sevdalısıyım. Hani derler ya, vatan denilince insanın burnunun kemiği sızlarmış. İşte benim de sızım Üsküp’tür. Yahya Kemal Beyatlı’nın o güzel mısraları aklımdan çıkmaz. Ey Rumeli’nin Hasan Rızası Yadından mı Üsküp’ün fezası Yahut Kalkandelen kazası Vardar ve uzak ta karlı dağlar Müziğin temelinde bir "Üsküp rüzgârı" var Yeniden Birlik: Doğduğunuz şehir Üsküp, bu sanatsal yolculuğunuza nasıl bir ilham kaynağı oldu? Cezmi Işık: Koro yöneticiliği yani Şeflik serüveni şöyle şekillendi. Lisede öğrencilik döneminden itibaren Üsküp derneğimizin Türk Sanat Müziği korosuna katılırdım. Hocamız Rüştü ERİÇ tam bir Rumeli beyefendisi ve TRT saz sanatçısı idi. Koromuzda hem fasıl müziği hem de Rumeli türküleri icra edilirdi. Sonraki Yıllar da 2007 yılında Rumeli Türkleri Vakfı Başkanı Melek Aras ve ekibi Fındıkzade semtinde Vakfın dernek binasını açarak o yıldan itibaren her hafta geleneksel cumartesi fasıl müziği tüm dostlarımıza açık olarak bu salonda yapıldı. Yaklaşık dört yıl önce kaybettiğimiz bir diğer hocamız Murtaza Doğan’ın vefatından sonra dernek başkanlarımız tarafından bu görev bana tevdi edildi. “Üsküp’ün sesi” ya da müziği deyince benim zihnimde ilk beliren şey rüzgârın dar bir sokakta dönüp durması, uzaktan gelen tek bir nefesli çalgı (belki kaval, belki tulum değil ama ona yakın bir iç çekiş), arada bir ayak sesleri… Kalabalık bir ezgi değil; yalnız ama dirençli. Cezmi Işık: "Biz İstanbul’dayız ama sesimiz Üsküp’le aynı frekansta" Özlemden mirasa dönüşen bir ses Yeniden Birlik: Üsküp'ün "sesi" veya "müziği" denilince aklınıza ilk gelen nedir? Bir özlem mi, kültürel mirasın yankısı mı? Cezmi Işık: İstanbul’da yaşayan bir Üsküplü için bu ses bence çoğu zaman özlem olarak başlıyor, ama orada kalmıyor. İlk başta “uzakta kalan” bir şey gibi: Bir düğünün kenarından duyulmuş bir melodi…Çocuklukta kulakta kalan yarım bir ritim, ya da hiç yaşanmamış ama anlatılardan içselleştirilmiş bir tını. Ama zamanla bu özlem, kültürel mirasın yankısına dönüşüyor. Çünkü İstanbul’da o sesi her duyduğumda bazen ılık bir rüzgârda şunu hatırlıyorum: “Ben buradayım ama tamamen buradan değilim.” O yüzden bana kalırsa bu seste: Özlem Direnç- ki bu daha çok unutmamak için hafızaya daima verilen sesli ve sessiz bir komut. Hatırlama -karşıdakine de unuttuğu varsa anımsatma- var. Geçmişin mirasını korumak ve mirasının sahibi olduğunu ruha daima hissettirmek. Bu bir farkındalıktır bence. Nereden geldiğimizin ve kim olduğumuzun adıdır. İki şehrin ahengi: "Sesimiz aynı frekansta" Yeniden Birlik: "Üsküp Ahenkli Sesler Korosu" ismiyle, İstanbul ile Üsküp arasındaki bağı mı anlatmak istiyorsunuz? Cezmi Işık: Üsküp Ahenkli Sesler denince ilk bakışta kulağa çok teknik gibi geliyor. Uyum, çok seslilik. Disiplin bütün bunlar hepsi etkili. Farklı seslerin kopmadan bastırmadan birlikte titreşmesi demek. Bu yüzden ben bu ismi sadece seslerin uyumu olarak değil, açıkça şunun ifadesi olarak okuyorum. Biz İstanbul’dayız ama sesimiz Üsküp’le aynı frekansta. Yani koro, yalnızca müzik icra eden bir topluluk değil: İki şehir arasında kurulan duygusal bir köprü görevindedir. O köprü ki, şimdiki ve daha önceki zamanlarda yolculuk için bizlere kucak açar. Bizleri sarmalar. İstanbul’un kalabalığı ile Üsküp’ün hatıraları aynı anda nefes alabiliyorsa o zaten bir ahenktir.                       Üsküp Ahenkli Sesler Korosu: Şarkılarla Meşk Yaşayan bellek: Nostaljiye hapsedilmeyen türküler Yeniden Birlik: Repertuarınızda Üsküp ve Makedonya kültürünün yeri nedir? En sevdiğiniz eser hangisi? Cezmi Işık: Repertuar seçimlerimizde şarkıları Koromuzda icra ederken ilginç bir şey oluyor. Rumeli türküleri ve şarkıları nostaljiye hapsedilmiyor. Tam tersine İstanbul’un çok katmanlı sesine karışıp yeniden anlam kazanıyor. Böylece repertuar folklorik bir arşiv değil, yaşayan bir bellek haline geliyor. Ezgileri genelde şunları taşıyor (7/8, ya da 9/8) ama acele etmeyen bir yürüyüş. Melankoliyle neşeyi aynı cümlede söyleyebilen melodiler. Solo gibi başlayan ama mutlaka birlikte söylenmek isteyen nakaratlar… Kimi koro çalışmalarımız da duygulu anlar yaşanıyor. Örneğin Arnavutça bilen bir korist arkadaşım, ya da Boşnakça bilen bir diğer arkadaş kendi dillerinde eserleri icra ederken, aynı dili anlamayan arkadaşlarımın da ezgisine göre duygulandığını ya da sevinç içinde heyecanlandığını görmek müthiş bir mutluluk veriyor. Müzik evrenseldir ilkesi- yankılanıyor kulaklarda. Şarkılar seçilirken şu ölçüt hissediliyor. Birlikte söylenebiliyor mu? Hikayesi bugünde yankılanıyor mu? İstanbul’daki bir dinleyicinin kalbine değebiliyor mu? (Yöresel tercihlerde) Çalışmalarımızda serbest zamanlarda arkadaşlarımızın seslendirdiği solo eserleri ise hepimize bir renk katarken, bu konuda da repertuvarımızı geliştirmemizi sağlıyor. O yüzden Üsküp ve Makedonya kültürü repertuarda geçmişi anmak için değil, bugünü kurmak için var. Bu da onu egzotik ya da uzaktan bakılan bir unsur olmaktan çıkarıyor. Zaten koromuza devam eden saz ve söz üstatlarının birçoğunun da kökenleri Balkanlara dayanmaktadır. Bizler her Cumartesi atalarımızın doğduğu topraklara musiki sayesinde gider gönüllerimizi dinlendiririz. Atalarımızı da onurlandırmış oluruz. En beğendiğim şarkı: Atamızın da çok sevdiği iki Rumeli Türküsüdür. “Kırmızı gülün alı var ile Vardar ovası…”  Bir de Makedonya şarkısı olarak ise Yovano Yovanke’nin bende yeri ayrıdır. Sesten daha fazlası: Bir dayanışma alanı Yeniden Birlik: Koronuz, üyeler için bir "dayanışma ve kültürel aidiyet" alanı da oluşturuyor mu? Cezmi Işık: Kesinlikle oluşturur. Hatta çoğu zaman işlevi tam da budur. Bir koro dışarıdan bakıldığında birlikte şarkı söyleyen insanlar gibi görünür ancak içerden bakınca orada sesler değil, hayatlar senkronize oluyor Aynı nefesi alırsın, aynı yerde beklersin aynı anda susarsın. Bu gündelik hayatta çok az yaşadığımız bir ortaklık halidir. Dayanışma kısmı genel de sessizdir ama güçlüdür. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya çok önem verilir. Büyük hayal: Üsküp'te verilecek bir konser Yeniden Birlik: Üsküp'te bir konser verme projeniz var mı? Cezmi Işık: Üsküp’te bir konserde buluşmayı mutlaka ümit ediyoruz. Halil Abdullah Bey ile (Yeni yol dernek başkanı) bizim dernek faaliyetlerinden söz ettim. İstanbul Üsküp irtibatının önemli olduğundan ve birlikte hazırlanacak bir proje de görev almak istediğimizi belirttim. Halil Başkan da tabii hocam memnuniyetle beraber bir projede yer almak isteriz,” cevabını verdi. Kendilerine de sizin aracılığınız ile bir kez daha teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Umarım bu ya da benzeri bir proje en kısa zamanda gerçekleşir. Rumeli camiası böylesine bir proje ile bütünlüğünün gücünü yeniden hissettirecektir.                 Üsküp Ahenkli Sesler Korosu: Konserden bir an Gençlere çağrı: "Köklerinizi sanatla yaşatın" Yeniden Birlik: Genç kuşaklara, iki kültür arasında köprü olmanın önemini nasıl anlatırsınız? Cezmi Işık: Geleceğimiz olan gençlerimize sevgimizin yanında, bizlere de bizden öncekilerden miras olarak kalan bir geçmiş bırakıyoruz. Bunun içinde müziğimiz, örf adet ve geleneklerimiz de mevcut. Belki de gelişen teknolojilerin insanlara neleri sevdiğini unutturan ve yalnızlaştıran bir etkisi vardır. Burada asıl iş ailelere düşüyor. Müzik tabii ki evrenseldir ancak, bizlerin ve atalarının da doğduğu topraklar bir evdir. Bizim müziğimiz, ezgilerimiz evlerimizin ortak bir çatısıdır. İşte müzik bu evlerin, kuşaklar arası aktarımını ve devamını sağlar. Çocuklarımıza gençlerimize müziğimizi anımsatalım. Müziğin her iki kuşak arasında bir köprü vazifesi yaptığı ve yapacağı bir gerçektir. Onlara musikimizi, ezgilerimizi anımsatmalıyız. Ben eğitimci olarak çalıştığım okulda ve katıldığım ortamlarda bunun önemini sık sık dile getiriyorum. Sanatın her bir dalının insanlar için ne kadar önemli olduğunu vurguluyorum. Okumaktan yazmaya, şarkı söylemekten resim yapmaya, bir enstrüman çalmaktan beste yapmaya kadar uzanan yolda; geçmişimiz adeta yazılmayan / çizilmeyen bir, parmak izidir. Herkesin farklıdır ve diğerlerinden bizleri ayırır. İşte sanat bizlere diğerlerine karşı fark yaratmak kadar, kendimize kendimizi anımsatmak için de lazımdır. Sanatın herhangi bir dalı bizi yaşama karşı güçlü kılar, bir amaç kazandırır. Kendimden örnek verecek olursam ne zaman içimiz umutsuzluk kaplasa, bir Üsküp ezgisi dilime dolanır. Bilirim toprağımdır, bilirim oradadır ve bilirim oradan gelmişimdir. Sanat köklerimizi yaşatmanın yanında bizleri de birbirimize bağlar. Ruhlarımızı dinginleştirir. Acı, keder, sevinç, hüzün, neşe tüm bu duygular yeryüzünde aynıdır. Dilleri farklı olsa da dünyadaki tüm insanlar hepsini aynı şekilde hisseder. Bir melodi ya da bir söz milyonlarca kilometre uzaklıktaki bir insanın yüreğine saniyeler içinde dokunabilir. Hiçbir tercümana ihtiyaç duymadan aynı duygu etrafında tüm insanları toplayabilir. İşte bu bir köprüdür, bu bir yaşam sanatıdır. Tarih boyunca bizleri bütün o farklılıklarımıza rağmen bir arada tutan şey sanattır. Yanıtımın başında da dediğim gibi bizlere kalan mirası, bizden sonraki gençler taşıyacak ve onlar da kendilerinden sonra gelen kuşağa aktaracaklardır. Bunun da kalıcı olması için bir sanat dalı ile yapmaları gerekir. Bunu sağlayacak en önemli araç Müziktir. Son mesaj: "Tek vücut olmak için sanat" Yeniden Birlik: "Yeniden Birlik" okurlarına ve Makedonya'daki hemşerilerinize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? Cezmi Işık: "Yeniden Birlik" okurlarına ve Makedonya'daki hemşerilerimize Üsküp Türk Kültürümüzün yeniden tek vücut bulmasını, sanatın gücünün ortaya çıkartılmasını, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirilmesini gönülden temenni ediyorum. En derin sevgi saygı ve selamlarımı iletiyorum.   H.Gina
Bir şehir, bir hafıza, bir ses… Üsküp’ün özlemiyle yoğrulan Cezmi Işık, müziğin sınırları aşan gücünü ve kültürel aidiyetin izini bu röportajda paylaşıyor.

Kökleri Makedonya'da, sesi İstanbul'da yankılanan bir müzik insanı: Cezmi Işık. Üsküp doğumlu, İstanbul'da yaşayan bir öğretmen, bir müzik sevdalısı ve " Üsküp Ahenkli Sesler Korosu"nun şefi. Onun hikayesi, iki şehir, iki kültür ve bir ömre sığan bir müzik aşkının hikayesi. Yeniden Birlik okurları için, sanatı ve aidiyeti nasıl harmanladığını, müziğin sınırları nasıl aştığını anlattı.

"Gerçek vatanım Üsküp'tür"

Yeniden Birlik: Sizi, "İstanbul'da yaşayan bir Üsküp sevdalısı ve koro şefi" olarak nasıl tanımlarsınız? Bu iki şehir sizin için ne ifade ediyor?

Cezmi Işık: Üsküp’te dünyaya geldim. Ailem, ben iki yaşındayken İstanbul’a göç etmek zorunda kalmıştır. O yıldan beri İstanbulluyum desem de gerçek vatanım Üsküp’tür. Rahmetli babam “Rasih Işık Efendi” Üsküp’ün değerli hafızlarındadır. Kendisinden hem makam hem de ses, sesi doğru kullanma konularında eğitim aldım. Ailemizde hafızların ortak özelliği de Türk Musikisine olan bitmek bilmeyen aşklarıydı. Meselâ amcam “Hafız Sami Nebi Efendi “İstanbul’a misafir olarak geldiğinde, babamla birlikte birçok şarkı ve ilahileri meşk ederdik. Meşk sisteminde sadece şarkıyı geçilmez; usul, makam, nazariyat bilgilerimizi de tazeler her okuyuşta farklı bir tavır icra ederdik. Amcamın da babamın da tek başına okuduğu ve bizlere ders niteliğinde olan icraları bugün de hep kulağımdadır. Ben kendi adıma diyebilirim ki; ailemle başladım musikiye…Küçük yaşlardan itibaren evimizde daima müzik olurdu gerek şarkı formunda gerekse de ilahi formunda…

                                                  Üsküp Ahenkli Sesler Korosu

Liseden sonra yükseköğrenimi İstanbul Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladım. Fakülte yıllarında bile Musiki vazgeçilmezimdi. Orada da Müzik çalışmalarına devam ettim.

Halen İstanbul da bir kolejde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak çalışıyorum.

Kendimi tanımlarken babam ve amcam gibi Hafız olarak nitelendirmesem de dini musikiye olan sevdam tartışılmaz. Zaman zaman da dost meclislerinde dini musiki formunda bazı eserleri icra ederim. Onlardan öğrendiklerimi uygulamaya çalışırım. Üsküp sevdalısıyım. Hani derler ya, vatan denilince insanın burnunun kemiği sızlarmış. İşte benim de sızım Üsküp’tür. Yahya Kemal Beyatlı’nın o güzel mısraları aklımdan çıkmaz.

Ey Rumeli’nin Hasan Rızası

Yadından mı Üsküp’ün fezası

Yahut Kalkandelen kazası

Vardar ve uzak ta karlı dağlar

Müziğin temelinde bir " Üsküp rüzgârı" var

Yeniden Birlik: Doğduğunuz şehir Üsküp, bu sanatsal yolculuğunuza nasıl bir ilham kaynağı oldu?

Cezmi Işık: Koro yöneticiliği yani Şeflik serüveni şöyle şekillendi. Lisede öğrencilik döneminden itibaren Üsküp derneğimizin Türk Sanat Müziği korosuna katılırdım. Hocamız Rüştü ERİÇ tam bir Rumeli beyefendisi ve TRT saz sanatçısı idi. Koromuzda hem fasıl müziği hem de Rumeli türküleri icra edilirdi. Sonraki Yıllar da 2007 yılında Rumeli Türkleri Vakfı Başkanı Melek Aras ve ekibi Fındıkzade semtinde Vakfın dernek binasını açarak o yıldan itibaren her hafta geleneksel cumartesi fasıl müziği tüm dostlarımıza açık olarak bu salonda yapıldı. Yaklaşık dört yıl önce kaybettiğimiz bir diğer hocamız Murtaza Doğan’ın vefatından sonra dernek başkanlarımız tarafından bu görev bana tevdi edildi. “Üsküp’ün sesi” ya da müziği deyince benim zihnimde ilk beliren şey rüzgârın dar bir sokakta dönüp durması, uzaktan gelen tek bir nefesli çalgı (belki kaval, belki tulum değil ama ona yakın bir iç çekiş), arada bir ayak sesleri… Kalabalık bir ezgi değil; yalnız ama dirençli.

Cezmi Işık: "Biz İstanbul’dayız ama sesimiz Üsküp’le aynı frekansta"

Özlemden mirasa dönüşen bir ses

Yeniden Birlik: Üsküp'ün "sesi" veya "müziği" denilince aklınıza ilk gelen nedir? Bir özlem mi, kültürel mirasın yankısı mı?

Cezmi Işık: İstanbul’da yaşayan bir Üsküplü için bu ses bence çoğu zaman özlem olarak başlıyor, ama orada kalmıyor. İlk başta “uzakta kalan” bir şey gibi:

Bir düğünün kenarından duyulmuş bir melodi…Çocuklukta kulakta kalan yarım bir ritim, ya da hiç yaşanmamış ama anlatılardan içselleştirilmiş bir tını. Ama zamanla bu özlem, kültürel mirasın yankısına dönüşüyor. Çünkü İstanbul’da o sesi her duyduğumda bazen ılık bir rüzgârda şunu hatırlıyorum: “Ben buradayım ama tamamen buradan değilim.” O yüzden bana kalırsa bu seste:

Özlem

Direnç- ki bu daha çok unutmamak için hafızaya daima verilen sesli ve sessiz bir komut.

Hatırlama -karşıdakine de unuttuğu varsa anımsatma- var.

Geçmişin mirasını korumak ve mirasının sahibi olduğunu ruha daima hissettirmek. Bu bir farkındalıktır bence. Nereden geldiğimizin ve kim olduğumuzun adıdır.

İki şehrin ahengi: "Sesimiz aynı frekansta"

Yeniden Birlik: " Üsküp Ahenkli Sesler Korosu" ismiyle, İstanbul ile Üsküp arasındaki bağı mı anlatmak istiyorsunuz?

Cezmi Işık:  Üsküp Ahenkli Sesler denince ilk bakışta kulağa çok teknik gibi geliyor. Uyum, çok seslilik. Disiplin bütün bunlar hepsi etkili. Farklı seslerin kopmadan bastırmadan birlikte titreşmesi demek. Bu yüzden ben bu ismi sadece seslerin uyumu olarak değil, açıkça şunun ifadesi olarak okuyorum. Biz İstanbul’dayız ama sesimiz Üsküp’le aynı frekansta. Yani koro, yalnızca müzik icra eden bir topluluk değil: İki şehir arasında kurulan duygusal bir köprü görevindedir. O köprü ki, şimdiki ve daha önceki zamanlarda yolculuk için bizlere kucak açar. Bizleri sarmalar.

İstanbul’un kalabalığı ile Üsküp’ün hatıraları aynı anda nefes alabiliyorsa o zaten bir ahenktir.

                      Üsküp Ahenkli Sesler Korosu: Şarkılarla Meşk

Yaşayan bellek: Nostaljiye hapsedilmeyen türküler

Yeniden Birlik: Repertuarınızda Üsküp ve Makedonya kültürünün yeri nedir? En sevdiğiniz eser hangisi?

Cezmi Işık: Repertuar seçimlerimizde şarkıları Koromuzda icra ederken ilginç bir şey oluyor. Rumeli türküleri ve şarkıları nostaljiye hapsedilmiyor. Tam tersine İstanbul’un çok katmanlı sesine karışıp yeniden anlam kazanıyor. Böylece repertuar folklorik bir arşiv değil, yaşayan bir bellek haline geliyor. Ezgileri genelde şunları taşıyor (7/8, ya da 9/8) ama acele etmeyen bir yürüyüş.

Melankoliyle neşeyi aynı cümlede söyleyebilen melodiler.

Solo gibi başlayan ama mutlaka birlikte söylenmek isteyen nakaratlar…

Kimi koro çalışmalarımız da duygulu anlar yaşanıyor. Örneğin Arnavutça bilen bir korist arkadaşım, ya da Boşnakça bilen bir diğer arkadaş kendi dillerinde eserleri icra ederken, aynı dili anlamayan arkadaşlarımın da ezgisine göre duygulandığını ya da sevinç içinde heyecanlandığını görmek müthiş bir mutluluk veriyor. Müzik evrenseldir ilkesi- yankılanıyor kulaklarda.

Şarkılar seçilirken şu ölçüt hissediliyor.

Birlikte söylenebiliyor mu?

Hikayesi bugünde yankılanıyor mu?

İstanbul’daki bir dinleyicinin kalbine değebiliyor mu? (Yöresel tercihlerde)

Çalışmalarımızda serbest zamanlarda arkadaşlarımızın seslendirdiği solo eserleri ise hepimize bir renk katarken, bu konuda da repertuvarımızı geliştirmemizi sağlıyor. O yüzden Üsküp ve Makedonya kültürü repertuarda geçmişi anmak için değil, bugünü kurmak için var. Bu da onu egzotik ya da uzaktan bakılan bir unsur olmaktan çıkarıyor. Zaten koromuza devam eden saz ve söz üstatlarının birçoğunun da kökenleri Balkanlara dayanmaktadır. Bizler her Cumartesi atalarımızın doğduğu topraklara musiki sayesinde gider gönüllerimizi dinlendiririz. Atalarımızı da onurlandırmış oluruz.

En beğendiğim şarkı: Atamızın da çok sevdiği iki Rumeli Türküsüdür. “Kırmızı gülün alı var ile Vardar ovası…”  Bir de Makedonya şarkısı olarak ise Yovano Yovanke’nin bende yeri ayrıdır.

Sesten daha fazlası: Bir dayanışma alanı

Yeniden Birlik: Koronuz, üyeler için bir "dayanışma ve kültürel aidiyet" alanı da oluşturuyor mu?

Cezmi Işık: Kesinlikle oluşturur. Hatta çoğu zaman işlevi tam da budur. Bir koro dışarıdan bakıldığında birlikte şarkı söyleyen insanlar gibi görünür ancak içerden bakınca orada sesler değil, hayatlar senkronize oluyor Aynı nefesi alırsın, aynı yerde beklersin aynı anda susarsın. Bu gündelik hayatta çok az yaşadığımız bir ortaklık halidir.

Dayanışma kısmı genel de sessizdir ama güçlüdür. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya çok önem verilir.

Büyük hayal: Üsküp'te verilecek bir konser

Yeniden Birlik: Üsküp'te bir konser verme projeniz var mı?

Cezmi Işık: Üsküp’te bir konserde buluşmayı mutlaka ümit ediyoruz. Halil Abdullah Bey ile (Yeni yol dernek başkanı) bizim dernek faaliyetlerinden söz ettim. İstanbul Üsküp irtibatının önemli olduğundan ve birlikte hazırlanacak bir proje de görev almak istediğimizi belirttim. Halil Başkan da tabii hocam memnuniyetle beraber bir projede yer almak isteriz,” cevabını verdi. Kendilerine de sizin aracılığınız ile bir kez daha teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Umarım bu ya da benzeri bir proje en kısa zamanda gerçekleşir. Rumeli camiası böylesine bir proje ile bütünlüğünün gücünü yeniden hissettirecektir.

                 Üsküp Ahenkli Sesler Korosu: Konserden bir an

Gençlere çağrı: "Köklerinizi sanatla yaşatın"

Yeniden Birlik: Genç kuşaklara, iki kültür arasında köprü olmanın önemini nasıl anlatırsınız?

Cezmi Işık: Geleceğimiz olan gençlerimize sevgimizin yanında, bizlere de bizden öncekilerden miras olarak kalan bir geçmiş bırakıyoruz. Bunun içinde müziğimiz, örf adet ve geleneklerimiz de mevcut. Belki de gelişen teknolojilerin insanlara neleri sevdiğini unutturan ve yalnızlaştıran bir etkisi vardır. Burada asıl iş ailelere düşüyor. Müzik tabii ki evrenseldir ancak, bizlerin ve atalarının da doğduğu topraklar bir evdir. Bizim müziğimiz, ezgilerimiz evlerimizin ortak bir çatısıdır. İşte müzik bu evlerin, kuşaklar arası aktarımını ve devamını sağlar. Çocuklarımıza gençlerimize müziğimizi anımsatalım.

Müziğin her iki kuşak arasında bir köprü vazifesi yaptığı ve yapacağı bir gerçektir. Onlara musikimizi, ezgilerimizi anımsatmalıyız.

Ben eğitimci olarak çalıştığım okulda ve katıldığım ortamlarda bunun önemini sık sık dile getiriyorum. Sanatın her bir dalının insanlar için ne kadar önemli olduğunu vurguluyorum. Okumaktan yazmaya, şarkı söylemekten resim yapmaya, bir enstrüman çalmaktan beste yapmaya kadar uzanan yolda; geçmişimiz adeta yazılmayan / çizilmeyen bir, parmak izidir.

Herkesin farklıdır ve diğerlerinden bizleri ayırır. İşte sanat bizlere diğerlerine karşı fark yaratmak kadar, kendimize kendimizi anımsatmak için de lazımdır. Sanatın herhangi bir dalı bizi yaşama karşı güçlü kılar, bir amaç kazandırır. Kendimden örnek verecek olursam ne zaman içimiz umutsuzluk kaplasa, bir Üsküp ezgisi dilime dolanır. Bilirim toprağımdır, bilirim oradadır ve bilirim oradan gelmişimdir. Sanat köklerimizi yaşatmanın yanında bizleri de birbirimize bağlar. Ruhlarımızı dinginleştirir.

Acı, keder, sevinç, hüzün, neşe tüm bu duygular yeryüzünde aynıdır. Dilleri farklı olsa da dünyadaki tüm insanlar hepsini aynı şekilde hisseder. Bir melodi ya da bir söz milyonlarca kilometre uzaklıktaki bir insanın yüreğine saniyeler içinde dokunabilir. Hiçbir tercümana ihtiyaç duymadan aynı duygu etrafında tüm insanları toplayabilir. İşte bu bir köprüdür, bu bir yaşam sanatıdır. Tarih boyunca bizleri bütün o farklılıklarımıza rağmen bir arada tutan şey sanattır.

Yanıtımın başında da dediğim gibi bizlere kalan mirası, bizden sonraki gençler taşıyacak ve onlar da kendilerinden sonra gelen kuşağa aktaracaklardır. Bunun da kalıcı olması için bir sanat dalı ile yapmaları gerekir. Bunu sağlayacak en önemli araç Müziktir.

Son mesaj: "Tek vücut olmak için sanat"

Yeniden Birlik: "Yeniden Birlik" okurlarına ve Makedonya'daki hemşerilerinize iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Cezmi Işık: "Yeniden Birlik" okurlarına ve Makedonya'daki hemşerilerimize Üsküp Türk Kültürümüzün yeniden tek vücut bulmasını, sanatın gücünün ortaya çıkartılmasını, birlik ve beraberlik duygularının pekiştirilmesini gönülden temenni ediyorum. En derin sevgi saygı ve selamlarımı iletiyorum.  

H.Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.