İlhan Rahman: ‘Değerli yalnızlık’ Makedonya için endişe verici
İlhan Rahman: ‘Değerli yalnızlık’ Makedonya için endişe verici
Avrupa Komisyonu'nun 2026 Kuzey Makedonya raporunu değerlendiren siyasal bilimler ve uluslararası siyaset uzmanı İlhan Rahman, anayasa değişikliklerinin yapılmaması, yargı reformundaki eksiklikler ve yolsuzlukla mücadelede sonuç alınamamasının ülkenin Avrupa yolunu tıkadığını belirtiyor. Hükümetin “değerli yalnızlık” siyasetini endişe verici olarak nitelendiren Rahman, Türk toplumunun hakça temsil ve ana dilde eğitim konularındaki eksikliklere de dikkat çekiyor.
Avrupa Komisyonu, iki gün önce Kuzey Makedonya'nın 2026 yılına ilişkin ilerleme raporunu yayımladı. Raporda anayasa değişikliklerinin yapılmaması, yargı reformundaki sınırlı ilerleme ve yolsuzlukla mücadelede sonuç alınamaması öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Yeniden Birlik olarak, raporun ortaya koyduğu tabloyu, ülkenin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecini ve Makedonya Türk toplumunun haklarını siyasal bilimler ve uluslararası siyaset uzmanı İlhan Rahman ile konuştuk.
Rahman, Kuzey Makedonya'nın Avrupa entegrasyonunda ilerleme sağlayamamasının yalnızca siyasi bir gecikme olmadığını, ülkenin ekonomik rekabet gücünü ve bölgesel konumunu da olumsuz etkileyebileceğini belirterek, hükümetin izlediği siyaseti “değerli yalnızlık” olarak nitelendirdi. Yargı sisteminin kapsamlı biçimde yeniden ele alınması gerektiğini vurgulayan Rahman, Türk toplumunun hakça temsili, ana dilde eğitim ve Türkçenin kullanımı gibi alanlarda da önemli eksikliklerin sürdüğüne dikkat çekti. Rahman, değerlendirmesinde “Aynı hataları tekrarlayıp farklı sonuç beklemek ise hayalperestliktir” ifadesini kullandı.
“Yerinde saymak, ülkenin ekonomik rekabet gücünü ve bölgesel konumunu da olumsuz etkileyebilir.”
Yeniden Birlik: Avrupa Komisyonu, Kuzey Makedonya'nın anayasa değişiklikleri konusunda henüz herhangi bir adım atmadığını bir kez daha vurguluyor. Söz konusu değişiklikler, AB ile müzakerelerde “Temeller” (Fundamentals) Kümesi'nin açılması için temel koşullardan biri. Sizce ülke, Avrupa entegrasyonu sürecinde ciddi bir siyasi çıkmaza mı giriyor? Önümüzdeki dönemde ne gibi sonuçlarla karşılaşabiliriz?
İlhan Rahman: Hükümet artık görev süresini yarıladı. Avrupa Birliği (AB) üyeliği konusunda hükümetin kuruluşunun ilk günlerinde yapılan eleştirilerin ne yazık ki her geçen gün daha da haklı çıkması ülke için olumlu bir durum değil. AB karşıtı söylemler VMRO-DPMNE’nin muhalefet dönemindeki günlük retoriği olmuştu. Bu söylemlerin seçim döneminde siyasi bir karşılık bulması, mevcut hükümetin Avrupa entegrasyonu konusundaki yaklaşımını daha da kritik hale getirmiştir. Uzlaşma ve müzakere kültürünü benimsemeyen siyasi anlayışların, AB üyeliği gibi karmaşık bir süreci başarıyla yönetmesi son derece güçtür. Dolayısıyla müzakere başlıklarının açılması için aranan anayasa değişikliği şartı hala yerine getirilmemiştir. Şartların karşılanmadığı bir ortamda ilerleme beklenemez. Bölge ülkeleri, özellikle Karadağ ve Arnavutluk, üyelik yolunda hızlı adımlar atarken Kuzey Makedonya’nın deyim yerindeyse yerinde sayması, yalnızca siyasi bir gecikme anlamına gelmiyor; ülkenin ekonomik rekabet gücünü, yabancı yatırımları çekme kapasitesini ve bölgesel konumunu da olumsuz etkileyebilir. Hükümetin “değerli yalnızlık” siyaseti, ekonomisi kırılgan, siyaseti kaygan ve alternatifleri olmayan Makedonya için endişe verici bir durumdur.
“AB üyeliği bir yana, reformlar ülkenin kendi yararınadır.”
Yeniden Birlik: Rapor, Reform Gündemi'nin uygulanmasında bazı olumlu sonuçlara işaret etse de AB'ye entegrasyon sürecindeki siyasi tıkanıklık devam ediyor. Bu çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz? Avrupa entegrasyonunda ilerleme sağlanamadığı sürece reformların gerçek bir anlamı ve değeri olabilir mi?
İlhan Rahman: Öncelikle bilinmesi gereken, aday ülkelerin Avrupa Birliği’ne uyumu konusunda reformların yapıldığıdır. Bu reformlar, ülke için daha iyi bir sistem inşa etmek ve ülkeyi Avrupa Birliği seviyesine yükseltmek amacıyla yapılmaktadır. Ülkemizde yapılan belli bir reform, bir Fransız ya da İspanyol vatandaşının yararına değildir; kendi vatandaşlarımızın yararınadır. Öyle ki yapılan veya yapılması planlanan reformlar, AB üyeliği bir yana, ülkenin kendi yararınadır. En karamsar senaryo üzerinden düşünsek ve Kuzey Makedonya hiçbir zaman AB üyesi olamasa bile reformlar, devlet ve millet için daha iyi bir sistem inşa etmeyi amaçlar. Dolayısıyla siyasi tıkanıklık bir kenara bırakılmalı; Kuzey Makedonya, başta hukuk ve demokrasi olmak üzere ekonomi, sosyal politikalar, eğitim, sağlık, tarım ve benzeri alanlarda ciddi bir reform atılımına muhtaçtır. Vatandaşlar geçmiş 20-30 yılda sürekli reformlar yapıldığını ve bunun neticesinin olmadığı görüşüne kapılabilirler. Ancak reformların sonuç vermediği yönündeki böyle bir değerlendirmeye katılmıyorum. Yasalar, dolayısıyla da reformlar, güncel ihtiyaçlara göre yapılmaktadır ve bu, zamanın akışı gibi durmayan bir süreçtir. Sonuç itibari ile ilerleme raporunda bazı alanlarda sınırlı ilerlemeden söz edilirken birçok temel alanda eksikliklerin devam ettiğinin vurgulanması, hükümetin reform gündemini beklenen hızda ve kararlılıkla hayata geçiremediğini gösteriyor.
“Yargının kurumsal yapısı ve bağımsızlığı kapsamlı biçimde yeniden ele alınmalıdır.”
Yeniden Birlik: Avrupa Komisyonu, üst düzey siyasetçilerin yargı ve savcılıkta “temizlik” yapılmasına ilişkin açıklamalarını sert bir dille eleştirerek, bunları kabul edilemez müdahale ve yıldırma olarak değerlendiriyor. Sizce bu durum, yargının bağımsızlığı açısından ciddi bir tehdit oluşturuyor mu? Ayrıca uluslararası toplum nezdinde ülkenin imajını nasıl etkiliyor?
İlhan Rahman: Maalesef yargı sistemi, Kuzey Makedonya'nın demokratikleşme sürecindeki en ciddi yapısal sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Demokratik hukuk devletlerinde yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı, sistemin sağlıklı işlemesinin temel güvencelerinden biridir. Gerek iktidar, gerek muhalefet, gerekse uluslararası toplum ülkede ciddi bir yargı problemi olduğu konusunda hemfikirdir. Böyle bir ortamda yapılması gereken, geniş bir siyasi uzlaşı ve bağımsız uzman desteğiyle konuya kararlı bir şekilde yaklaşmaktır. İktidar kanadının bu konudaki samimiyeti ise şüphelidir. Görev ve konum itibarıyla en büyük sorumluluk Adalet Bakanlığı ile hükümettedir. Kimi hukukçular ülkedeki mevcut yargı sisteminin sil baştan düzenlenmesini savunmaktadır. Şahsi kanaatim, mevcut sorunların yüzeysel düzenlemelerle çözülemeyeceği yönündedir. Yargının kurumsal yapısı, atama ve denetim mekanizmaları, hesap verebilirlik ilkeleri ve bağımsızlığı kapsamlı biçimde yeniden ele alınmalıdır. Çünkü günü kurtarma, uluslararası toplumu oyalama ve seçimlere yönelik algı politikalarıyla bir düzelme olmayacağını defalarca tecrübe ettik. Burada önemli olan, yargı reformunun siyasi iktidarın kontrolünde bir yeniden yapılanmaya dönüşmemesidir. Yargıdaki gerekli reform süreci, bütün siyasi aktörlerin uzlaşabileceği, bağımsız hukukçu ve uluslararası uzmanların katkı vereceği bir çerçevede yürütülmelidir.
“Yargı, kimsenin güvenmediği bir kurum haline geliyor.”
Yeniden Birlik: Raporda, yolsuzluğun yaygın olduğu, üst düzey yolsuzluk davalarının ise sık sık ertelendiği ve zamanaşımına uğradığı bir kez daha vurgulanıyor. Kuzey Makedonya neden yürütülen soruşturmaları nihai mahkeme kararlarına ve yolsuzlukla mücadelede somut sonuçlara dönüştüremiyor?
İlhan Rahman: En başta üst düzey devlet yetkilileri ve kurum yöneticileri hakkında kamuoyunda şüphe oluşturan konularda soruşturmaların ya hiç açılmadığını ya da geçiştirildiğini görmekteyiz. Madalyonun öbür yüzü ise açılan soruşturmaların mahkemede sonuçlanmamasıdır. Yolsuzlukla mücadelede önemli olan yalnızca soruşturma başlatılması değil, bu soruşturmaların bağımsız biçimde yürütülmesi, yargılamaların makul sürede tamamlanması ve suçun sabit görülmesi halinde sorumluların hesap vermesidir. Konuyu açacak olursak Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikler hukuki belirsizliği artırdı, yargıda personel eksikliği büyüyor, davalar uzuyor ve üst düzey dosyalar zamanaşımına uğruyor. Bunun üstüne yargıya yönelik siyasi baskı ve söylemler de eklenince yargı, kimsenin güvenmediği bir kurum haline geliyor. Dolayısıyla yapılması beklenen, yasal çerçevenin netleştirilmesi, yargıya kaynak ile kadro sağlanması ve yargının siyasi baskıdan korunmasıdır.
“Aynı hataları tekrarlayıp farklı sonuç beklemek hayalperestliktir.”
Yeniden Birlik: Bulgaristan ile ilişkiler, Kuzey Makedonya'nın Avrupa yolundaki başlıca engellerden biri olmaya devam ediyor. Mevcut siyasi tıkanıklık nasıl aşılabilir? Sofya'ya yönelik farklı bir diplomatik yaklaşım benimsenmesi sizce gerekli mi?
İlhan Rahman: VMRO-DPMNE’nin hükümete gelme sürecini hatırlarsak Prespa Anlaşması’nı askıya alacaklarını, Kuzey Makedonya ismini değiştireceklerini ve Bulgaristan ile 2017 yılında yapılan ikili anlaşmayı tanımayacaklarını söylemekteydiler. Aradan geçen yıllara rağmen bunların hiçbiri resmi olarak hayata geçmedi. Bulgaristan’daki siyasi kriz ve art arda düzenlenen erken seçimler bir dönem karar alma sürecini yavaşlattı. Ancak bu dönem artık kapandı. Rumen Radev başbakan oldu, İliyana Yotova da 1 Kasım’daki ikinci turda cumhurbaşkanı seçildi. Elimizde 2022 yılında Bulgaristan’ın vetosunun kaldırılması için varılan ve “Fransız önerisi” olarak bilinen anlaşma var. Kuzey Makedonya ve Avrupa Birliği arasında yapılan bu anlaşma, dönemin AB dönem başkanı Fransa’nın girişimleriyle sağlanmıştı. Bu uzlaşının en önemli maddesi, Kuzey Makedonya Anayasasına Bulgar topluluğunun eklenmesidir. Gelinen noktada Bulgaristan’ın tavrı ve konumu oldukça güçlü. Kuzey Makedonya, üstlendiği anayasa değişikliklerini yapmayan taraf olarak görülmekte; Komisyon da bunu raporunda açıkça belirtiyor. Diplomasi, netice alma ve sorunları çözme yoludur. İki yılı aşkın süredir bu yönde bir adım atılmadı. Bu nedenle Kuzey Makedonya'nın Bulgaristan ile ilişkilerinde daha gerçekçi, sonuç odaklı diplomasi yürütmesi gerekiyor. Sofya ile siyasi diyalog kesintisiz ve günlük polemiklerden uzak bir biçimde sürdürülmeli. Mevcut anlaşmazlıkların çözümünde Avrupa Birliği kurumlarının yapıcı katkısından yararlanılmalıdır. Bununla birlikte Kuzey Makedonya, kendi üstlendiği yükümlülükleri yerine getirerek müzakere sürecinin önündeki engelleri kaldırmalıdır. Diplomasi, iç politikada oy kazanmak için kullanılan bir söylem değil, ülkenin çıkarlarını koruyarak net sonuç elde etme aracıdır. Aynı hataları tekrarlayıp farklı sonuç beklemek ise hayalperestliktir.
“Bir hakkın hukuken tanınması ile pratikte kullanılabilmesi arasında fark vardır.”
Yeniden Birlik: Avrupa Komisyonu, ülkedeki etnik ilişkilerin genel olarak istikrarlı olduğunu değerlendirirken, adil temsil ve toplulukların haklarının uygulanması konusunda sorunlara da dikkat çekiyor. Türk toplumunun perspektifinden bakıldığında, Ohri Çerçeve Anlaşması ne ölçüde tutarlı ve etkin bir şekilde uygulanıyor? Türkler devlet kurumlarında, eğitimde ve kültürel yaşamda yeterli temsile sahip mi?
İlhan Rahman: Şu anda hakça temsilden söz etme durumunda değiliz, çünkü Anayasa Mahkemesi 2024 yılında oldukça tartışmalı bir kararla “dengeleyici” (balanser) isimli uygulamayı kaldırdı. Bu uygulama her ne kadar manipülasyona açık olsa da geçmişte nüfusu az olan toplulukların kamu kurum ve kuruluşlarında hakça temsili için ciddi bir katkı vermişti. Uygulamanın geliştirilmesi ve açıklarının giderilmesi gerektiği bir ortamda akıl almaz bir hukuk kararıyla kaldırılması kolayca kabul edilebilir bir şey değildir. Üstelik hükümet bu açığı kapatacak bir yasa taslağı hazırlamış olsa da, geçen zamanda bu boşluğu henüz gidermiş değildir. Ohri Çerçeve Anlaşması (OÇA) ve bu anlaşmadan doğan anayasal ve yasal düzenlemeler, bugünkü Kuzey Makedonya'nın siyasi ve toplumsal yapısının temel dayanaklarından biridir. OÇA, her şeyden önce bir barış anlaşmasıdır ve barışı da getirmiştir. Geçmişte farklı alanlarda atılımlar olmuştu, tabi eksiklikler da vardır. Özellikle hakça temsil, ana dilde eğitim ve Türkçenin kullanımı gibi başlıklarda eksiklikler göze çarpmaktadır. Türk toplumunun haklarının korunması yalnızca yasalarda bu hakların tanınmasıyla mümkün değildir. Önemli olan, bu hakların günlük hayatta, kamu kurumlarında, eğitim sisteminde ve yerel yönetimlerde aktif biçimde uygulanmasıdır. Bir hakkın hukuken tanınması ile pratikte kullanılabilmesi arasında fark vardır. Bizim üzerinde durmamız gereken temel mesele de bu farkın ortadan kaldırılmasıdır. Benzer durum neredeyse tüm nüfusu az olan etnik topluluklarda da vardır. Bu konular çözülemeyecek şeyler değildir; ciddi ve kararlı bir siyasi iradeyle orta vadede tüm bu eksiklikler rahatlıkla kapatılabilir. Ama gelin görün ki öyle bir siyasi irade şu anda mevcut değil.
Avrupa Birliği üyelik süreci bu konuda muazzam bir potansiyele sahip. Fasılların açılması bu doğrultuda kullanılırsa netice alınması kaçınılmaz olur. Burada görev Türk toplumunun siyasi temsilcilerindedir. İyi bir strateji ve planlama ile bu süreç yönetilmelidir. Türk toplumunun siyasi temsilcileri, bu hakların sağlanması, korunması ve geliştirilmesi konusunda yalnızca mevcut sorunlara tepki veren bir konumda olmamalıdır. Aksine uzun vadeli hedefleri ve somut eylem planları bulunan bir yaklaşım ortaya koymalıdırlar. Normal şartlarda sivil toplum kuruluşları da ciddi katkı sunabilir, ama Türk toplumunu temsil ettiğini iddia eden STK’lar bu bağlamda azami kapasiteden çok çok uzak.
“Anayasa değişikliği, yargı reformu ve yolsuzlukla mücadele.”
Yeniden Birlik: Hükümetin bu raporun ardından Avrupa Birliği'nin güvenini yeniden kazanmak ve ülkenin Avrupa yolunda ilerlemesini hızlandırmak için atması gereken en önemli üç adım sizce nelerdir? Bu adımların hayata geçirilmesi için daha geniş kapsamlı bir siyasi uzlaşı gerekli mi?
İlhan Rahman: Avrupa Birliği üyeliği hem siyasi hem de toplumsal uzlaşı gerektiren bir süreç. Uzlaşma kültürümüzü geliştirmek durumundayız. Bu, genel olarak tüm toplum hem de ülkenin ayrılmaz bir parçası olan Türk toplumu için geçerlidir. Bu rapor, hükümetin göreve gelmesinden bu yana aldığı üçüncü rapor. Raporların açıklanmasından sonra elle tutulur, gözle görülür adımlar atılması bekleniyor, ancak Makedonya örneğinde bu geçerli olmuyor. Dolayısıyla bu konuda iyimser değilim. Atılacak adımlar ise zaten belli: 1) Anayasa değişikliği, 2) Yargı reformu, 3) Yolsuzlukla mücadele. Anayasa değişikliği müzakere sürecinin önünü açacaktır. Yargı reformu hukuk devletinin temelini güçlendirecek ve yolsuzlukla mücadele ise kamu kurumlarına duyulan güvenin yeniden tesis edilmesini sağlayacaktır.
Komisyon, ülkenin üstlendiği anayasa değişikliklerini hala yapmadığını yeniden belirtiyor ve bu, fasılların açılmasının da ön şartı. Yargıda ilerleme sınırlı kalmış, yolsuzlukla mücadelede ise rapora göre hiçbir ilerleme kaydedilmemiş. Anayasa değişikliği ve bezeri sistem yasaları Meclis’te üçte iki çoğunluk ve badenter oylaması gerektirdiği için bu adımlar, iktidar ile muhalefet arasında daha geniş bir siyasi uzlaşı olmadan hayata geçirilemez.
“Avrupa Birliği'nin de işlevselliğini ve varlığını sürdürmek için reforma ihtiyacı vardır.”
Yeniden Birlik: Sizce Avrupa Birliği'nin Batı Balkanlar'ın genişleme sürecine yönelik hâlâ net bir stratejisi ve siyasi iradesi var mı, yoksa bölge ülkeleri giderek daha fazla kendi iç siyasi sorunları ve jeopolitik koşullarıyla baş başa mı bırakılıyor?
İlhan Rahman: Avrupa Birliği'nin son dönemde ciddi bir yapısal sınavdan geçtiği inkar edilemez. Ekonomik zorluklar, göç meselesi ve Ukrayna savaşı AB’nin ana gündem maddeleri arasında yer alıyor. Buna karar alma mekanizmalarındaki tıkanıklık ve ortak dış ve güvenlik politikasındaki eksiklikler eklenince işler daha da karmaşıklaşıyor. Birlik içinde aşırı sağ, populist ve yabancı karşıtı söylemi öne çıkaran siyasi güçlerin ağırlığı arttıkça, genişleme gibi oy birliği gerektiren kararlarda çözüm yolları da zorlaşıyor.
Bence AB’nin genişleme konusunda bir iradesi var, ama bu irade her ülkeye aynı şekilde yansımıyor. Komisyon’un raporuna bakarsak Karadağ, Arnavutluk, Moldova ve Ukrayna müzakerelerde hızla ilerliyor ve bu dört ülke için önümüzdeki yıla dair yol haritaları çıkarıldı. Kuzey Makedonya bu grubun içinde değil. Sırbistan’da esaslı bir ilerleme yok deniliyor; Bosna-Hersek AB yolundan giderek uzaklaşıyor; Kosova’da ise reform süreci durmuş durumda. Kısacası AB, ilerlemeyi ülkelerin reform hızına bağlıyor. Bölge ülkelerinin kendi hallerine bırakıldığı söylenemez, ama sonuç almak büyük ölçüde ülkelerin kendi performansına kalıyor.
Önceki sorularda sıkça Kuzey Makedonya’nın reform sürecine ihtiyaç duyduğundan söz ettik. Ama bir diğer gerçek de Avrupa Birliği’nin kuruluş ilkelerine, eşitliğe ve demokratik değerlere yeniden sarılması gerektiğidir. Evet, Kuzey Makedonya’nın üyelik için reformlara ve uyum yasalarına ihtiyacı vardır; aynı zamanda Avrupa Birliği’nin işlevselliği ve varlığını sürdürmesi için de reforma ihtiyacı vardır. Yeni duruma, yeni ihtiyaçlara ve gerçekliğe uygun bir Avrupa Birliği hem eski kıtanın hem de dünyanın yararınadır. Batı Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği'nin karar alma süreçlerine etki edebilme kapasitesi son derece sınırlıdır. Buna rağmen bölge ülkelerinin demokratik, ekonomik ve siyasi geleceği açısından Avrupa Birliği üyeliği en gerçekçi stratejik hedef olmaya devam etmektedir. Yapılması gereken, adalet ve demokrasiye sarılıp ülkelerin refah seviyesini ve yaşam standardını artırmaktır.
H.Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.