Vardar Ovası’ndan Akdeniz Akşamları’na: Süleyman Saidov’un müzik yolculuğu

Kültür 810 kez okundu.
 

Vardar Ovası’ndan Akdeniz Akşamları’na: Süleyman Saidov’un müzik yolculuğu

Makedonya’da başlayan müzik yolculuğunu Antalya’da sürdüren Süleyman Saidov, yıllar içinde sahneler, festivaller ve farklı müzik kültürleri arasında kendi yolunu çizdi. Geçmişin izlerini, müziğe bakışını ve yeniden üretme heyecanını Yeniden Birlik’e anlattı.
Kuzey Makedonya’nın Konçe köyünden çıkan, “Bir Balkan Hikâyesi” albümüyle müzik yolculuğunda önemli bir adım atan ve Rumeli türkülerini Rock müziğin enerjisiyle buluşturan Süleyman Saidov ile müzik yolculuğunu, Türkiye’deki sanat yaşamını, yapay zekânın müziğe etkisini ve doğup büyüdüğü topraklara duyduğu özlemi konuştuk. Müzik çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saidov, Balkan müziğinin gördüğü ilgiden sanatçıların karşılaştığı zorluklara, kültür elçiliği deneyiminden yeni projelerine kadar pek çok konuda samimi değerlendirmelerde bulundu. “Müziğin insan ruhundan kopması mümkün değil” diyen Saidov, çocukluk anılarını, sanata bakışını ve yeniden müzik üretimine dönüşünü Yeniden Birlik okurlarıyla paylaştı. Balkanlar’dan Akdeniz’e Yeniden Birlik: Yıllardır Kuzey Makedonya'dan uzakta, Antalya'da yaşıyorsunuz. Antalya'ya yerleşme süreciniz nasıl gelişti? Bu göç kararının arkasında nasıl bir hikâye var? Süleyman Saidov: Biliyorsunuz, ben daha önce Makedonya'da yaşarken “Bir Balkan Hikâyesi” isimli bir albüm yapmıştım. O albüm beni aldı, önce İstanbul'a getirdi. Daha sonra Türkiye'nin İzmir, Bodrum, Marmaris ve Kuşadası gibi farklı şehir ve kasabalarında sahne almaya devam ettim. Böyle geze geze, müzik yapa yapa en son Antalya'ya geldim. Antalya'nın Manavgat ilçesinde, Side'de müzik yapmaya başladım ve burayı tarzıma çok uygun buldum. Yaptığım Blues, Rock ve Country müziklerini burada icra etmek benim için daha kolay oldu. Buradaki turist dinleyici kitlesiyle buluşmak bana çok cazip geldi ve sonuç olarak burada kalmaya karar verdim. Antalya’da sahne hayatı Yeniden Birlik: Antalya'daki güncel yaşamınız nasıl gidiyor? Şu an orada aktif olarak neler yapıyorsunuz? Müzikal çalışmalarınız ve günlük hayatınız nasıl şekilleniyor? Süleyman Saidov: Dediğim gibi, Antalya'ya yerleştikten sonra burada çeşitli mekânlarda, restoranlarda, otellerin büyük sahnelerinde ve amfi tiyatrolarında müzik yapmaya başladım. O zamandan beri de aynı tempoyla devam ediyor. Türkiye'ye 2010 yılında gelmiştim, Antalya'ya ise 2014'te yerleştim. Burada bazı yeni kayıtlar da yaptım; çok ön plana çıkarmamış olsam da Spotify ve YouTube gibi tüm dijital platformlarda bu çalışmalarım mevcut. Açıkçası müzikte kendimi tam olarak bulduğum için televizyon programlarına çıkmak veya sürekli bir yerlerde kendimi göstermek artık pek ilgimi çekmiyor. Neredeyse her gün sahne alıp müzik yapmaya devam ediyorum. Bir ara —sanırım geçen seneydi— yaptığım her şeyi sosyal medyada paylaşıyordum ama bir süre sonra paylaşmaktan yorulup bıraktım. Şimdilerde sadece müziğimi yaşamaya ve böyle devam etmeye bakıyorum. Kültür elçiliğine neden ara verdi? Yeniden Birlik: Yaşadığınız Antalya'da Balkan ve Rumeli müziği sizce yeterince tanınıyor mu? Bu zengin müzik kültürünün Akdeniz'de daha fazla tanınması ve yaşatılması adına siz kişisel olarak neler yapıyorsunuz? Süleyman Saidov: Bu sorunuza biraz sitemli bir cevap vereceğim ama sorduğunuz için açıklıkla paylaşmak istiyorum. Antalya ve bu bölgede Balkan müziği çok fazla yapılmıyor; yani Ege veya Trakya bölgesindeki gibi devasa bir tanınmışlığı yok. Biliyorsunuz, benim yaptığım müzik aslında Balkan Rock müziğiydi. Rumeli türkülerini modernize edip sevdiğim Rock tarzına uyarlamıştım. Ancak Türkiye’de buna çok istediğim tepkileri alamadım. Demek ki bu tarz bir müzik burada o kadar karşılık bulmuyor, tamamen zevk meselesi. “Kültürün yaşatılması adına kişisel olarak ne yapıyorsunuz?” sorusuna gelirsek; ben artık bir kültür elçisi olmayı bıraktım. Zamanında çok uğraştım; Makedonya’da ilk çocuk festivallerini ve yine Makedonya’da ilk Türk festivalini gerçekleştiren benim. Belki ilk kez yapıldığı için eksikleri vardı, bilemiyorum ama ne yazık ki hak ettiği takdiri görmedi. Kültür adına bir şeyler yapmaya çabalarken olumsuz tepkiler alabiliyorsunuz. Daha sonra yaptığım Rumeli Rock albümünde de benzer olumsuz tepkilerle karşılaştım. Çok sayıda televizyon programına çıktım, konserler verdim ama insanlar sanırım daha çok tek klavyeyle (orgla) yapılan düğün müziklerine alışmış durumdalar. Kimseyi eleştirmek ya da küçümsemek istemiyorum, herkesin kendi tercihi ve emeğidir. Ancak bu durum karşısında ben de “Artık daha fazla uğraşmayacağım” dedim. Bu yüzden yaklaşık 10 senedir çok fazla ortalıkta görünmemeyi tercih ediyorum. Şu an burada Batı müziğini doğru düzgün icra edebileceğim sahneler buldum ve gayet mutlu bir şekilde yoluma devam ediyorum. Vardar Ovası ve Akdeniz Akşamları Yeniden Birlik: Biri Balkanların, diğeri Akdeniz'in simgesi olan “Vardar Ovası” ile “Akdeniz Akşamları” şarkıları hayatınızda nerede duruyor? Bu iki şarkı ve coğrafya müzikal olarak nerede ayrışıyor, nerede buluşuyor? Süleyman Saidov: Gerçekten ilginç ve güzel bir soru... “Vardar Ovası” sadece Balkanların değil, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk'ün de en sevdiği türkülerin başında gelir. Bu yüzden anlamı benim için çok ayrı ve derindir. Hatta albümümün klip çalışmasını da tam olarak Vardar Ovası'nda çekmiştim. Bu türkü, ritmi ve melodik yapısıyla bana Rumeli Rock fikrini ilham eden ana eserlerden biriydi. “Akdeniz Akşamları” ise “Vardar Ovası”nın yanında daha popüler, piyasa işi bir eser gibi kalsa da son derece başarılı ve çok sevilen bir şarkıdır. Benim hayatımdaki yeri ise bambaşkadır; çünkü gitara ilk başladığım dönemlerde çalmayı öğrendiğim ilk şarkılardan biriydi. Dolayısıyla her iki şarkının da kendi dünyamda ve müzikal yolculuğumda kapladığı alan son derece kıymetli. Balkanlar ve Türkiye’de müzik Yeniden Birlik: Hem Türkiye'de hem de Kuzey Makedonya'da müzik yapmış bir sanatçı olarak iki ülkedeki müzik sektörünü, dinleyici kitlesini ve müzisyenlerin imkânlarını karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz? Süleyman Saidov: Kuzey Makedonya'da ben iki farklı kulvarda müzik yaptım. Birincisi, oradaki Türkçe etkinliklerde ve cemiyetlerde çaldığımız geleneksel Rumeli müzikleriydi. İkincisi ise orada yaşadığımız için Balkan dillerinde icra ettiğimiz pop-rock ve Makedonca eserlerdi; yani iki piyasada da aktif olarak vardım. İmkânlara ve bakış açısına gelirsek; ne yazık ki Türkiye'de gerçek müzisyenler ve sanatçılar hak ettikleri saygıyı yeterince göremiyor. Balkanlar'daki gibi köklü bir canlı müzik dinleme kültürü burada ne yazık ki tam anlamıyla gelişmiş değil. Günümüzde dijital bir çağda yaşıyoruz ve artık herkes evinden bir şarkı çıkarıp dijital platformlara yükleyebiliyor. Ancak iş sahneye geldiğinde durum çok farklıdır. Sahneye çıkan bir müzisyen o işi gerçekten yapabildiği için oradadır. Hele ki Antalya gibi uluslararası bir turizm merkezinde, büyük otellerin dev sahnelerinde performans sergilemek sadece şarkı çıkarmakla olacak iş değildir; gerçek bir birikim gerektirir. Özetle, Balkanlar'da müzisyenliğin ve sanatçının toplumdaki saygınlığı çok daha üst seviyededir. Gerek konserlerde gerekse diğer platformlarda orada müzisyen olmak ve sanatınızı icra etmek çok daha saygın bir zemine oturuyor. Benim Türkiye'ye geliş sürecim ise yaptığım albümün yarattığı rüzgâr ve Antalya'daki sahnelerde müziğimi doğru platformlarda icra etme imkânı bulmamla şekillendi. Makedonya’da festival kültürü Yeniden Birlik: Doğup büyüdüğünüz topraklarda, Kuzey Makedonya'da bugün müzik sanatı sizce ne durumda? Sanata ve sanatçıya yeterince alan açılıyor mu? Kendi müzikal yolculuğunuzda ve albüm süreçlerinizde burada ne gibi imkânlar ve zorluklarla karşılaştınız? Süleyman Saidov: Makedonya’da sanat ve müziğe bakış kesinlikle daha nitelikli bir seviyede. Baktığınızda bütçesi küçük de olsa çok sayıda festival düzenlendiğini görürsünüz. Zaten bir festivalin illa devasa bütçeli olması gerekmez; önemli olan bir müzisyenin ya da grubun sahneye çıkıp müziğini halka duyurabilmesidir. Ne yazık ki bazı anlayışlarda “İlla çok şaşaalı olsun, dev sahneler ve sistemler kuralım” mantığı var. Onu yapamayacaklarını anladıklarında ise küçük çaplı bir organizasyon dahi yapmaktan vazgeçiyorlar. Bu çok büyük bir hatadır. Festival dediğiniz sadece büyük metropollerde yapılmaz; küçük bir kasabada da yapılır. Makedonya’da bu kültür var. Baktığınızda Üsküp’ün yanı sıra Radoviş’te, Manastır’da ya da daha küçük yerleşim yerlerinde bile çok nitelikli müzik festivalleri düzenleniyor ve müzisyenler gidip orada çalabiliyor. Türkiye’ye baktığımızda ise durum genellikle belediyelerin senede birkaç kez düzenlediği şenliklerden ibaret kalıyor. İnsanlar da sadece bu etkinliklere getirilen sınırlı isimleri dinlemekle yetiniyor. Fakat müzik bu şekilde gelişmez; müziği geliştirmek için özellikle yeni çıkan genç sanatçıları halkla buluşturacak alanlar açmak gerekir. Makedonya, Türkiye gibi ekonomik imkânları geniş bir ülke olmamasına rağmen düşük bütçelerle bu tip vizyoner işleri başarabiliyor. Ben de zamanında oradaki o zengin müzikal çevre ve festivaller sayesinde bir araya geldiğimiz müzisyen arkadaşımla o albümü yapabilmiştim. Küçücük bir coğrafyada güçlü bir müzisyen ağı kurabiliyorsunuz çünkü bu ortamı sağlayan organizasyonlar mevcut. Müzik, insan ruhu ve yapay zekâ Yeniden Birlik: Günümüzde yapay zekâ saniyeler içinde beste yapabiliyor. Yıllardır hissini parmak uçlarına ve gitarına döken geleneksel bir müzisyen olarak yapay zekâyı sanata bir tehdit mi yoksa yardımcı bir araç olarak mı görüyorsunuz? Müziğin insan ruhundan kopması sizce mümkün mü? Süleyman Saidov: Bence müziğin insan ruhundan kopması asla mümkün değil. Müzik sadece bir teypten veya dijital bir kayıttan ibaret değildir; hayatın her yerinde var. Müzik teknolojisi hiç olmasaydı bile insan, doğadaki kuş sesinden veya rüzgârın uğultusundan bir ritim yakalar, içinde o müzik ruhunu yine barındırırdı. Çünkü bu tamamen insan zihni ve algısıyla alakalı bir durumdur. Yapay zekâ konusuna gelirsek; evet, demin de bahsettiğim gibi artık herkes bir şekilde şarkı yapıp paylaşabiliyor. Eğer yapay zekâ ile üretilen bir iş güzelse ve dinleyiciye hitap ediyorsa başarılı da olur, neden olmasın? Sonuçta yapay zekâdan önce de bilgisayar ortamında döngülerle (loop'larla) Lounge veya House tarzı fon müzikleri üretiliyordu. İnsanlar bunu bir altyapı, arkada akıp giden bir ses olsun diye keyifle dinliyor. Yapay zekâ da bu tarz işleri gayet güzel üretebilir. Ancak iş “gerçek müziğe” geldiğinde durum değişir. Gerçek müziği sadece yapay zekâ değil, 2000'lerden sonra yetişen birçok ruhsuz prodüksiyon anlayışı da yakalayamıyor. Bir senfoni bestelemek veya bir caz dörtlüsünün (Jazz Quartet) performansını hissetmek öyle basit işler değildir. Yapay zekâ bir şeyler çıkarabilir ama bir caz dinleyicisi onun ruhsuzluğunu ve aynı kalıpların döndüğünü hemen anlar. Çünkü yapay zekâ sadece şimdiye kadar verilmiş veriyle, duyduklarıyla bir şey yapabilir; duymadığı tamamen yeni bir şeyi sıfırdan yaratıp önünüze koyamaz. O hiç duyulmamış yeni hissi ve eseri size ancak gerçek bir müzisyen verebilir. Eskiden festivallerde bir şarkı duyulduğunda “Bu plagiyat (aşırma/kopya), şuradan kopyalamış” derdik ya; yapay zekânın yaptığı da özünde geçmişi kopyalayıp önümüze koymaktan ibarettir. Konçe’ye duyulan özlem Yeniden Birlik: Müzik yolculuğunuzun başladığı yer olan doğup büyüdüğünüz Konçe'yi ve çocukluğunuzun geçtiği o toprakları özlüyor musunuz? Orada en çok nelerin eksikliğini hissediyorsunuz? Süleyman Saidov: Evet, elbette... İnsan doğduğu, büyüdüğü yeri her zaman özler; oradaki taşı, toprağı, ağacı bile arar. İnsanlarını özler, yeniden orada olmayı ister. Çocukluğunuzu birlikte geçirdiğiniz insanlar artık orta yaşlara geldiler ve onlarla çocukken yaptığımız o sade ama unutulmaz şeyleri —mesela bir kâğıt oyunu, bir pişti oynamayı bile— yeniden denemeyi çok isterdim. Tabii ki her sene doğduğum toprakları en az iki kez ziyaret etmeye çalışıyorum. Bu sene de nasipse Konçe’ye gitmeyi planlıyorum. Buradan tüm Konçelilere de kucak dolusu, büyük selamlar gönderiyorum. Yeniden müziğin mutfağında Yeniden Birlik: Ufukta yeni bir albüm, enstrümantal proje veya dinleyicilerinizle buluşturmayı planladığınız yeni besteler var mı? Süleyman Saidov: Evet... Açıkçası uzun bir süre yeni bir şey üretmedim, üretmek de istemedim. İlk albümümün ardından Türkiye’de yerleşik hayata geçince kendi sevdiğim tarz olan Rock müziğe odaklanmak istedim ancak ne yazık ki Rock müzik Türkiye'de artık çok popüler bir tür değil. Birçok köklü Rock grubu ve sanatçısı bile ancak çeşitli desteklerle ayakta kalabiliyor. Ben de birilerinden yardım istemeyi pek seven biri olmadığım için, Antalya’da sahne alabileceğim düzeni kurup hayatımı bu şekilde sürdürmeyi planlamıştım. Benim için asıl kırılma noktası pandemiden hemen önceki dönem oldu. Pandemi öncesinde kısa süreliğine Avrupa’ya taşınmış ve orada müzik projelerimle ilgili çok güçlü bağlantılar kurmuştum. Bir akustik gitar albümü hazırlığındaydım; hatta iki parçayı tamamlamıştım (şu an Spotify ve YouTube üzerinden dinlenebilir). Orada turneler yapacak ve tekrar geri taşınacaktım. Ancak tüm dünyayı olduğu gibi bizi de vuran pandemi süreci araya girince, herkes gibi biz de Türkiye’de kaldık. O dönem açıkçası umudum çok kırıldı ve uzun süre bir şey yapmak istemedim. Fakat şu an tekrardan ve bu kez çok daha köklü bir şekilde müzik üretimine döndüm. İşin mutfağına girerek ciddi bir mesai harcıyor, mix ve mastering süreçlerini öğreniyorum. Bu öğrenme süreci aylarımı alacak, farkındayım; ancak ardından şimdiye kadar bestelediğim fakat henüz şarkıya dönüştürmediğim tüm eserlerimi tek tek hayata geçirip dinleyicilerimle paylaşacağım. Böyle güzel bir karar aldım. “Birlik, çocukluğumuzun gazetesidir” Yeniden Birlik: Son olarak dinleyicilerinize ve okurlarına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı? Süleyman Saidov: Bana sunduğunuz bu imkân için çok teşekkür ederim. Yıllardır bir röportaj veya söyleşi vermemiştim. Fakat teklifin “Yeniden Birlik”ten geldiğini görünce gerçekten hayır diyemezdim. Çünkü Birlik, bizim çocukluğumuzun gazetesidir. Önce kırmızı büyük puntolarla “Birlik” yazardı gazetenin üzerinde, sonra o yazı maviye dönüştü. Rahmetli dedem, babam, amcamlar... Hepsi okurdu ve ben de çocukluğumda onlarla birlikte o gazeteyi çok okumuştum. Birlik, benim asla unutamayacağım bir yayın organıdır. “Yeniden Birlik” imzasıyla bana ulaşılınca gerçekten çok duygulandım. Sizlere yürekten başarılar diliyorum. İnşallah gazetemiz tekrar fiziki olarak da basılmaya ve okuyucusuyla buluşmaya başlar. Bu gazete, Makedonya'daki Türklerin baş tacı olmalıdır. Çok teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum. H.Gina
Makedonya’da başlayan müzik yolculuğunu Antalya’da sürdüren Süleyman Saidov, yıllar içinde sahneler, festivaller ve farklı müzik kültürleri arasında kendi yolunu çizdi. Geçmişin izlerini, müziğe bakışını ve yeniden üretme heyecanını Yeniden Birlik’e anlattı.

Kuzey Makedonya’nın Konçe köyünden çıkan, “Bir Balkan Hikâyesi” albümüyle müzik yolculuğunda önemli bir adım atan ve Rumeli türkülerini Rock müziğin enerjisiyle buluşturan Süleyman Saidov ile müzik yolculuğunu, Türkiye’deki sanat yaşamını, yapay zekânın müziğe etkisini ve doğup büyüdüğü topraklara duyduğu özlemi konuştuk.

Müzik çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saidov, Balkan müziğinin gördüğü ilgiden sanatçıların karşılaştığı zorluklara, kültür elçiliği deneyiminden yeni projelerine kadar pek çok konuda samimi değerlendirmelerde bulundu. “Müziğin insan ruhundan kopması mümkün değil” diyen Saidov, çocukluk anılarını, sanata bakışını ve yeniden müzik üretimine dönüşünü Yeniden Birlik okurlarıyla paylaştı.

Balkanlar’dan Akdeniz’e

Yeniden Birlik: Yıllardır Kuzey Makedonya'dan uzakta, Antalya'da yaşıyorsunuz. Antalya'ya yerleşme süreciniz nasıl gelişti? Bu göç kararının arkasında nasıl bir hikâye var?

Süleyman Saidov: Biliyorsunuz, ben daha önce Makedonya'da yaşarken “Bir Balkan Hikâyesi” isimli bir albüm yapmıştım. O albüm beni aldı, önce İstanbul'a getirdi. Daha sonra Türkiye'nin İzmir, Bodrum, Marmaris ve Kuşadası gibi farklı şehir ve kasabalarında sahne almaya devam ettim. Böyle geze geze, müzik yapa yapa en son Antalya'ya geldim. Antalya'nın Manavgat ilçesinde, Side'de müzik yapmaya başladım ve burayı tarzıma çok uygun buldum. Yaptığım Blues, Rock ve Country müziklerini burada icra etmek benim için daha kolay oldu. Buradaki turist dinleyici kitlesiyle buluşmak bana çok cazip geldi ve sonuç olarak burada kalmaya karar verdim.

Antalya’da sahne hayatı

Yeniden Birlik: Antalya'daki güncel yaşamınız nasıl gidiyor? Şu an orada aktif olarak neler yapıyorsunuz? Müzikal çalışmalarınız ve günlük hayatınız nasıl şekilleniyor?

Süleyman Saidov: Dediğim gibi, Antalya'ya yerleştikten sonra burada çeşitli mekânlarda, restoranlarda, otellerin büyük sahnelerinde ve amfi tiyatrolarında müzik yapmaya başladım. O zamandan beri de aynı tempoyla devam ediyor. Türkiye'ye 2010 yılında gelmiştim, Antalya'ya ise 2014'te yerleştim. Burada bazı yeni kayıtlar da yaptım; çok ön plana çıkarmamış olsam da Spotify ve YouTube gibi tüm dijital platformlarda bu çalışmalarım mevcut.

Açıkçası müzikte kendimi tam olarak bulduğum için televizyon programlarına çıkmak veya sürekli bir yerlerde kendimi göstermek artık pek ilgimi çekmiyor. Neredeyse her gün sahne alıp müzik yapmaya devam ediyorum. Bir ara —sanırım geçen seneydi— yaptığım her şeyi sosyal medyada paylaşıyordum ama bir süre sonra paylaşmaktan yorulup bıraktım. Şimdilerde sadece müziğimi yaşamaya ve böyle devam etmeye bakıyorum.

Kültür elçiliğine neden ara verdi?

Yeniden Birlik: Yaşadığınız Antalya'da Balkan ve Rumeli müziği sizce yeterince tanınıyor mu? Bu zengin müzik kültürünün Akdeniz'de daha fazla tanınması ve yaşatılması adına siz kişisel olarak neler yapıyorsunuz?

Süleyman Saidov: Bu sorunuza biraz sitemli bir cevap vereceğim ama sorduğunuz için açıklıkla paylaşmak istiyorum. Antalya ve bu bölgede Balkan müziği çok fazla yapılmıyor; yani Ege veya Trakya bölgesindeki gibi devasa bir tanınmışlığı yok. Biliyorsunuz, benim yaptığım müzik aslında Balkan Rock müziğiydi. Rumeli türkülerini modernize edip sevdiğim Rock tarzına uyarlamıştım. Ancak Türkiye’de buna çok istediğim tepkileri alamadım. Demek ki bu tarz bir müzik burada o kadar karşılık bulmuyor, tamamen zevk meselesi.

“Kültürün yaşatılması adına kişisel olarak ne yapıyorsunuz?” sorusuna gelirsek; ben artık bir kültür elçisi olmayı bıraktım. Zamanında çok uğraştım; Makedonya’da ilk çocuk festivallerini ve yine Makedonya’da ilk Türk festivalini gerçekleştiren benim. Belki ilk kez yapıldığı için eksikleri vardı, bilemiyorum ama ne yazık ki hak ettiği takdiri görmedi.

Kültür adına bir şeyler yapmaya çabalarken olumsuz tepkiler alabiliyorsunuz. Daha sonra yaptığım Rumeli Rock albümünde de benzer olumsuz tepkilerle karşılaştım. Çok sayıda televizyon programına çıktım, konserler verdim ama insanlar sanırım daha çok tek klavyeyle (orgla) yapılan düğün müziklerine alışmış durumdalar. Kimseyi eleştirmek ya da küçümsemek istemiyorum, herkesin kendi tercihi ve emeğidir. Ancak bu durum karşısında ben de “Artık daha fazla uğraşmayacağım” dedim. Bu yüzden yaklaşık 10 senedir çok fazla ortalıkta görünmemeyi tercih ediyorum. Şu an burada Batı müziğini doğru düzgün icra edebileceğim sahneler buldum ve gayet mutlu bir şekilde yoluma devam ediyorum.

Vardar Ovası ve Akdeniz Akşamları

Yeniden Birlik: Biri Balkanların, diğeri Akdeniz'in simgesi olan “Vardar Ovası” ile “Akdeniz Akşamları” şarkıları hayatınızda nerede duruyor? Bu iki şarkı ve coğrafya müzikal olarak nerede ayrışıyor, nerede buluşuyor?

Süleyman Saidov: Gerçekten ilginç ve güzel bir soru... “Vardar Ovası” sadece Balkanların değil, aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk'ün de en sevdiği türkülerin başında gelir. Bu yüzden anlamı benim için çok ayrı ve derindir. Hatta albümümün klip çalışmasını da tam olarak Vardar Ovası'nda çekmiştim. Bu türkü, ritmi ve melodik yapısıyla bana Rumeli Rock fikrini ilham eden ana eserlerden biriydi.

“Akdeniz Akşamları” ise “Vardar Ovası”nın yanında daha popüler, piyasa işi bir eser gibi kalsa da son derece başarılı ve çok sevilen bir şarkıdır. Benim hayatımdaki yeri ise bambaşkadır; çünkü gitara ilk başladığım dönemlerde çalmayı öğrendiğim ilk şarkılardan biriydi. Dolayısıyla her iki şarkının da kendi dünyamda ve müzikal yolculuğumda kapladığı alan son derece kıymetli.

Balkanlar ve Türkiye’de müzik

Yeniden Birlik: Hem Türkiye'de hem de Kuzey Makedonya'da müzik yapmış bir sanatçı olarak iki ülkedeki müzik sektörünü, dinleyici kitlesini ve müzisyenlerin imkânlarını karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Süleyman Saidov: Kuzey Makedonya'da ben iki farklı kulvarda müzik yaptım. Birincisi, oradaki Türkçe etkinliklerde ve cemiyetlerde çaldığımız geleneksel Rumeli müzikleriydi. İkincisi ise orada yaşadığımız için Balkan dillerinde icra ettiğimiz pop-rock ve Makedonca eserlerdi; yani iki piyasada da aktif olarak vardım.

İmkânlara ve bakış açısına gelirsek; ne yazık ki Türkiye'de gerçek müzisyenler ve sanatçılar hak ettikleri saygıyı yeterince göremiyor. Balkanlar'daki gibi köklü bir canlı müzik dinleme kültürü burada ne yazık ki tam anlamıyla gelişmiş değil. Günümüzde dijital bir çağda yaşıyoruz ve artık herkes evinden bir şarkı çıkarıp dijital platformlara yükleyebiliyor. Ancak iş sahneye geldiğinde durum çok farklıdır. Sahneye çıkan bir müzisyen o işi gerçekten yapabildiği için oradadır. Hele ki Antalya gibi uluslararası bir turizm merkezinde, büyük otellerin dev sahnelerinde performans sergilemek sadece şarkı çıkarmakla olacak iş değildir; gerçek bir birikim gerektirir.

Özetle, Balkanlar'da müzisyenliğin ve sanatçının toplumdaki saygınlığı çok daha üst seviyededir. Gerek konserlerde gerekse diğer platformlarda orada müzisyen olmak ve sanatınızı icra etmek çok daha saygın bir zemine oturuyor. Benim Türkiye'ye geliş sürecim ise yaptığım albümün yarattığı rüzgâr ve Antalya'daki sahnelerde müziğimi doğru platformlarda icra etme imkânı bulmamla şekillendi.

Makedonya’da festival kültürü

Yeniden Birlik: Doğup büyüdüğünüz topraklarda, Kuzey Makedonya'da bugün müzik sanatı sizce ne durumda? Sanata ve sanatçıya yeterince alan açılıyor mu? Kendi müzikal yolculuğunuzda ve albüm süreçlerinizde burada ne gibi imkânlar ve zorluklarla karşılaştınız?

Süleyman Saidov: Makedonya’da sanat ve müziğe bakış kesinlikle daha nitelikli bir seviyede. Baktığınızda bütçesi küçük de olsa çok sayıda festival düzenlendiğini görürsünüz. Zaten bir festivalin illa devasa bütçeli olması gerekmez; önemli olan bir müzisyenin ya da grubun sahneye çıkıp müziğini halka duyurabilmesidir.

Ne yazık ki bazı anlayışlarda “İlla çok şaşaalı olsun, dev sahneler ve sistemler kuralım” mantığı var. Onu yapamayacaklarını anladıklarında ise küçük çaplı bir organizasyon dahi yapmaktan vazgeçiyorlar. Bu çok büyük bir hatadır. Festival dediğiniz sadece büyük metropollerde yapılmaz; küçük bir kasabada da yapılır. Makedonya’da bu kültür var. Baktığınızda Üsküp’ün yanı sıra Radoviş’te, Manastır’da ya da daha küçük yerleşim yerlerinde bile çok nitelikli müzik festivalleri düzenleniyor ve müzisyenler gidip orada çalabiliyor.

Türkiye’ye baktığımızda ise durum genellikle belediyelerin senede birkaç kez düzenlediği şenliklerden ibaret kalıyor. İnsanlar da sadece bu etkinliklere getirilen sınırlı isimleri dinlemekle yetiniyor. Fakat müzik bu şekilde gelişmez; müziği geliştirmek için özellikle yeni çıkan genç sanatçıları halkla buluşturacak alanlar açmak gerekir.

Makedonya, Türkiye gibi ekonomik imkânları geniş bir ülke olmamasına rağmen düşük bütçelerle bu tip vizyoner işleri başarabiliyor. Ben de zamanında oradaki o zengin müzikal çevre ve festivaller sayesinde bir araya geldiğimiz müzisyen arkadaşımla o albümü yapabilmiştim. Küçücük bir coğrafyada güçlü bir müzisyen ağı kurabiliyorsunuz çünkü bu ortamı sağlayan organizasyonlar mevcut.

Müzik, insan ruhu ve yapay zekâ

Yeniden Birlik: Günümüzde yapay zekâ saniyeler içinde beste yapabiliyor. Yıllardır hissini parmak uçlarına ve gitarına döken geleneksel bir müzisyen olarak yapay zekâyı sanata bir tehdit mi yoksa yardımcı bir araç olarak mı görüyorsunuz? Müziğin insan ruhundan kopması sizce mümkün mü?

Süleyman Saidov: Bence müziğin insan ruhundan kopması asla mümkün değil. Müzik sadece bir teypten veya dijital bir kayıttan ibaret değildir; hayatın her yerinde var. Müzik teknolojisi hiç olmasaydı bile insan, doğadaki kuş sesinden veya rüzgârın uğultusundan bir ritim yakalar, içinde o müzik ruhunu yine barındırırdı. Çünkü bu tamamen insan zihni ve algısıyla alakalı bir durumdur.

Yapay zekâ konusuna gelirsek; evet, demin de bahsettiğim gibi artık herkes bir şekilde şarkı yapıp paylaşabiliyor. Eğer yapay zekâ ile üretilen bir iş güzelse ve dinleyiciye hitap ediyorsa başarılı da olur, neden olmasın? Sonuçta yapay zekâdan önce de bilgisayar ortamında döngülerle (loop'larla) Lounge veya House tarzı fon müzikleri üretiliyordu. İnsanlar bunu bir altyapı, arkada akıp giden bir ses olsun diye keyifle dinliyor. Yapay zekâ da bu tarz işleri gayet güzel üretebilir.

Ancak iş “gerçek müziğe” geldiğinde durum değişir. Gerçek müziği sadece yapay zekâ değil, 2000'lerden sonra yetişen birçok ruhsuz prodüksiyon anlayışı da yakalayamıyor. Bir senfoni bestelemek veya bir caz dörtlüsünün (Jazz Quartet) performansını hissetmek öyle basit işler değildir. Yapay zekâ bir şeyler çıkarabilir ama bir caz dinleyicisi onun ruhsuzluğunu ve aynı kalıpların döndüğünü hemen anlar.

Çünkü yapay zekâ sadece şimdiye kadar verilmiş veriyle, duyduklarıyla bir şey yapabilir; duymadığı tamamen yeni bir şeyi sıfırdan yaratıp önünüze koyamaz. O hiç duyulmamış yeni hissi ve eseri size ancak gerçek bir müzisyen verebilir. Eskiden festivallerde bir şarkı duyulduğunda “Bu plagiyat (aşırma/kopya), şuradan kopyalamış” derdik ya; yapay zekânın yaptığı da özünde geçmişi kopyalayıp önümüze koymaktan ibarettir.

Konçe’ye duyulan özlem

Yeniden Birlik: Müzik yolculuğunuzun başladığı yer olan doğup büyüdüğünüz Konçe'yi ve çocukluğunuzun geçtiği o toprakları özlüyor musunuz? Orada en çok nelerin eksikliğini hissediyorsunuz?

Süleyman Saidov: Evet, elbette... İnsan doğduğu, büyüdüğü yeri her zaman özler; oradaki taşı, toprağı, ağacı bile arar. İnsanlarını özler, yeniden orada olmayı ister. Çocukluğunuzu birlikte geçirdiğiniz insanlar artık orta yaşlara geldiler ve onlarla çocukken yaptığımız o sade ama unutulmaz şeyleri —mesela bir kâğıt oyunu, bir pişti oynamayı bile— yeniden denemeyi çok isterdim.

Tabii ki her sene doğduğum toprakları en az iki kez ziyaret etmeye çalışıyorum. Bu sene de nasipse Konçe’ye gitmeyi planlıyorum. Buradan tüm Konçelilere de kucak dolusu, büyük selamlar gönderiyorum.

Yeniden müziğin mutfağında

Yeniden Birlik: Ufukta yeni bir albüm, enstrümantal proje veya dinleyicilerinizle buluşturmayı planladığınız yeni besteler var mı?

Süleyman Saidov: Evet... Açıkçası uzun bir süre yeni bir şey üretmedim, üretmek de istemedim. İlk albümümün ardından Türkiye’de yerleşik hayata geçince kendi sevdiğim tarz olan Rock müziğe odaklanmak istedim ancak ne yazık ki Rock müzik Türkiye'de artık çok popüler bir tür değil. Birçok köklü Rock grubu ve sanatçısı bile ancak çeşitli desteklerle ayakta kalabiliyor. Ben de birilerinden yardım istemeyi pek seven biri olmadığım için, Antalya’da sahne alabileceğim düzeni kurup hayatımı bu şekilde sürdürmeyi planlamıştım.

Benim için asıl kırılma noktası pandemiden hemen önceki dönem oldu. Pandemi öncesinde kısa süreliğine Avrupa’ya taşınmış ve orada müzik projelerimle ilgili çok güçlü bağlantılar kurmuştum. Bir akustik gitar albümü hazırlığındaydım; hatta iki parçayı tamamlamıştım (şu an Spotify ve YouTube üzerinden dinlenebilir). Orada turneler yapacak ve tekrar geri taşınacaktım. Ancak tüm dünyayı olduğu gibi bizi de vuran pandemi süreci araya girince, herkes gibi biz de Türkiye’de kaldık. O dönem açıkçası umudum çok kırıldı ve uzun süre bir şey yapmak istemedim.

Fakat şu an tekrardan ve bu kez çok daha köklü bir şekilde müzik üretimine döndüm. İşin mutfağına girerek ciddi bir mesai harcıyor, mix ve mastering süreçlerini öğreniyorum. Bu öğrenme süreci aylarımı alacak, farkındayım; ancak ardından şimdiye kadar bestelediğim fakat henüz şarkıya dönüştürmediğim tüm eserlerimi tek tek hayata geçirip dinleyicilerimle paylaşacağım. Böyle güzel bir karar aldım.

“Birlik, çocukluğumuzun gazetesidir”

Yeniden Birlik: Son olarak dinleyicilerinize ve okurlarına iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Süleyman Saidov: Bana sunduğunuz bu imkân için çok teşekkür ederim. Yıllardır bir röportaj veya söyleşi vermemiştim. Fakat teklifin “Yeniden Birlik”ten geldiğini görünce gerçekten hayır diyemezdim. Çünkü Birlik, bizim çocukluğumuzun gazetesidir. Önce kırmızı büyük puntolarla “Birlik” yazardı gazetenin üzerinde, sonra o yazı maviye dönüştü. Rahmetli dedem, babam, amcamlar... Hepsi okurdu ve ben de çocukluğumda onlarla birlikte o gazeteyi çok okumuştum.

Birlik, benim asla unutamayacağım bir yayın organıdır. “Yeniden Birlik” imzasıyla bana ulaşılınca gerçekten çok duygulandım. Sizlere yürekten başarılar diliyorum. İnşallah gazetemiz tekrar fiziki olarak da basılmaya ve okuyucusuyla buluşmaya başlar. Bu gazete, Makedonya'daki Türklerin baş tacı olmalıdır. Çok teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.

H.Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.