Cemal Süleyman: 35 yıldır kendi kendimize konuşuyoruz, artık kabuğumuzu kırmalıyız

Kuzey Makedonya 534+ kez okundu.
 

Cemal Süleyman: 35 yıldır kendi kendimize konuşuyoruz, artık kabuğumuzu kırmalıyız

8 Eylül 1991’den bu yana geçen 35 yılda Makedonya Türklerinin yaşadığı dönüşümü Yeniden Birlik’e anlatan gazeteci Cemal Süleyman; kültürdeki kayıplardan eğitimdeki kadro sorununa, eksik kalan siyasi temsil anlayışından nüfus sayımındaki gerçeklere kadar önemli değerlendirmelerde bulundu.
Makedonya’nın 8 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan etmesinin üzerinden 35 yıl geçiyor. Yugoslavya’nın dağılma sürecinin gölgesinde gerçekleşen bağımsızlık, ülkede yaşayan bütün halklar açısından yeni bir dönemin başlangıcı olurken, Makedonya Türkleri de bu sürece büyük umutlar ve beklentilerle girdi. O tarihi günleri Birlik Gazetesi’nde gazeteci olarak anbean takip eden gazeteci ve yazar Cemal Süleyman ile Makedonya Türklerinin 35 yıllık bağımsızlık serüvenini konuştuk. Süleyman; Türkiye’nin Makedonya’yı tanımasından Birlik Gazetesi’nin tarihsel değerine, tiyatro ve eğitimdeki sorunlardan siyasi temsil ve nüfus sayımına kadar pek çok kritik başlıkta gazetemiz Yeniden Birlik’e değerlendirmelerde bulundu. "Sevinç ve Korkuyu Bir Arada Yaşadık" Yeniden Birlik: Siz 8 Eylül 1991 bağımsızlık ilanını ve sonrasındaki süreci Birlik Gazetesi’nde bir gazeteci olarak bizzat sahada takip ettiniz. O günlerin atmosferi nasıldı? Türk toplumunun hissiyatı neydi? Cemal Süleyman: 8 Eylül 1991, aradan yıllar geçmesine rağmen unutulmayan tarihi günlerden biri. Bağımsızlık ilanının ardından Üsküp Meydanı’nda düzenlenen büyük törene Makedonya’nın dört bir yanından, toplumun her kesiminden insan katıldı. Türkler de bu tarihi güne coşkuyla eşlik etti. O dönem Birlik Gazetesi’nde çalışan gazeteciler olarak bizler de yaşanan tüm gelişmeleri yakından takip ederek kamuoyuna aktarmakla görevliydik. Birlik Gazetesi bağımsızlığı tam sayfa manşetle okuyucularına duyurdu. Takip eden günlerde diplomatların görüşlerini aldık, söyleşiler yaptık, vatandaşlarımızı konuşturduk ve dönemin fotoğraflarını yoğun biçimde yayımladık. Ancak bu büyük sevincin yanında, Yugoslavya’nın dağılma sürecinin oluşturduğu ciddi bir korku ve endişe de vardı. Bir yandan sevinç, bir yandan da hüzün ve korku yaşanıyordu. Slovenya ve Hırvatistan’da başlayan çatışmaların Bosna-Hersek’e, ardından Kosova’ya yayılması, bizde de “Acaba bizim kapımıza da çatışmalar gelir mi?” kaygısına yol açtı. Bağımsızlığın ilanıyla birlikte bir nebze rahatlama olsa da bölgedeki gelişmeler uzun süre endişe kaynağı olmaya devam etti. "Türkiye'nin Anayasal İsimle Tanıması Unutulmaz Bir Onurdu" Yeniden Birlik: Bağımsızlığın ardından Türkiye ile ilişkiler ve dış politika süreci Türk toplumuna nasıl yansıdı? Umulan beklentiler karşılandı mı? Cemal Süleyman: Bağımsızlık günlerinin Türk toplumu açısından en önemli gelişmelerinden biri Türkiye’nin Makedonya’yı tanıması oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Makedonya’yı anayasal adıyla tanıması bizim için, Makedonya Türk toplumu için çok büyük bir gurur ve onurdu. Türkiye’nin bu tutumu hem ülkedeki Türk toplumunda büyük bir memnuniyet yarattı hem de Makedonya Devleti’ne verilen önemi ve Türk toplumuna duyulan saygıyı gösterdi. Bu gelişme bağımsızlık döneminin unutulmayan olayları arasındadır. Ancak sonraki yıllarda ne yazık ki bazı beklentilerimiz gerçekleşmedi. Makedonya’nın Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde karşılaştığı engeller ülkeye ekonomik açıdan ağır bir bedel ödetti. Özellikle Yunanistan’ın çeşitli gerekçelerle Makedonya’nın AB entegrasyonunu engellemesi, devlete de halka da pahalıya mal oldu. Bu durum ekonomik gücümüze çok olumsuz yansıdı; Avrupa fonlarından yararlanamadık, dış yatırımlar tıkandı. Avrupa Birliği yolunda yaşanan sorunlar doğrudan halkın ekonomik yaşamına etki etti. "Bizim Hiçbir Zaman Özel Bir Talebimiz Olmadı" Yeniden Birlik: Makedonya Türklerinin devletle olan bağı ve hak talepleri 35 yıl boyunca nasıl bir çizgi izledi? Cemal Süleyman: Makedonya Türklerinin bağımsızlık sonrasındaki temel yaklaşımı hiç değişmedi. Türk toplumu kendisini her zaman yaşadığı ülkenin asli bir parçası olarak gördü. Makedonya Türklerinin hiçbir zaman özel bir talebi veya ayrıcalık beklentisi olmadı. Her zaman anayasanın ve yasaların verdiği hak ve özgürlüklerin uygulanmasından yana durduk. Türkler hak ve özgürlük taleplerini hiçbir zaman bir güç gösterisi ya da çatışma üzerinden yürütmedi. Zaten biz Türkler her zaman barıştan, huzurdan ve demokrasiden yanayız. Hukuki ve siyasi alanda diğer halklara tanınan haklar bakımından anayasa, mahkeme ve kurumlar karşısında Türklere yönelik doğrudan bir ayrımcılık yapılmadı, bugün de bu konuda büyük bir sorun bulunmuyor. Ancak 35 yıllık süreci yalnızca yasal kazanımlar üzerinden değerlendiremeyiz; özellikle kültürel alanda ciddi kayıplar yaşadık. "Birlik Gazetesi Bizim Toplumsal Sicilimizdi" Yeniden Birlik: Kültürel kayıplardan bahsettiniz. Bu noktada uzun yıllar çalıştığınız Birlik Gazetesi’nin kapanması toplum için ne anlam ifade ediyor? Cemal Süleyman: Birlik Gazetesi’nin kapanması bizim için telafisi zor, çok büyük bir kültürel kayıptır. Birlik Gazetesi sadece günlük haber yayımlayan bir gazete değildi; bir ekoldü, bir okuldu. Bünyesinden çok sayıda yazar, şair ve hatta siyasetçi yetişti. Çocuklara yönelik Sevinç ve Tomurcuk dergileri, daha olgun okuyucu kitlesine yönelik Sesler dergisi yayımlanırdı. Bugün bu yayınların karşılığının bulunmaması ciddi bir eksiklik. Özellikle çocuklara ve gençlere yönelik Türkçe yayınların azalması büyük bir kan kaybıdır. Birlik Gazetesi bizim sicilimizdi. Makedonya Türklerinin onlarca yıllık tarihini kayda geçiren toplumsal hafızamızdı. Bütün kayıtlar oradaydı ve biz bundan mahrum kaldık.  "Kendi Kültür Evimizde Kiracı Konumuna Düştük" Yeniden Birlik: Benzer bir kaybın tiyatro ve sanat alanında da yaşandığı dile getiriliyor. Tiyatronun bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Cemal Süleyman: Tiyatro konusunda maalesef ev sahibiyken kiracı durumuna düştük. Türk tiyatrosu geçmişteki o güçlü konumundan uzaklaştı. Oysa geçmişte Türk tiyatrosuna inanılmaz bir ilgi vardı; eski tiyatrodaki gösterilere bilet bulmak dahi zordu. Bugün tiyatro temsilleri geçmişe göre çok daha seyrek hale geldi. Türk toplumunun kendi kültürel kurumlarını bir arada yaşatabileceği bir kültür merkezine acil ihtiyacı var. Böyle bir merkezde tiyatrocularımızın yanı sıra kültür ve güzel sanatlar derneklerimiz, çeşitli kurumlarımız yer alabilmeli. Ancak bu süreç çok uzadı.  "Sadece Okul Açmak Yetmez, Kadro ve Kitap Şart" Yeniden Birlik: Eğitim alanındaki durumu nasıl görüyorsunuz? Kazanımlar ve çözüm bekleyen temel sorunlar nelerdir? Cemal Süleyman: Eğitim alanında bağımsızlık sonrasında bazı önemli ilerlemeler kaydedildiğini kabul etmek lazım. Ancak bu gelişmeler mevcut sorunların tamamını ortadan kaldırmadı. Ayrıntılara indiğinizde kadro ve kitap sorununun hâlâ en kritik meseleler arasında yer aldığını görüyorsunuz. Eğitimdeki mesele yalnızca öğrencilerin Türkçe eğitim alabilmesiyle sınırlı değil. Sistem için gerekli olan nitelikli kadroların oluşturulması ve öğrencilerin ders kitaplarının zamanında, yeterli miktarda sağlanması da hayati önem taşıyor. Kadro meselesi aslında daha geniş bir probleme işaret ediyor: Türk toplumunda son derece eğitimli, üniversite mezunu insan kaynağı var. Ancak bu yetişmiş insan kaynağının devlet kurumlarında ve farklı alanlarda yeterince değerlendirilememesi, toplumumuzun genel temsil sorunuyla doğrudan bağlantılı. Eğitim ile istihdam ve siyasi temsil arasındaki ilişkiyi daha güçlü kurmalı, bu insan kaynağımızdan daha etkin yararlanmalıyız. "Türk Dizileri Gençlerin Dil Bilincini Canlı Tuttu" Yeniden Birlik: Toplumsal hafıza ve eğitimde sorunlar sürerken, dil alanında yani Türkçenin kullanımında nasıl bir seyir izlendi? Cemal Süleyman: Dil konusunda son 35 yılda sevindirici ve olumlu bir değişim yaşandığını söyleyebilirim. Makedonya’da Türkiye televizyonlarının 24 saat izlenebilmesi Türkçeye çok büyük katkı sağladı. Ayrıca Türkiye’ye okumaya giden öğrencilerimiz, turizm vesilesiyle gidip gelenler ve iki ülke arasındaki güçlü akrabalık bağları dilin korunmasında çok etkili oldu. Özellikle Türk dizilerinin etkisini vurgulamak gerekir. Günlük hayatta karşılaştığım bazı gençler var; Türkçe eğitim almamış olmalarına rağmen son derece düzgün bir Türkçe konuşuyorlar. Sorduğumda dili dizilerden öğrendiklerini söylüyorlar. Bu yapımlar sadece buradaki Türkler için değil, Türkçenin dünyada tanınması açısından da büyük rol oynadı. Bugün genç kuşakta İstanbul Türkçesine çok daha yakın, akıcı bir dil kullanımının yaygınlaştığını memnuniyetle gözlemliyoruz. "35 Yıldır Kendi Kendimize Konuşmayı Aşamadık" Yeniden Birlik: Siyasi temsil boyutuna geçersek; kurucuları arasında yer aldığınız Türk siyasi partilerinin 35 yılı aşkın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz? Cemal Süleyman: 1993’ten itibaren çok partili sisteme geçişle birlikte Türk siyasi partileri kuruldu; ben de Türk Demokratik Partisi’nin kurucuları arasında yer aldım. Partilerimizin toplumun beklentilerini ne ölçüde karşıladığı elbette geniş kapsamlı araştırmalarla, anketlerle ölçülebilir. Ancak kendi gözlemlerime dayanarak açık bir eleştiride bulunmam gerekir: Biz bu 35 yıl zarfında konuşan bir toplum oluşturamadık, oluşturulmadı. Bir de bunun yanı sıra eleştiri ve öz eleştirinin ne olduğunu bir türlü öğrenemedik. Siyasi partilerimiz çoğunlukla sadece Türkçe yayın yapan radyo ve televizyonlara çıkıp açıklamalar yapıyor. Bu yeterli değil. Biz kendi dertlerimizi sadece kendi kendimize anlatıyoruz. Oysa talep ve sorunlarımızı daha geniş çapta duyurmalıyız. Bugün bir Türk siyasi parti genel başkanının Makedonca yayın yapan ana akım bir televizyon kanalına çıkıp Türk toplumunun sorunlarını derli toplu anlattığına pek rastlamıyoruz. Artık bu kabuğu kırmamız ve dışa açılmamız şart. "Avrupa Kurumları ile Doğrudan Temas Kurmalıyız" Yeniden Birlik: Bu kabuğu kırmak için uluslararası alanda ve kurumlar düzeyinde nasıl bir strateji izlenmeli? Cemal Süleyman: Makedonya’da çok sayıda Avrupa kurumu ve uluslararası kuruluş var. Türk siyasi partilerinin bu kurumlarla daha yoğun temas kurması gerekiyor. Özellikle Brüksel’den gelen heyetlerle doğrudan görüşmeler yapılmalı, Türk toplumunun talepleri birinci ağızdan iletilmeli. Bakın; Roman, Boşnak ve Sırp siyasi temsilciler Avrupa kurumlarıyla çok daha aktif temas kuruyorlar. Biz bu konuda maalesef eksik kaldık. İktidarda veya muhalefette olsun, Türk siyasetçilerin temasları yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmamalı. Türkiye ile yürütülen ilişkiler, Cumhurbaşkanı ve yetkililerle yapılan görüşmeler elbette çok değerli ve gurur vericidir. Ancak başarıyı sadece bu temaslardan ibaret görmek yetersizdir. Ülke içinde de Makedonya Cumhurbaşkanlığı, Hükümet, Meclis ve diğer Makedon siyasi partileriyle ilişkilerin artırılması gerekir.  "Masadaki Rakamlar Değil, Sınıflardaki Gerçekler Önemli" Yeniden Birlik: Nüfus sayımları ve okullardaki öğrenci sayıları üzerinden yürütülen tartışmalara bakışınız nedir? Cemal Süleyman: Nüfus düşüşü bugün tüm Avrupa ve Balkanlar’ın ortak sorunu. Makedonya küçük bir devlet, Türk toplumu da nüfus olarak küçük bir toplum. Ancak nüfus konusu bizim için hayati önem taşımaya devam ediyor ve bu süreçte yaşananlara çok dikkat etmemiz gerekiyor. Geçmiş nüfus sayımlarını hatırlıyorum; memur eve geliyor ve formları kurşun kalemle dolduruyordu! Bu duruma büyük tepkiler gösterildi, çok ciddi tartışmalar yaşandı. Ondan sonraki sayımda üç kişilik bir heyet oluşturuldu: Makedon, Arnavut ve Türk. "O güzel" dedik ancak orada da trajikomik olaylar yaşandı. Eve gelen heyette Makedon ve Arnavut var ama Türk heyet üyesi yok. Sorunca da "Siz Türk müsünüz? Ben Türkçe biliyorum ya" cevabıyla karşılaşıyordu ailelerimiz. Halbuki anayasa ve kanun gereği heyette özbeöz Türk üye olması gerekiyordu. İtiraz edildiğinde ise hemen "Türk siyasi partilerinden yeterli sayıda Türk üye istedik ama bulamadık" kılıfını uydurdular. Son nüfus sayımında da yine bazı olumsuz olaylar yaşandı. Bu yüzden nüfus sayımını sadece devletin yapacağı teknik bir işlem olarak göremeyiz. Bunu her vatandaşın, her ailenin yakından takip etmesi bir görevdir. Çünkü biz öteden beri bir bakıyorsunuz işte 100 bin civarında Türk var. O hiç değişmiyor. Ama öte yandan baktığınızda okullar çok önemli bir göstergedir. Bir örnek vermek gerekiyorsa; hemen yanı başımızda Josip Broz Tito Okulu... Hatırlıyorum, 7, 8, 9 öğrenci vardı. Gelin görün ki bugün orada hep ikişer sınıf ve 25'in üzerinde öğrenci var. Az önce saydığım gibi mesela Üsküp'e bağlı bazı köylerde, Batı Makedonya'da başka bir şey gösteriyor. Demek ki arada bir şey var. O yüzden diyorum nüfus sayımı gelecek dönemde çok ama çok önemlidir. Buna her vatandaş, her aile üzerinde durmalıdır. "En Kritik Mücadelemiz Liyakatli Kadrolarla Hakça Temsildir" Yeniden Birlik: Önümüzdeki dönemde Makedonya Türklerinin önündeki en kritik mücadele alanı sizce nedir? Cemal Süleyman: Önümüzdeki yıllarda en kritik meselemiz "hakça temsil"dir. Devlet kurumlarında ve bakanlıklarda Türkler nitelik ve nicelik olarak yeterli sayıda yer almıyor. Bunu kesinlikle "kadro yetersizliği" ile açıklayamayız. Bakıyorsunuz bir bakanlıkta ya da devlet kurumunda hiç insanımız yok. Oysa hem Türkiye’de eğitim alıp dönen hem de Makedonya’daki üniversitelerden mezun olmuş son derece donanımlı kadrolarımız var. Bu nedenle hakça temsil konusuna önümüzdeki dönemde çok daha fazla ağırlık vermeliyiz. Türk toplumunun devletle ve genel toplumla daha fazla bütünleşmesi gerekiyor. "Geçen 35 yılda yeterince entegre olabildik mi?" derseniz, bence olamadık. Veriler de maalesef bunu doğruluyor. H.Gina
8 Eylül 1991’den bu yana geçen 35 yılda Makedonya Türklerinin yaşadığı dönüşümü Yeniden Birlik’e anlatan gazeteci Cemal Süleyman; kültürdeki kayıplardan eğitimdeki kadro sorununa, eksik kalan siyasi temsil anlayışından nüfus sayımındaki gerçeklere kadar önemli değerlendirmelerde bulundu.

Makedonya’nın 8 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan etmesinin üzerinden 35 yıl geçiyor. Yugoslavya’nın dağılma sürecinin gölgesinde gerçekleşen bağımsızlık, ülkede yaşayan bütün halklar açısından yeni bir dönemin başlangıcı olurken, Makedonya Türkleri de bu sürece büyük umutlar ve beklentilerle girdi.

O tarihi günleri Birlik Gazetesi’nde gazeteci olarak anbean takip eden gazeteci ve yazar Cemal Süleyman ile Makedonya Türklerinin 35 yıllık bağımsızlık serüvenini konuştuk. Süleyman; Türkiye’nin Makedonya’yı tanımasından Birlik Gazetesi’nin tarihsel değerine, tiyatro ve eğitimdeki sorunlardan siyasi temsil ve nüfus sayımına kadar pek çok kritik başlıkta gazetemiz Yeniden Birlik’e değerlendirmelerde bulundu.

"Sevinç ve Korkuyu Bir Arada Yaşadık"

Yeniden Birlik: Siz 8 Eylül 1991 bağımsızlık ilanını ve sonrasındaki süreci Birlik Gazetesi’nde bir gazeteci olarak bizzat sahada takip ettiniz. O günlerin atmosferi nasıldı? Türk toplumunun hissiyatı neydi?

Cemal Süleyman: 8 Eylül 1991, aradan yıllar geçmesine rağmen unutulmayan tarihi günlerden biri. Bağımsızlık ilanının ardından Üsküp Meydanı’nda düzenlenen büyük törene Makedonya’nın dört bir yanından, toplumun her kesiminden insan katıldı. Türkler de bu tarihi güne coşkuyla eşlik etti. O dönem Birlik Gazetesi’nde çalışan gazeteciler olarak bizler de yaşanan tüm gelişmeleri yakından takip ederek kamuoyuna aktarmakla görevliydik. Birlik Gazetesi bağımsızlığı tam sayfa manşetle okuyucularına duyurdu. Takip eden günlerde diplomatların görüşlerini aldık, söyleşiler yaptık, vatandaşlarımızı konuşturduk ve dönemin fotoğraflarını yoğun biçimde yayımladık.

Ancak bu büyük sevincin yanında, Yugoslavya’nın dağılma sürecinin oluşturduğu ciddi bir korku ve endişe de vardı. Bir yandan sevinç, bir yandan da hüzün ve korku yaşanıyordu. Slovenya ve Hırvatistan’da başlayan çatışmaların Bosna-Hersek’e, ardından Kosova’ya yayılması, bizde de “Acaba bizim kapımıza da çatışmalar gelir mi?” kaygısına yol açtı. Bağımsızlığın ilanıyla birlikte bir nebze rahatlama olsa da bölgedeki gelişmeler uzun süre endişe kaynağı olmaya devam etti.

"Türkiye'nin Anayasal İsimle Tanıması Unutulmaz Bir Onurdu"

Yeniden Birlik: Bağımsızlığın ardından Türkiye ile ilişkiler ve dış politika süreci Türk toplumuna nasıl yansıdı? Umulan beklentiler karşılandı mı?

Cemal Süleyman: Bağımsızlık günlerinin Türk toplumu açısından en önemli gelişmelerinden biri Türkiye’nin Makedonya’yı tanıması oldu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Makedonya’yı anayasal adıyla tanıması bizim için, Makedonya Türk toplumu için çok büyük bir gurur ve onurdu. Türkiye’nin bu tutumu hem ülkedeki Türk toplumunda büyük bir memnuniyet yarattı hem de Makedonya Devleti’ne verilen önemi ve Türk toplumuna duyulan saygıyı gösterdi. Bu gelişme bağımsızlık döneminin unutulmayan olayları arasındadır.

Ancak sonraki yıllarda ne yazık ki bazı beklentilerimiz gerçekleşmedi. Makedonya’nın Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde karşılaştığı engeller ülkeye ekonomik açıdan ağır bir bedel ödetti. Özellikle Yunanistan’ın çeşitli gerekçelerle Makedonya’nın AB entegrasyonunu engellemesi, devlete de halka da pahalıya mal oldu. Bu durum ekonomik gücümüze çok olumsuz yansıdı; Avrupa fonlarından yararlanamadık, dış yatırımlar tıkandı. Avrupa Birliği yolunda yaşanan sorunlar doğrudan halkın ekonomik yaşamına etki etti.

"Bizim Hiçbir Zaman Özel Bir Talebimiz Olmadı"

Yeniden Birlik: Makedonya Türklerinin devletle olan bağı ve hak talepleri 35 yıl boyunca nasıl bir çizgi izledi?

Cemal Süleyman: Makedonya Türklerinin bağımsızlık sonrasındaki temel yaklaşımı hiç değişmedi. Türk toplumu kendisini her zaman yaşadığı ülkenin asli bir parçası olarak gördü. Makedonya Türklerinin hiçbir zaman özel bir talebi veya ayrıcalık beklentisi olmadı. Her zaman anayasanın ve yasaların verdiği hak ve özgürlüklerin uygulanmasından yana durduk.

Türkler hak ve özgürlük taleplerini hiçbir zaman bir güç gösterisi ya da çatışma üzerinden yürütmedi. Zaten biz Türkler her zaman barıştan, huzurdan ve demokrasiden yanayız. Hukuki ve siyasi alanda diğer halklara tanınan haklar bakımından anayasa, mahkeme ve kurumlar karşısında Türklere yönelik doğrudan bir ayrımcılık yapılmadı, bugün de bu konuda büyük bir sorun bulunmuyor. Ancak 35 yıllık süreci yalnızca yasal kazanımlar üzerinden değerlendiremeyiz; özellikle kültürel alanda ciddi kayıplar yaşadık.

"Birlik Gazetesi Bizim Toplumsal Sicilimizdi"

Yeniden Birlik: Kültürel kayıplardan bahsettiniz. Bu noktada uzun yıllar çalıştığınız Birlik Gazetesi’nin kapanması toplum için ne anlam ifade ediyor?

Cemal Süleyman: Birlik Gazetesi’nin kapanması bizim için telafisi zor, çok büyük bir kültürel kayıptır. Birlik Gazetesi sadece günlük haber yayımlayan bir gazete değildi; bir ekoldü, bir okuldu. Bünyesinden çok sayıda yazar, şair ve hatta siyasetçi yetişti.

Çocuklara yönelik Sevinç ve Tomurcuk dergileri, daha olgun okuyucu kitlesine yönelik Sesler dergisi yayımlanırdı. Bugün bu yayınların karşılığının bulunmaması ciddi bir eksiklik. Özellikle çocuklara ve gençlere yönelik Türkçe yayınların azalması büyük bir kan kaybıdır. Birlik Gazetesi bizim sicilimizdi. Makedonya Türklerinin onlarca yıllık tarihini kayda geçiren toplumsal hafızamızdı. Bütün kayıtlar oradaydı ve biz bundan mahrum kaldık. 

"Kendi Kültür Evimizde Kiracı Konumuna Düştük"

Yeniden Birlik: Benzer bir kaybın tiyatro ve sanat alanında da yaşandığı dile getiriliyor. Tiyatronun bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cemal Süleyman: Tiyatro konusunda maalesef ev sahibiyken kiracı durumuna düştük. Türk tiyatrosu geçmişteki o güçlü konumundan uzaklaştı. Oysa geçmişte Türk tiyatrosuna inanılmaz bir ilgi vardı; eski tiyatrodaki gösterilere bilet bulmak dahi zordu.

Bugün tiyatro temsilleri geçmişe göre çok daha seyrek hale geldi. Türk toplumunun kendi kültürel kurumlarını bir arada yaşatabileceği bir kültür merkezine acil ihtiyacı var. Böyle bir merkezde tiyatrocularımızın yanı sıra kültür ve güzel sanatlar derneklerimiz, çeşitli kurumlarımız yer alabilmeli. Ancak bu süreç çok uzadı. 

"Sadece Okul Açmak Yetmez, Kadro ve Kitap Şart"

Yeniden Birlik: Eğitim alanındaki durumu nasıl görüyorsunuz? Kazanımlar ve çözüm bekleyen temel sorunlar nelerdir?

Cemal Süleyman: Eğitim alanında bağımsızlık sonrasında bazı önemli ilerlemeler kaydedildiğini kabul etmek lazım. Ancak bu gelişmeler mevcut sorunların tamamını ortadan kaldırmadı. Ayrıntılara indiğinizde kadro ve kitap sorununun hâlâ en kritik meseleler arasında yer aldığını görüyorsunuz.

Eğitimdeki mesele yalnızca öğrencilerin Türkçe eğitim alabilmesiyle sınırlı değil. Sistem için gerekli olan nitelikli kadroların oluşturulması ve öğrencilerin ders kitaplarının zamanında, yeterli miktarda sağlanması da hayati önem taşıyor. Kadro meselesi aslında daha geniş bir probleme işaret ediyor: Türk toplumunda son derece eğitimli, üniversite mezunu insan kaynağı var. Ancak bu yetişmiş insan kaynağının devlet kurumlarında ve farklı alanlarda yeterince değerlendirilememesi, toplumumuzun genel temsil sorunuyla doğrudan bağlantılı. Eğitim ile istihdam ve siyasi temsil arasındaki ilişkiyi daha güçlü kurmalı, bu insan kaynağımızdan daha etkin yararlanmalıyız.

"Türk Dizileri Gençlerin Dil Bilincini Canlı Tuttu"

Yeniden Birlik: Toplumsal hafıza ve eğitimde sorunlar sürerken, dil alanında yani Türkçenin kullanımında nasıl bir seyir izlendi?

Cemal Süleyman: Dil konusunda son 35 yılda sevindirici ve olumlu bir değişim yaşandığını söyleyebilirim. Makedonya’da Türkiye televizyonlarının 24 saat izlenebilmesi Türkçeye çok büyük katkı sağladı. Ayrıca Türkiye’ye okumaya giden öğrencilerimiz, turizm vesilesiyle gidip gelenler ve iki ülke arasındaki güçlü akrabalık bağları dilin korunmasında çok etkili oldu.

Özellikle Türk dizilerinin etkisini vurgulamak gerekir. Günlük hayatta karşılaştığım bazı gençler var; Türkçe eğitim almamış olmalarına rağmen son derece düzgün bir Türkçe konuşuyorlar. Sorduğumda dili dizilerden öğrendiklerini söylüyorlar. Bu yapımlar sadece buradaki Türkler için değil, Türkçenin dünyada tanınması açısından da büyük rol oynadı. Bugün genç kuşakta İstanbul Türkçesine çok daha yakın, akıcı bir dil kullanımının yaygınlaştığını memnuniyetle gözlemliyoruz.

"35 Yıldır Kendi Kendimize Konuşmayı Aşamadık"

Yeniden Birlik: Siyasi temsil boyutuna geçersek; kurucuları arasında yer aldığınız Türk siyasi partilerinin 35 yılı aşkın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cemal Süleyman: 1993’ten itibaren çok partili sisteme geçişle birlikte Türk siyasi partileri kuruldu; ben de Türk Demokratik Partisi’nin kurucuları arasında yer aldım. Partilerimizin toplumun beklentilerini ne ölçüde karşıladığı elbette geniş kapsamlı araştırmalarla, anketlerle ölçülebilir. Ancak kendi gözlemlerime dayanarak açık bir eleştiride bulunmam gerekir: Biz bu 35 yıl zarfında konuşan bir toplum oluşturamadık, oluşturulmadı. Bir de bunun yanı sıra eleştiri ve öz eleştirinin ne olduğunu bir türlü öğrenemedik.

Siyasi partilerimiz çoğunlukla sadece Türkçe yayın yapan radyo ve televizyonlara çıkıp açıklamalar yapıyor. Bu yeterli değil. Biz kendi dertlerimizi sadece kendi kendimize anlatıyoruz. Oysa talep ve sorunlarımızı daha geniş çapta duyurmalıyız. Bugün bir Türk siyasi parti genel başkanının Makedonca yayın yapan ana akım bir televizyon kanalına çıkıp Türk toplumunun sorunlarını derli toplu anlattığına pek rastlamıyoruz. Artık bu kabuğu kırmamız ve dışa açılmamız şart.

"Avrupa Kurumları ile Doğrudan Temas Kurmalıyız"

Yeniden Birlik: Bu kabuğu kırmak için uluslararası alanda ve kurumlar düzeyinde nasıl bir strateji izlenmeli?

Cemal Süleyman: Makedonya’da çok sayıda Avrupa kurumu ve uluslararası kuruluş var. Türk siyasi partilerinin bu kurumlarla daha yoğun temas kurması gerekiyor. Özellikle Brüksel’den gelen heyetlerle doğrudan görüşmeler yapılmalı, Türk toplumunun talepleri birinci ağızdan iletilmeli. Bakın; Roman, Boşnak ve Sırp siyasi temsilciler Avrupa kurumlarıyla çok daha aktif temas kuruyorlar. Biz bu konuda maalesef eksik kaldık.

İktidarda veya muhalefette olsun, Türk siyasetçilerin temasları yalnızca Türkiye ile sınırlı kalmamalı. Türkiye ile yürütülen ilişkiler, Cumhurbaşkanı ve yetkililerle yapılan görüşmeler elbette çok değerli ve gurur vericidir. Ancak başarıyı sadece bu temaslardan ibaret görmek yetersizdir. Ülke içinde de Makedonya Cumhurbaşkanlığı, Hükümet, Meclis ve diğer Makedon siyasi partileriyle ilişkilerin artırılması gerekir. 

"Masadaki Rakamlar Değil, Sınıflardaki Gerçekler Önemli"

Yeniden Birlik: Nüfus sayımları ve okullardaki öğrenci sayıları üzerinden yürütülen tartışmalara bakışınız nedir?

Cemal Süleyman: Nüfus düşüşü bugün tüm Avrupa ve Balkanlar’ın ortak sorunu. Makedonya küçük bir devlet, Türk toplumu da nüfus olarak küçük bir toplum. Ancak nüfus konusu bizim için hayati önem taşımaya devam ediyor ve bu süreçte yaşananlara çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Geçmiş nüfus sayımlarını hatırlıyorum; memur eve geliyor ve formları kurşun kalemle dolduruyordu! Bu duruma büyük tepkiler gösterildi, çok ciddi tartışmalar yaşandı. Ondan sonraki sayımda üç kişilik bir heyet oluşturuldu: Makedon, Arnavut ve Türk. "O güzel" dedik ancak orada da trajikomik olaylar yaşandı. Eve gelen heyette Makedon ve Arnavut var ama Türk heyet üyesi yok. Sorunca da "Siz Türk müsünüz? Ben Türkçe biliyorum ya" cevabıyla karşılaşıyordu ailelerimiz. Halbuki anayasa ve kanun gereği heyette özbeöz Türk üye olması gerekiyordu. İtiraz edildiğinde ise hemen "Türk siyasi partilerinden yeterli sayıda Türk üye istedik ama bulamadık" kılıfını uydurdular.

Son nüfus sayımında da yine bazı olumsuz olaylar yaşandı. Bu yüzden nüfus sayımını sadece devletin yapacağı teknik bir işlem olarak göremeyiz. Bunu her vatandaşın, her ailenin yakından takip etmesi bir görevdir. Çünkü biz öteden beri bir bakıyorsunuz işte 100 bin civarında Türk var. O hiç değişmiyor. Ama öte yandan baktığınızda okullar çok önemli bir göstergedir. Bir örnek vermek gerekiyorsa; hemen yanı başımızda Josip Broz Tito Okulu... Hatırlıyorum, 7, 8, 9 öğrenci vardı. Gelin görün ki bugün orada hep ikişer sınıf ve 25'in üzerinde öğrenci var. Az önce saydığım gibi mesela Üsküp'e bağlı bazı köylerde, Batı Makedonya'da başka bir şey gösteriyor. Demek ki arada bir şey var. O yüzden diyorum nüfus sayımı gelecek dönemde çok ama çok önemlidir. Buna her vatandaş, her aile üzerinde durmalıdır.

"En Kritik Mücadelemiz Liyakatli Kadrolarla Hakça Temsildir"

Yeniden Birlik: Önümüzdeki dönemde Makedonya Türklerinin önündeki en kritik mücadele alanı sizce nedir?

Cemal Süleyman: Önümüzdeki yıllarda en kritik meselemiz "hakça temsil"dir. Devlet kurumlarında ve bakanlıklarda Türkler nitelik ve nicelik olarak yeterli sayıda yer almıyor. Bunu kesinlikle "kadro yetersizliği" ile açıklayamayız. Bakıyorsunuz bir bakanlıkta ya da devlet kurumunda hiç insanımız yok. Oysa hem Türkiye’de eğitim alıp dönen hem de Makedonya’daki üniversitelerden mezun olmuş son derece donanımlı kadrolarımız var.

Bu nedenle hakça temsil konusuna önümüzdeki dönemde çok daha fazla ağırlık vermeliyiz. Türk toplumunun devletle ve genel toplumla daha fazla bütünleşmesi gerekiyor. "Geçen 35 yılda yeterince entegre olabildik mi?" derseniz, bence olamadık. Veriler de maalesef bunu doğruluyor.

H.Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.