Salim Kerimi: İzmir’deki Makedonya göçmenleri üzerine kimlik tartışması
Salim Kerimi: İzmir’deki Makedonya göçmenleri üzerine kimlik tartışması
Tarihçi ve emekli diplomat Salim Kadri Kerimi, anadilin etnik kimliği belirlemeye yetmeyeceğini savunarak, İzmir’deki Makedonya göçmenleri hakkında yapılan genellemelerin bilimsel, etik ve demokratik açıdan sakıncalı olduğunu belirtti.
Dün, Sayın Prof. Dr. Yove Kekenovski’nin 24İnfo.mk. sitesinde yayımlanan “Makedonya, İzmir’in Kalbinde Yaşıyor” başlıklı köşe yazısını büyük bir dikkat ve ilgiyle okuma fırsatı buldum. Söz konusu yazı, bugün İzmir’de yaşayan Makedonya göçmenlerinin torunlarıyla gerçekleştirdiği buluşmayı içten ve duygusal bir dille anlatmaktadır. Ayrıca, ne yazarın iyi niyetinden ne de ziyaret ettiği insanların samimi duygularından en ufak bir kuşkum bulunmaktadır. Aksine, kökeni bir şekilde Makedonya’ya dayanan herkes, buna Makedon dilini, geleneklerini ve kültürünü yaşatmaya devam eden tüm insanlarımız da dâhil olmak üzere, her şeyden önce Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nin resmî kurumları tarafından saygı ve ilgi görmeyi hak etmektedir.
Bununla birlikte, etnik kimlik meselesi son derece hassas bir konu olduğundan, sayın profesörün dilsel ve kültürel bağlardan hareketle oldukça kalabalık ve son derece heterojen bir topluluğun etnik kimliğine ilişkin sonuçlara varmak suretiyle riskli bir genelleme yaptığı kanaatindeyim. Başka bir ifadeyle, Makedonca konuşuyor olmak, kişinin otomatik olarak etnik anlamda Makedon olduğu anlamına gelmez. Anadil kuşkusuz kimliğin önemli unsurlarından biridir; ancak onu belirleyen tek ölçüt değildir. Tarih, aynı dili konuşan farklı etnik toplulukların sayısız örneğini barındırdığı gibi, farklı dilleri konuşmalarına rağmen kendilerini aynı ulusun mensubu olarak gören toplumların da varlığını göstermektedir.
Bu somut olayda özellikle, geçen yüzyılın ellili ve altmışlı yıllarında Yugoslavya/ Makedonya’dan Türkiye’ye göç eden Türklerin, Arnavutların, Torbeşlerin ve Boşnakların göç sürecinin tarihsel bağlamı dikkate alınmalıdır. O dönemin koşulları ve uygulamaları çerçevesinde, Türkiye’ye göç edebilmenin şartlarından birinin kişilerin kendilerini Türk olarak beyan etmeleri ve bunu ispat etmeleri olduğu bilinmektedir. Bu durum, göç edenlerin tamamının etnik köken itibarıyla Türk olduğu anlamına gelmemekle birlikte, kendilerini Makedon değil, Türk olarak beyan ettikleri gerçeğini de göz ardı etmeyi haklı kılmaz. Dolayısıyla bu husus, konuyla ilgili yapılacak her ciddi bilimsel değerlendirmenin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.
Daha da önemlisi, Torbeş/ Goralı/ Pomak topluluklarının kökenine ilişkin tarihsel ve etnolojik literatürde ortak kabul gören tek bir görüş bulunmamaktadır. Aksine, en az iki temel bilimsel yaklaşım mevcuttur. Birinci görüş, Slav bilim çevrelerinden çok sayıda araştırmacı tarafından savunulmakta olup, bu toplulukların Osmanlı döneminde İslamiyet’i kabul eden Slav kökenli Makedonlar, Bulgarlar veya Sırplar olduğunu ileri sürmektedir. İkinci görüş ise ağırlıklı olarak Türk araştırmacılar ile Torbeş toplumundan bazı akademisyenler tarafından savunulmaktadır. Bu yaklaşıma göre söz konusu topluluklar, tarihsel süreç içerisinde çeşitli nedenlerle Slav dilini benimseyen daha eski Türk topluluklarının/ boyların torunlarıdır. Osmanlıların Balkanlar’a gelişiyle birlikte İslamiyet’i ilk kabul eden gruplardan biri olmuş, buna rağmen o döneme kadar konuştukları dili muhafaza etmişlerdir.
Bu vesileyle hangi görüşün daha isabetli olduğu tartışmasına girmek istemem. Ancak bilim dünyasında bu konuda bir fikir birliğinin bulunmaması bile, hiç kimsenin kesin hükümler vermemesi gerektiğini göstermeye yeterlidir. Tarihsel tartışmaların yanı sıra, belki de en önemli unsur, söz konusu topluluğun günümüzdeki aidiyet duygusudur. Nitekim bugün Makedonya, Arnavutluk, Kosova ve Bulgaristan’da yaşayan Torbeş/ Goralı/ Pomak topluluklarının tek tip bir kimlik beyanında bulunmadıkları tartışmasız bir gerçektir. Bunların bir kısmı kendilerini Torbeş, Goralı veya Pomak olarak tanımlarken, diğerleri Makedon, Türk, Arnavut ya da Sırp kimliğini benimsemektedir. Bazı bölgelerde, özellikle Arnavutluk ve Kosova’da ise, son zamanlar’da maddi gerekçeler’den ötürü kendilerini Bulgar olarak beyan eden kişiler de bulunmaktadır. Bu çeşitlilik dahi, söz konusu topluluğun tüm üyelerine önceden atfedilebilecek tek ve ortak bir ulusal kimliğin bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Tam da bu nedenle, yalnızca Makedonca bilmek, folkloru yaşatmak veya Makedonya’ya duygusal bağlılık hissetmek gibi unsurlardan hareketle İzmir’de yaşayan yüz binlerce, hatta yaklaşık bir milyon insanın etnik anlamda Makedon olduğu sonucuna varmanın bilimsel açıdan haklı gösterilemeyeceğini düşünüyorum. Kaldı ki, Sayın Ali Şengül’ün başkanlığını yaptığı derneğin adı da “Makedonya Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği – MAK-GÖÇ” olup, bu isim dahi derneğin kendisini etnik Makedonların değil, Makedonya’dan göç eden insanların ortak kültürel mirasını yaşatan bir kuruluş olarak tanımladığını göstermektedir.
Kanaatimce etnik kimlik, dışarıdan belirlenebilecek bir olgu değildir. Bu, bireysel ve kolektif öz tanımlama hakkına ilişkin bir meseledir. Nitekim bu ilke, çağdaş uluslararası hukukun ve insan haklarının korunmasına ilişkin demokratik standartların temel taşlarından biridir.
Bu nedenle, sayın Yove Kekenovski’nin bir üniversite profesörü olarak daha dikkatli ve bilimsel açıdan daha ihtiyatlı bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini düşünüyorum. Kalabalık bir topluluğun etnik kimliğine ilişkin kesin hükümler vermek yerine, İzmir ve Türkiye’nin diğer şehirlerinde yaşayan bu topluluğun mensuplarının onlarca yıldır Makedon dilini, kültürünü ve atalarının hatırasını yaşattıklarını ifade etmek, ancak onların etnik kimliğini peşinen tanımlamaktan kaçınmak çok daha isabetli olurdu. Böyle bir yaklaşım, yazının değerini azaltmayacağı gibi, aksine onu bilimsel açıdan daha isabetli ve daha kapsayıcı hâle getirirdi.
Son olarak, bu mesele yalnızca akademik bir tartışma değildir. Bu tür yaklaşımlar ileride Makedonya’daki resmî kurumların politikası hâline gelecek olursa, dost Türkiye ile ve söz konusu etnik topluluğun mensuplarıyla gereksiz yanlış anlamalara yol açabilir. Makedonya Cumhuriyeti, dış ilişkilerini her zaman karşılıklı saygı ve halkların kendi kimliklerini özgürce belirleme hakkına duyulan saygı temelinde inşa etmiştir. İnsanların kim olduklarını kendilerinin ifade etme hakkı varken, onların etnik kimliğini önceden tanımlamaya çalışarak bu ilkeye zarar vermek büyük talihsizlik olur. Bilimin görevi kimlikleri araştırmak ve açıklamaktır; onları belirlemek ya da dayatmak değildir. Hele ki tarihsel serüveni son derece karmaşık, günümüzdeki öz kimlik algısı ise oldukça çeşitlilik gösteren topluluklar söz konusu olduğunda. Ancak böyle bir yaklaşımın bilimsel açıdan sorumlu, etik bakımdan meşru ve çağdaş demokratik değerlerle uyumlu olduğu kanaatindeyim.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.