“Osmanlı, herkesi aynı gördü: Yeni eser, 19. yüzyılda ‘adaletli nüfus sayımını’ belgeliyor”

Kuzey Makedonya 88 kez okundu.
 

“Osmanlı, herkesi aynı gördü: Yeni eser, 19. yüzyılda ‘adaletli nüfus sayımını’ belgeliyor”

Doç. Dr. Adnan Şerif’in 2-3 yıllık çalışmasıyla hazırladığı eser, tarihteki büyük 19. yüzyıl boşluğunu doldururken, Osmanlı’nın Müslüman-Hristiyan ayrımı yapmadan tüm ahaliyi aynı gören yaklaşımını da gözler önüne seriyor
Makedonya Devlet Arşivleri’nin 75. kuruluş yılına tanıklık ettiğimiz bugünlerde, bölge tarihinin karanlıkta kalan noktalarına ışık tutan dev bir eser gün yüzüne çıktı. Doç. Dr. Adnan Şerif, uzun yıllar süren titiz bir çalışmanın ürünü olan “1838/39 Yılı Üsküp Sancağı Kalkandelen (Tetova) Kazası Hristiyan Nüfus Sayımı” kitabıyla, Balkanlar'ın demografik ve sosyal hafızasını yeniden inşa ediyor. Adnan Şerif ile hem yeni kitabını hem de Türkiye ile Makedonya arasındaki arşiv iş birliğini konuştuk. Adnan Şerif, söz konusu çalışmanın Kuzey Makedonya tarihi için kritik bir kaynak niteliği taşıdığını ifade ederek, özellikle 19. yüzyıla ilişkin tarihsel yazımda önemli bir boşluğu doldurduğunu söyledi. Daha önceki çalışmaların devamı Şerif, eserin daha önce yayımlanan çalışmalarla bağlantılı olduğunu belirtti. İlk ciltte Üsküp kazasına ait nüfus sayımlarının yer aldığını hatırlatan Şerif, sonraki çalışmalarda Üsküp ve çevresinde yaşayan Roma ve Yahudi topluluklarına dair verilerin de ortaya konduğunu aktardı. Yeni yayımlanan çalışmanın ise özellikle Kalkandelen ve çevresine odaklandığını belirten Şerif, önceki ciltlerde bölgedeki Müslüman nüfusa ilişkin verilerin yer aldığını, yeni yayınla birlikte Hristiyan nüfus kayıtlarının da ortaya çıkarıldığını söyledi. Şerif, yeni çalışmanın yalnızca bir nüfus kaydı değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve tarihsel yapısını anlamada önemli bir kaynak olduğunu vurguladı. “Osmanlı defterleri bize toplumun tamamını gösterir” Osmanlı nüfus defterleri çoğu zaman yalnızca idari kayıtlar olarak düşünülse de, aslında çok daha geniş bir anlam taşır. Şerif’e göre bu defterler, toplumun tamamını görebilmenin en güçlü araçlarından biridir. “Önceki defterler daha çok vergiye dayanıyordu. Ama 19. yüzyıla geldiğimizde birey kayıt tutulmaya başlanıyor. Daha detaylı bilgiler vermektedir.” Bu yönüyle çalışma, yalnızca bir bölgenin değil, bir dönemin sosyal dokusunun da yeniden okunmasını sağlar. “Kalkandelen için eksik parça tamamlandı” Çalışmanın en önemli yönlerinden biri, Kalkandelen bölgesine ait eksik verilerin bir araya getirilmesidir. Şerif, bu durumu tarih yazımı açısından kritik bir tamamlanma olarak değerlendirir. “Bu eser Makedonya tarihi açısından çok önemli bir boşluğu dolduruyor. Üsküp ve çevresiyle ilgili çalışmalar vardı ama Kalkandelen uzun süre eksik kaldı. Biz bu parçayı tamamlamaya çalıştık.” “Hristiyan nüfus kayıtları mali düzenin bir parçasıydı” Nüfus defterlerinin en dikkat çekici yönlerinden biri, farklı toplulukların sistemli biçimde kayıt altına alınmasıdır. Özellikle Hristiyan nüfusun kayıtları, sadece demografik değil aynı zamanda mali bir anlam taşır. Şerif, “Osmanlı Devleti tüm ahaliye ortak bir şekilde, adaletli bir şekilde hepsini aynı görmüştür ve hepsinin sayımını aynı şekilde ele almıştır. Ki Hristiyanların sayımı çok önemli. Çünkü bildiğiniz gibi Osmanlı Devleti o zamanlarda Hristiyanları askere almazdı. Onların yerine cizye denilen bir vergi üstlenmişti ahaliye. Ve tabii ki bu sayımlar devlette bir şekilde gösterge gibi kullanılmaktaydı”, ifadelerini kullandı.   “Bu defterler toplumun tüm katmanlarını kayda alır” Şerif’e göre çalışmanın bir diğer önemli yönü ise, yalnızca belirli kesimleri değil, toplumun tamamını kapsayan bir kayıt sistemini ortaya koymasıdır. “Önceki kayıtlar daha çok mülk sahiplerine odaklanıyordu. Oysa bu tür nüfus defterleri hiç onu fark etmeden, topraklar veya mülkleri olanları veya olmayanları gözetmeden hepsinin sayımlarını bir şekilde ortaya çıkartmışlar. Ve bununla o dönem ve bu dönemin farkını bizlere açık bir şekilde sunmaktadır.” “2–3 yıl süren bir arşiv sabrı gerekti” Osmanlıca belgelerle çalışmak yalnızca teknik bir beceri değil, aynı zamanda uzun soluklu bir sabır işidir. Şerif, bu sürecin yıllara yayıldığını özellikle vurgular. “Yaklaşık 2-3 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Fakat evet toz aldık ama biliyorduk ki atalarımızın bir örfü, atalarımızın bir tarihini göstererek seve seve yapıyorduk ve heyecan duyuyorduk.” “Osmanlı’ya dair algılar yeniden okunmalı” Çalışma, yalnızca verileri ortaya koymakla kalmaz; aynı zamanda Osmanlı dönemine dair yerleşik olumsuz algıların yeniden değerlendirilmesine ve kalkmasına katkı sunar. Doç. Dr. Adnan Şeri, “E tabii ki kalkmalıdır. Aklı selim biri veya düzgün, dürüst bir şekilde düşünmek gerekirse… Ben Osmanlı İmparatorluğu kelimelerini çekinirim kullanmaya. Daha çok Osmanlı Devleti derim. Çünkü Osmanlı Devleti hem eserlerle hem yapılarla her şeyle kendi devletliğini göstermiş bizim topraklarımızda”, şeklinde konuştu. “Uluslararası sergi ortak tarihin görsel hafızası” Kitapla birlikte düzenlenen sergi, Türkiye ve Makedonya arşivlerinden gelen belgeleri bir araya getirerek ortak bir tarih okuması olduğunu vurgulayan Adnan Şerif şunları kaydetti. “Sergi sadece işte yapıları değil, ahalinin örflerini gösteriyor. Ahalinin taşıdığı elbiselerini. Ne şekilde iç içe yaşadıklarını ister Müslüman olsun ister Hristiyan olsun hiç öyle bir fark etmeden. Osmanlı'nın görüşünü bir şekilde göstermektedir. Ve aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin bürokrasi çalışmasını da yansıtıyor bu belgeler ve fotoğraflarla” “Dijitalleşme yavaş ama kaçınılmaz bir süreç” Arşiv dünyasında en önemli dönüşümlerden biri dijitalleşmedir. Ancak bu süreç henüz tamamlanmış değil. “Şu an tüm belgeler dijital ortamda değil. Maalesef öyle diğer ülkelere bakarak dijital açısından biz bir adım gerideyiz. Fakat onu da örtmeye caba göstermekteyiz. Farklı anlaşmalarla işte farklı bağışlarla farklı bütçe ayırmaya uğraşıyoruz” Arşivde araştırmacılar için henüz tamamıyla tüm belgelerin dijital bir şeklinde hepsini hazırlanmadığının altını çizen Adnan Şerif şunu ekledi: “Araştırmacılar söz konusu olunca hala eski yöntemle çalışıyorlar diyebiliriz. Eski metotla ilk önce dilekçe ile başvuruyorlar” Türkiye ile arşiv iş birliği dijitalleşme sürecinde devam ediyor Türkiye ile arşiv alanındaki iş birliğinin sürdüğünü belirten Adnan Şerif, yürütülen çalışmaların farklı kapsamlarla devam ettiğini açıkladı. Şerif, daha önce Osmanlı dönemine ait ve Kuzey Makedonya ile ilgili arşiv belgelerinin Türkiye’den gelen uzman ekipler tarafından dijital ortama aktarıldığını hatırlattı. Sürecin doğrudan Türk arşiv uzmanlarının katılımıyla yürütüldüğü ifade edildi. Geniş tarihsel arşiv yapısı: “16 Kilometrelik Arşiv” dijitalleşiyor Açıklamada, Adnan Şerif Makedonya Devlet Arşivleri’nin yalnızca Osmanlı dönemine ait belgelerle sınırlı olmadığı vurgulandı. Arşivlerde; Osmanlı öncesi dönem belgeleri Osmanlı sonrası dönem evrakları Balkan Savaşları sonrası ve I. Dünya Savaşı öncesi kayıtlar İki dünya savaşı arası dönem belgeleri Yugoslavya dönemine ait çok sayıda fon gibi geniş bir tarihsel yelpazeyi kapsayan dokümanların bulunduğu belirtildi. Şerif, arşiv envanterinin yaklaşık 16 kilometrelik raf uzunluğuna sahip olduğunu da ifade etti. “Kesin rakam vermek mümkün değil” Türkiye ile arşiv iş birliğinin sürdüğünü belirten Adnan Şerif, Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinde Kuzey Makedonya ile ilgili belgelerin sayısına ilişkin kesin bir rakam vermenin mümkün olmadığını söyledi. Şerif, arşiv çalışmalarının sürekli ve dinamik bir süreç olduğuna dikkat çekerek, hem Türkiye’de hem de Kuzey Makedonya’da arşivcilerin yeni belgeleri ortaya çıkarmak ve farklı fonları gün yüzüne çıkarmak için sürekli çalıştığını ifade etti. Belgelerin sayısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şerif, net bir sayı vermenin doğru olmayacağını vurgulayarak şunun altını çizdi. "Ele alırsak bizim geçmişimiz 5 asır ne kadar olabilir? Tahminen yani yüzbinlerce belge olmaktadır." “Geçmişini bilmeyen toplum kendini tam kuramaz” Söyleşinin sonunda Adnan Şerif en güçlü vurgu gençlere yöneltti. Tarih bilinci, yalnızca akademik bir konu değil, aynı zamanda kimlik meselesidir. “Geçmişini bilmeyen bir halk, bir toplumun kimlik kartı olmaması demektir. Özellikle gençlere tavsiyem arşivlere daha sık uğrasınlar, daha çok araştırma yapsınlar. Çünkü bununla hem ilerleyebilirler hem de entelektüel kapasitelerini geliştirebilirler” Adnan Şerif’in yürüttüğü çalışma, yalnızca bir arşiv yayını değil; Balkan tarihine dair eksik parçaları tamamlayan, sosyal yapıyı yeniden okumaya imkân veren güçlü bir tarih anlatısıdır.  H. Gina  
Doç. Dr. Adnan Şerif’in 2-3 yıllık çalışmasıyla hazırladığı eser, tarihteki büyük 19. yüzyıl boşluğunu doldururken, Osmanlı’nın Müslüman-Hristiyan ayrımı yapmadan tüm ahaliyi aynı gören yaklaşımını da gözler önüne seriyor

Makedonya Devlet Arşivleri’nin 75. kuruluş yılına tanıklık ettiğimiz bugünlerde, bölge tarihinin karanlıkta kalan noktalarına ışık tutan dev bir eser gün yüzüne çıktı. Doç. Dr. Adnan Şerif, uzun yıllar süren titiz bir çalışmanın ürünü olan “1838/39 Yılı Üsküp Sancağı Kalkandelen (Tetova) Kazası Hristiyan Nüfus Sayımı” kitabıyla, Balkanlar'ın demografik ve sosyal hafızasını yeniden inşa ediyor. Adnan Şerif ile hem yeni kitabını hem de Türkiye ile Makedonya arasındaki arşiv iş birliğini konuştuk.

Adnan Şerif, söz konusu çalışmanın Kuzey Makedonya tarihi için kritik bir kaynak niteliği taşıdığını ifade ederek, özellikle 19. yüzyıla ilişkin tarihsel yazımda önemli bir boşluğu doldurduğunu söyledi.

Daha önceki çalışmaların devamı

Şerif, eserin daha önce yayımlanan çalışmalarla bağlantılı olduğunu belirtti. İlk ciltte Üsküp kazasına ait nüfus sayımlarının yer aldığını hatırlatan Şerif, sonraki çalışmalarda Üsküp ve çevresinde yaşayan Roma ve Yahudi topluluklarına dair verilerin de ortaya konduğunu aktardı.

Yeni yayımlanan çalışmanın ise özellikle Kalkandelen ve çevresine odaklandığını belirten Şerif, önceki ciltlerde bölgedeki Müslüman nüfusa ilişkin verilerin yer aldığını, yeni yayınla birlikte Hristiyan nüfus kayıtlarının da ortaya çıkarıldığını söyledi.

Şerif, yeni çalışmanın yalnızca bir nüfus kaydı değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve tarihsel yapısını anlamada önemli bir kaynak olduğunu vurguladı.

“Osmanlı defterleri bize toplumun tamamını gösterir”

Osmanlı nüfus defterleri çoğu zaman yalnızca idari kayıtlar olarak düşünülse de, aslında çok daha geniş bir anlam taşır. Şerif’e göre bu defterler, toplumun tamamını görebilmenin en güçlü araçlarından biridir.

“Önceki defterler daha çok vergiye dayanıyordu. Ama 19. yüzyıla geldiğimizde birey kayıt tutulmaya başlanıyor. Daha detaylı bilgiler vermektedir.”

Bu yönüyle çalışma, yalnızca bir bölgenin değil, bir dönemin sosyal dokusunun da yeniden okunmasını sağlar.

Kalkandelen için eksik parça tamamlandı”

Çalışmanın en önemli yönlerinden biri, Kalkandelen bölgesine ait eksik verilerin bir araya getirilmesidir. Şerif, bu durumu tarih yazımı açısından kritik bir tamamlanma olarak değerlendirir.

“Bu eser Makedonya tarihi açısından çok önemli bir boşluğu dolduruyor. Üsküp ve çevresiyle ilgili çalışmalar vardı ama Kalkandelen uzun süre eksik kaldı. Biz bu parçayı tamamlamaya çalıştık.”

Hristiyan nüfus kayıtları mali düzenin bir parçasıydı”

Nüfus defterlerinin en dikkat çekici yönlerinden biri, farklı toplulukların sistemli biçimde kayıt altına alınmasıdır. Özellikle Hristiyan nüfusun kayıtları, sadece demografik değil aynı zamanda mali bir anlam taşır.

Şerif, “Osmanlı Devleti tüm ahaliye ortak bir şekilde, adaletli bir şekilde hepsini aynı görmüştür ve hepsinin sayımını aynı şekilde ele almıştır. Ki Hristiyanların sayımı çok önemli. Çünkü bildiğiniz gibi Osmanlı Devleti o zamanlarda Hristiyanları askere almazdı. Onların yerine cizye denilen bir vergi üstlenmişti ahaliye. Ve tabii ki bu sayımlar devlette bir şekilde gösterge gibi kullanılmaktaydı”, ifadelerini kullandı.  

“Bu defterler toplumun tüm katmanlarını kayda alır”

Şerif’e göre çalışmanın bir diğer önemli yönü ise, yalnızca belirli kesimleri değil, toplumun tamamını kapsayan bir kayıt sistemini ortaya koymasıdır.

“Önceki kayıtlar daha çok mülk sahiplerine odaklanıyordu. Oysa bu tür nüfus defterleri hiç onu fark etmeden, topraklar veya mülkleri olanları veya olmayanları gözetmeden hepsinin sayımlarını bir şekilde ortaya çıkartmışlar. Ve bununla o dönem ve bu dönemin farkını bizlere açık bir şekilde sunmaktadır.”

“2–3 yıl süren bir arşiv sabrı gerekti”

Osmanlıca belgelerle çalışmak yalnızca teknik bir beceri değil, aynı zamanda uzun soluklu bir sabır işidir. Şerif, bu sürecin yıllara yayıldığını özellikle vurgular.

“Yaklaşık 2-3 yıllık bir süreçten bahsediyoruz. Fakat evet toz aldık ama biliyorduk ki atalarımızın bir örfü, atalarımızın bir tarihini göstererek seve seve yapıyorduk ve heyecan duyuyorduk.”

“Osmanlı’ya dair algılar yeniden okunmalı”

Çalışma, yalnızca verileri ortaya koymakla kalmaz; aynı zamanda Osmanlı dönemine dair yerleşik olumsuz algıların yeniden değerlendirilmesine ve kalkmasına katkı sunar.

Doç. Dr. Adnan Şeri, “E tabii ki kalkmalıdır. Aklı selim biri veya düzgün, dürüst bir şekilde düşünmek gerekirse… Ben Osmanlı İmparatorluğu kelimelerini çekinirim kullanmaya. Daha çok Osmanlı Devleti derim. Çünkü Osmanlı Devleti hem eserlerle hem yapılarla her şeyle kendi devletliğini göstermiş bizim topraklarımızda”, şeklinde konuştu.

“Uluslararası sergi ortak tarihin görsel hafızası”

Kitapla birlikte düzenlenen sergi, Türkiye ve Makedonya arşivlerinden gelen belgeleri bir araya getirerek ortak bir tarih okuması olduğunu vurgulayan Adnan Şerif şunları kaydetti.

“Sergi sadece işte yapıları değil, ahalinin örflerini gösteriyor. Ahalinin taşıdığı elbiselerini. Ne şekilde iç içe yaşadıklarını ister Müslüman olsun ister Hristiyan olsun hiç öyle bir fark etmeden. Osmanlı'nın görüşünü bir şekilde göstermektedir. Ve aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin bürokrasi çalışmasını da yansıtıyor bu belgeler ve fotoğraflarla”

“Dijitalleşme yavaş ama kaçınılmaz bir süreç”

Arşiv dünyasında en önemli dönüşümlerden biri dijitalleşmedir. Ancak bu süreç henüz tamamlanmış değil.

“Şu an tüm belgeler dijital ortamda değil. Maalesef öyle diğer ülkelere bakarak dijital açısından biz bir adım gerideyiz. Fakat onu da örtmeye caba göstermekteyiz. Farklı anlaşmalarla işte farklı bağışlarla farklı bütçe ayırmaya uğraşıyoruz”

Arşivde araştırmacılar için henüz tamamıyla tüm belgelerin dijital bir şeklinde hepsini hazırlanmadığının altını çizen Adnan Şerif şunu ekledi: “Araştırmacılar söz konusu olunca hala eski yöntemle çalışıyorlar diyebiliriz. Eski metotla ilk önce dilekçe ile başvuruyorlar”

Türkiye ile arşiv iş birliği dijitalleşme sürecinde devam ediyor

Türkiye ile arşiv alanındaki iş birliğinin sürdüğünü belirten Adnan Şerif, yürütülen çalışmaların farklı kapsamlarla devam ettiğini açıkladı.

Şerif, daha önce Osmanlı dönemine ait ve Kuzey Makedonya ile ilgili arşiv belgelerinin Türkiye’den gelen uzman ekipler tarafından dijital ortama aktarıldığını hatırlattı. Sürecin doğrudan Türk arşiv uzmanlarının katılımıyla yürütüldüğü ifade edildi.

Geniş tarihsel arşiv yapısı: “16 Kilometrelik Arşiv” dijitalleşiyor

Açıklamada, Adnan Şerif Makedonya Devlet Arşivleri’nin yalnızca Osmanlı dönemine ait belgelerle sınırlı olmadığı vurgulandı.

Arşivlerde;

  • Osmanlı öncesi dönem belgeleri
  • Osmanlı sonrası dönem evrakları
  • Balkan Savaşları sonrası ve I. Dünya Savaşı öncesi kayıtlar
  • İki dünya savaşı arası dönem belgeleri
  • Yugoslavya dönemine ait çok sayıda fon

gibi geniş bir tarihsel yelpazeyi kapsayan dokümanların bulunduğu belirtildi.

Şerif, arşiv envanterinin yaklaşık 16 kilometrelik raf uzunluğuna sahip olduğunu da ifade etti.

“Kesin rakam vermek mümkün değil”

Türkiye ile arşiv iş birliğinin sürdüğünü belirten Adnan Şerif, Türkiye Cumhuriyeti arşivlerinde Kuzey Makedonya ile ilgili belgelerin sayısına ilişkin kesin bir rakam vermenin mümkün olmadığını söyledi.

Şerif, arşiv çalışmalarının sürekli ve dinamik bir süreç olduğuna dikkat çekerek, hem Türkiye’de hem de Kuzey Makedonya’da arşivcilerin yeni belgeleri ortaya çıkarmak ve farklı fonları gün yüzüne çıkarmak için sürekli çalıştığını ifade etti.

Belgelerin sayısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şerif, net bir sayı vermenin doğru olmayacağını vurgulayarak şunun altını çizdi.

"Ele alırsak bizim geçmişimiz 5 asır ne kadar olabilir? Tahminen yani yüzbinlerce belge olmaktadır."

“Geçmişini bilmeyen toplum kendini tam kuramaz”

Söyleşinin sonunda Adnan Şerif en güçlü vurgu gençlere yöneltti. Tarih bilinci, yalnızca akademik bir konu değil, aynı zamanda kimlik meselesidir.

“Geçmişini bilmeyen bir halk, bir toplumun kimlik kartı olmaması demektir. Özellikle gençlere tavsiyem arşivlere daha sık uğrasınlar, daha çok araştırma yapsınlar. Çünkü bununla hem ilerleyebilirler hem de entelektüel kapasitelerini geliştirebilirler”

Adnan Şerif’in yürüttüğü çalışma, yalnızca bir arşiv yayını değil; Balkan tarihine dair eksik parçaları tamamlayan, sosyal yapıyı yeniden okumaya imkân veren güçlü bir tarih anlatısıdır. 

H. Gina

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.