Op. Dr. Arzu Aşıcı ile özel röportaj: Üsküp'e borcum var

Sağlık 84 kez okundu.
 

Op. Dr. Arzu Aşıcı ile özel röportaj: Üsküp'e borcum var

Bazı hikayeler sadece bir kariyer yolculuğunu değil, aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet mücadelesini anlatır. Konuğumuz; Üsküp’ün tarihi dokusundan yetişip, Türkiye’nin tıp hafızası Cerrahpaşa’da uzmanlaşan ve bugün İstanbul’un saygın göz cerrahlarından biri olan Op. Dr. Arzu Aşıcı.
Onun öyküsü, bir arkadaş şakasıyla başlayan kaderin, nasıl binlerce insanın dünyasını aydınlatan bir mucizeye dönüştüğünün kanıtı. Ancak bu söyleşi sadece tıbbi başarıları, akıllı lensleri veya ileri lazer teknolojilerini içermiyor. Mesleki disiplini için her gece saat 22.00’de dünyadan elini eteğini çeken bir profesyoneli, İstanbul’un en dik yamaçlarını "Rumeli dobralığı" ile tırmanan bir kadını ve en önemlisi, başarının zirvesindeyken kalbinin bir yarısını Üsküp’te bıraktığını fark eden bir vatan sevdalısını bulacaksınız. "Hayatın anlamını sadece kariyerde bulamadım" diyecek kadar dürüst, "Üsküp’e borcum var" derken gözleri dolacak kadar vefalı bir hekimin, kendiyle ve terk ettiği topraklarla helalleşme yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Bir Şaka ile Başlayan Mucize: Kaderin Göz Bebeği Üsküp’ün tarihi sokaklarından İstanbul’un modern ameliyathanelerine uzanan bu başarı öyküsü, aslında sanıldığı gibi keskin stratejilerle değil, dost meclisinde yapılan küçük bir şakayla filizlenmiş. Üsküp Aziz Kiril ve Metodiy Üniversitesi’nde tıp eğitimini tamamlayan Arzu Aşıcı, uzmanlık için rotasını Türkiye’ye çevirdiğinde henüz hangi branşta derinleşeceğini bilmiyordu. Kendi deyimiyle "derya deniz" bir eğitimin ardından, branş seçimi aşamasında yaşadığı kararsızlığı o dönemki Makedon arkadaşları bir espriyle dağıtmış: "Senin gözlerin renkli, tam bir Makedonyalı Türk gözü bunlar; sen kesinlikle göz doktoru olmalısın!" Bu "içi boş" görünen ama samimiyet dolu motivasyon, Arzu Aşıcı’nın en zorlu uzmanlık tercihlerinden biri olan göz sağlığını listenin en başına yazmasına neden olmuş. "Kazanması en zor branş göz olduğu için 'nasılsa olmaz' diyerek ilk sıraya yazmıştım. Ama kaderin benim için başka planları varmış. Motivasyonum arkadaşlarımın bir şakasıydı belki ama bugün görüyorum ki hayatımın en doğru kararını o gün vermişim." Cerrahpaşa’nın Kapısında Bir Korku: "Yapabilir miyim?" Üsküp’te aldığı "derya deniz" teorik eğitim, Arzu Aşıcı’yı tıbbi bilgi anlamında bir kaleye dönüştürse de, Cerrahpaşa’nın o devasa ve hızlı dünyasına adım atmak hiç de kolay olmamış. Makedonya’nın küçük yapısında, kısıtlı hasta sayısıyla geçen öğrencilik yılları, İstanbul’un bitmek bilmeyen hasta sirkülasyonu karşısında yerini derin bir heyecana ve "pratikte yetersiz kalma" korkusuna bırakmış. Aşıcı, o günkü içsel çatışmasını şu sözlerle özetliyor: "Makedonya’da çok okuyor, teorik olarak çok donanımlı yetişiyoruz ama küçük bir ülke olduğumuz için pratik deneyimimiz maalesef kısıtlı kalıyor. Cerrahpaşa’ya ilk girdiğimde, herkesin her şeyi yapabildiğini görünce 'Ben galiba yapamayacağım, teoride iyiyim ama pratikte asla onlar gibi olamayacağım' diye büyük bir korkuya kapıldım." Ancak bu kırılma noktasında devreye giren bir "usta" eli, genç cerrah adayının kaderini değiştirmiş. Dönemin Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şehirbay Özkan, sadece tıbbi bir otorite olarak değil, bir yol gösterici olarak Aşıcı’nın elinden tutmuş. "Yabancı öğrencilerin aslında Türkiye'de ne kadar başarılı olduklarını ne kadar kendi ülkelerinin yüzünü hak ettiklerini bana anlattı. Çekinmemem gerektiğini, hızlı bir şekilde adapte olacağıma dair beni ikna etti. O enerjiyle sonra ben işime dört elle sarıldım." Doğru Mercek, En Akıllı Mercektir: Kişiye Özel Görme Sanatı Göz sağlığı teknolojisi, her geçen gün bilim kurgu filmlerini aratmayan bir hızla ilerliyor. Özellikle son yılların en çok konuşulan konularından biri olan "akıllı mercekler" hakkında Dr. Arzu Aşıcı, ezber bozan bir yaklaşım sergiliyor. Ona göre mesele sadece teknoloji değil, o teknolojiyi hastanın biyolojik gerçeğiyle buluşturma mahareti. Bu lensleri "kişiye özel" olarak tanımlayan Aşıcı, 50 yaşında bir cerrah olarak halen her gün literatür taradığını vurgulayarak şunları söylüyor: "Bu premium lensler, akıllı lensler, ben onları şöyle değerlendiriyorum. Kişiye özel lens olarak değerlendiriyorum. Yani herkesin göz özellikleri ve yapısı farklı. Göz yapısına uygun merciyi seçmek ciddi bir bilgi birikimi" Peki, nedir bu akıllı mercek? En kısa tanımıyla; uzak, yakın ve ara mesafedeki tüm görme problemlerini tek bir operasyonla ortadan kaldırmak. Ancak Dr. Arzu’nun burada çok net bir şerhi var: "Doğru zaman ve doğru hasta." "Her şeyi totalde doğru yaptığımda akıllı mercek, müthiş bir gözlükten kurtarma ameliyatı. Doğru hastada ve doğru doktorun ellerinde" Lazer Öncesi "Soğutma" Terapisi: Önce Güven, Sonra Özgürlük Günümüzde gözlükten kurtulmak isteyen gençlerin ilk kapısı olan lazer operasyonları konusunda Dr. Arzu Aşıcı, şaşırtıcı derecede temkinli bir duruş sergiliyor. Tıbbi teknolojinin her imkanına sahip olmasına rağmen, hastalarını ameliyat masasına davet etmek yerine, önce onları bir miktar "soğutmayı" tercih ediyor. Aşıcı’ya göre görme özgürlüğü, aceleye getirilecek bir süreç değil: "Gençlere ilk sözüm şu oluyor: Çok erken yaptırmayın. Evet, teorik olarak 18 yaşından itibaren lazer yapılabilir ama ben şahsen 22 yaşından önce dokunulmaması taraftarıyım. Eğer kişinin mesleki bir zorunluluğu yoksa —askerlik veya polislik gibi— sabretmek her zaman en sağlıklı yoldur. Aynı şekilde 38-40 yaş sınırına gelmiş bir hastaya da lazeri pek önermem; çünkü tam uzağı düzeltmişken bu sefer yakın görme sorunları başlayacaktır." Dr. Arzu, sadece numara düşürmeye odaklanan bir cerrah değil; hastasının yaşam kalitesini bir ömür boyu korumayı hedefleyen bir vizyoner. "Her hekim tüm lazer yöntemlerine hakim olmalı ve hastasına en uygun olanı terzi işi seçmeli" diyen Aşıcı, kendi ilginç yöntemini şöyle anlatıyor: "Ben hastamı ameliyata ikna etmeye çalışmam; aksine önce biraz soğuturum. Tüm detayları, beklemesi gereken süreçleri anlatırım. Eğer hasta tüm bu gerçekleri bildiği halde halen gözlükten kurtulmak istiyorsa, işte o zaman operasyona geçeriz. Doğru şartlarda ve doğru diyoptri aralığında yapılan lazer, neredeyse risksiz ve sonuçları muazzam olan bir mucizedir." Bir Mikrocerrahın Münzevi Yaşamı: Saat 22.00’de Başlayan Disiplin Dışarıdan bakıldığında sadece bir neşter tutuşu gibi görünen operasyonların arkasında, aslında büyük feragatler ve askeri bir disiplin yatıyor. Op. Dr. Arzu Aşıcı için başarılı bir ameliyat, sabah hastaneye girdiğinde değil, bir gece önce saat tam 22.00’de başlıyor. "Her gün ortalama saat 22.00 gibi yatarım ve bu saatimi asla değiştirmem. Hafta içi en basitinden bir aspirin dahi içerim. Çünkü bizim işimiz mikrocerrahi; eldeki en ufak bir titreme (tremor) bile sonuç üzerinde etki yaratabilir. Bu yüzden kendimi fiziksel ve ruhen izole ederim. Maalesef eşim ve çocuklarım da benim bu tavizsiz yaşantım nedeniyle bazen benden mahrum kalıyorlar." "Ben Yapıyorsam Korkma" Hastalarıyla kurduğu ilişkide en büyük ilacı "güven" olarak tanımlayan Aşıcı, artık tesadüfen değil, ismini ve başarılarını araştırarak gelen bir hasta portföyüne sahip. Ameliyat masasına yatan hastasına verdiği o sarsılmaz garanti ise hem kendi tecrübesinden hem de arkasındaki güçlü ekipten besleniyor: "Vallahi açık söylüyorum: 'Eğer bu ameliyatı ben yapıyorsam hiç korkma.' Bugün tıp teknolojisi ve hastanemizin imkanlarıyla riskleri neredeyse sıfıra indirdik. Ancak her operasyon bir ihtimal barındırır; işte o noktada da çok güçlü bir ekibe sahibiz. Bir sorun çıkacaksa bile biz onu hallederiz, çünkü işin doğrusu ve profesyonelliği budur." Zirvedeki Kariyerden Ruhun Vatanına: "Ayda Bir Hafta Üsküp" Hayali Başarı basamaklarını İstanbul’da tırmanan, uluslararası literatürde 11 bilimsel yayını ve sayısız bildirisi bulunan bir cerrah için "doyum noktası" neresidir? Dr. Arzu Aşıcı için bu sorunun cevabı ne daha fazla operasyon ne de daha fazla ün. Onun için cevap; doğduğu topraklarda, Üsküp’te kuracağı o şifa köprüsünde saklı. "Üsküp benim memleketim, onu her şeyden çok seviyorum. Bugüne kadar hep gelip geçici ziyaretler yapabildim ama artık başka bir seviyeye geçmek istiyorum. Maddiyatın asla ve kata söz konusu olmadığı, sadece ruhumu besleyecek bir hayalim var: Ayda bir hafta Üsküp'te olmak. Pazartesi ameliyatımı yapıp, hastamın üçüncü gün kontrolünü bitirip, bir hafta boyunca o havayı solumak beni çok tatmin edecek." İstanbul’un Dik Yamacında Bir Rumeli Pusulası: "Dobralık En Büyük Sermayem" İstanbul gibi rekabetin en üst seviyede olduğu, deyim yerindeyse "bütün yolların tutulduğu" bir metropolde, bir cerrah olarak kendine yer açmak sadece neşter tutma becerisiyle ilgili değildir. Dr. Arzu Aşıcı için başarının anahtarı, 25 yaşında Üsküp’ten bavulunda getirdiği o sarsılmaz Rumeli karakterinde saklı. Türkiye’ye karakteri tamamen oturmuş bir yetişkin olarak giden Aşıcı, İstanbul’un karmaşık sosyal dengeleri içinde "dobralığı" bir strateji olarak değil, bir yaşam biçimi olarak seçmiş: "Karakterimi hiç değiştiremedim. Buradan, yani Makedonya’dan öğrendiğim o 'doğruyu kestirmeden söyleme' alışkanlığım başta insanlara garip geldi. Gerektiğinde patronuma bile 'Bu yanlış, böyle olmaz' diyebiliyordum. İkiyüzlülük ya da arkadan iş çevirmek benim lügatimde yok. Bu dürüstlük ve etik duruş zamanla bana sarsılmaz bir saygınlık kazandırdı. Söylediğim hiçbir şeyin sorgulanmadığı bir güven ortamı inşa ettim." En Dik Yamacı Tırmanmak: "Gururla Makedonya Türk'üyüm" İstanbul’da kariyer basamaklarını tırmanırken kestirme yolları değil, en dik yamaçları tercih ettiğini belirten Aşıcı, tam bir cerrah olgunluğuna erişmesinin 45 yaşını bulduğunu samimiyetle ifade ediyor. Adımlarını küçük ama sağlam atan Aşıcı için en büyük ödül ise isminin önündeki unvanlardan ziyade, kökenine duyduğu sadakat: "İstanbul’da hayat zor; yollar çoktan kapılmıştı. Ben kendime en dik yamacı, yani en dürüst ve zorlu yolu seçtim. Tırmanmam zaman aldı ama bugün hissettiğim o saygı her şeye değdi. Her fırsatta 'Ben bir Makedonya Türk'üyüm' diyorum ve bunu büyük bir gururla söylüyorum. İnsanların benim üzerimden memleketim hakkında güzel fikirler edinmesi, benim için mesleki başarının çok ötesinde bir mutluluk." Bir Helalleşme Hikayesi: "Hayatın Anlamını Kariyerde Bulamadım" Röportaj sırasında gözleri dolarak kurduğu cümleler, aslında bir cerrahın kendi kalbine yaptığı en dürüst müdahale gibi. Kariyerin bir noktadan sonra hayatın anlamını doldurmaya yetmediğini fark eden Aşıcı, kendiyle olan o büyük helalleşmeyi şu sözlerle ifade ediyor: "Hayatın anlamını arıyorum... Neden geldik, ne yaşıyoruz? Cevabı şurada buluyorum: Sen vatanını, Rumeli'yi terk ettin. Şimdi oraya borçlusun. Bir şey yap ki iyi hissedebilesin. Çünkü doğrusu şu ki; hayatın anlamını sadece kariyer yaparak tam olarak bulamadım. Şimdi o borcu ödeme vakti. Kendime bir sözüm var, size de sözüm olsun; burası, bu 'vilayet' bizim için kutsal. Kıymetini bilmeliyiz." Üsküp’te kalanlara, o kadim toprakları terk etmeyenlere derin bir minnetle "Çok şükür kaldınız" ifadelerini kullanıyor Dr. Arzu. Ekranın Ötesindeki Filtre: "Kahve İçmeyeceğim Kişinin Programına Çıkmam" Dijital çağın ve görsel medyanın gücü yadsınamaz bir gerçek. Dr. Arzu Aşıcı da bu gücün farkında olan ancak onu kendi süzgecinden geçiren nadir isimlerden. Televizyon ekranlarında görünmek, bir hekim için tanınırlık sağlasa da Aşıcı için "ekranda olmak", teknik bir zorunluluktan ziyade bir karakter meselesi. Gelen yoğun tekliflere rağmen neden her programda yer almadığını şu ilginç ve samimi kriterle açıklıyor: "Biraz eski kafalıyım galiba; her programa çıkmıyorum. Benim için kriter çok net: Normal hayatımda oturup karşılıklı kahve içebileceğim, vizyonuna ve kalitesine güvendiğim bir sunucuysa o daveti kabul ediyorum. Seçiciyim, belki bu tavrım bazılarına anlamsız gelebilir ama ben her şeye, her yere çıkmamayı tercih ediyorum. Ancak çıktığımda da bunun hem hastalarım hem de benim adıma güzel bir güven köprüsü oluşturduğunu görüyorum." Dijital Çağda "Tanıdık Bir Sima" Güveni Yirmi yıla yakın süredir İstanbul’un aynı bölgesinde, Bakırköy ve Bahçelievler hattında hizmet veren Dr. Arzu, bölge halkıyla adeta birer "ahbap" haline gelmiş. Televizyon ve sosyal medya ise bu yerel dostluğu çok daha geniş kitlelere taşımış. Kapıdan giren hastanın "Sizi televizyonda izlemiştim" diyerek yüzünde oluşan o gülümseme, operasyon öncesi ihtiyaç duyulan en büyük anestezi: Güven. "Hayat artık sosyal medyada dönüyor, gençler kadar bizlerin de buna adapte olması şart. Hastalarım tanıdık bir simaya muayene olmanın huzurunu yaşıyorlar. Senelerce aynı bölgede emek verince zaten bir aile gibi olmuştuk; televizyon sadece bu aile bağını genişletti. İnsanların o 'tanıdık' güveniyle kapımdan girmesi, işimin en keyifli yanlarından biri." Gözler Kalbin Aynasıdır: Bir Cerrahın Şahitliği Röportajımızın sonunda, edebiyatın ve müziğin en çok işlediği organ olan gözlerin o gizemli dünyasına giriyoruz. Dr. Arzu Aşıcı’ya göre "Gözler yalan söylemez" sözü sadece romantik bir ifade değil, aynı zamanda tıbbi bir gerçeklik. Heyecanlanan bir insanın göz bebeğinin büyümesinden, mutluluk anındaki o hafif parıltıya kadar her duygu, aslında gözler aracılığıyla dışarıya sızıyor. Aşıcı, bu derin bağı şu sözlerle anlatıyor: "Gözler gerçekten kalbin aynasıdır. İnsan heyecanlandığında göz bebekleri büyür; bazen bunu beyniniz fark eder ama adını koyamazsınız. Bir hekim olarak ben, o duyguyu hastamın gözünden yakalarım. Bu yüzden iletişimimiz sadece tıbbi değil, ruhsal bir boyutta ilerler." Mucizeye Tanıklık: "Görüyorum!" Haykırışı Bir cerrah için en büyük ödül, kuşkusuz hastasının dünyasını aydınlattığı o ilk andır. Dr. Arzu, özellikle ilerlemiş katarakt operasyonlarından sonra yaşanan sahneleri anlatırken, o anları yeniden yaşıyor gibi: "Ertesi gün bandaj açıldığında hastanın 'Görüyorum!' diye haykırması, resmen film sahneleri gibidir. Bekleme odasındaki diğer hastalar bile o mutluluğa dahil olur. Hastalarım mutluluktan ağlayınca, ben de onlarla birlikte heyecanlanıyor ve kucaklaşıyorum. İyi ki göz branşını seçmişim dediğim anlar, işte o anlar..." Genç Meslektaşlara Vasiyet Gibi Bir Çağrı Röportajın finalinde Dr. Arzu Aşıcı, kendinden sonraki nesillere ve tıp öğrencilerine tarihsel bir sorumluluk yüklüyor. Kendi hikayesinden çıkardığı en büyük dersi bir "vasiyet" titizliğiyle paylaşıyor: "Genç doktor adaylarına sesleniyorum: Eğitim neredeyse oraya gidin, Türkiye’de kendinizi en iyi şekilde donatın. Ama ne olur, benim yaptığımı yapmayın; geri dönmek üzere gidin! Donanımınızı alın ve vatanınıza, bu topraklara borcunuzu ödemek için geri dönün. Ben de en kısa zamanda, kısmen de olsa bu topraklara dönmek için hem kendime hem de size söz veriyorum." H.Gina
Bazı hikayeler sadece bir kariyer yolculuğunu değil, aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet mücadelesini anlatır. Konuğumuz; Üsküp’ün tarihi dokusundan yetişip, Türkiye’nin tıp hafızası Cerrahpaşa’da uzmanlaşan ve bugün İstanbul’un saygın göz cerrahlarından biri olan Op. Dr. Arzu Aşıcı.

Onun öyküsü, bir arkadaş şakasıyla başlayan kaderin, nasıl binlerce insanın dünyasını aydınlatan bir mucizeye dönüştüğünün kanıtı. Ancak bu söyleşi sadece tıbbi başarıları, akıllı lensleri veya ileri lazer teknolojilerini içermiyor. Mesleki disiplini için her gece saat 22.00’de dünyadan elini eteğini çeken bir profesyoneli, İstanbul’un en dik yamaçlarını "Rumeli dobralığı" ile tırmanan bir kadını ve en önemlisi, başarının zirvesindeyken kalbinin bir yarısını Üsküp’te bıraktığını fark eden bir vatan sevdalısını bulacaksınız.

"Hayatın anlamını sadece kariyerde bulamadım" diyecek kadar dürüst, "Üsküp’e borcum var" derken gözleri dolacak kadar vefalı bir hekimin, kendiyle ve terk ettiği topraklarla helalleşme yolculuğuna tanıklık ediyoruz.

Bir Şaka ile Başlayan Mucize: Kaderin Göz Bebeği

Üsküp’ün tarihi sokaklarından İstanbul’un modern ameliyathanelerine uzanan bu başarı öyküsü, aslında sanıldığı gibi keskin stratejilerle değil, dost meclisinde yapılan küçük bir şakayla filizlenmiş. Üsküp Aziz Kiril ve Metodiy Üniversitesi’nde tıp eğitimini tamamlayan Arzu Aşıcı, uzmanlık için rotasını Türkiye’ye çevirdiğinde henüz hangi branşta derinleşeceğini bilmiyordu.

Kendi deyimiyle "derya deniz" bir eğitimin ardından, branş seçimi aşamasında yaşadığı kararsızlığı o dönemki Makedon arkadaşları bir espriyle dağıtmış: "Senin gözlerin renkli, tam bir Makedonyalı Türk gözü bunlar; sen kesinlikle göz doktoru olmalısın!"

Bu "içi boş" görünen ama samimiyet dolu motivasyon, Arzu Aşıcı’nın en zorlu uzmanlık tercihlerinden biri olan göz sağlığını listenin en başına yazmasına neden olmuş.

"Kazanması en zor branş göz olduğu için 'nasılsa olmaz' diyerek ilk sıraya yazmıştım. Ama kaderin benim için başka planları varmış. Motivasyonum arkadaşlarımın bir şakasıydı belki ama bugün görüyorum ki hayatımın en doğru kararını o gün vermişim."

Cerrahpaşa’nın Kapısında Bir Korku: "Yapabilir miyim?"

Üsküp’te aldığı "derya deniz" teorik eğitim, Arzu Aşıcı’yı tıbbi bilgi anlamında bir kaleye dönüştürse de, Cerrahpaşa’nın o devasa ve hızlı dünyasına adım atmak hiç de kolay olmamış. Makedonya’nın küçük yapısında, kısıtlı hasta sayısıyla geçen öğrencilik yılları, İstanbul’un bitmek bilmeyen hasta sirkülasyonu karşısında yerini derin bir heyecana ve "pratikte yetersiz kalma" korkusuna bırakmış.

Aşıcı, o günkü içsel çatışmasını şu sözlerle özetliyor:

"Makedonya’da çok okuyor, teorik olarak çok donanımlı yetişiyoruz ama küçük bir ülke olduğumuz için pratik deneyimimiz maalesef kısıtlı kalıyor. Cerrahpaşa’ya ilk girdiğimde, herkesin her şeyi yapabildiğini görünce 'Ben galiba yapamayacağım, teoride iyiyim ama pratikte asla onlar gibi olamayacağım' diye büyük bir korkuya kapıldım."

Ancak bu kırılma noktasında devreye giren bir "usta" eli, genç cerrah adayının kaderini değiştirmiş. Dönemin Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şehirbay Özkan, sadece tıbbi bir otorite olarak değil, bir yol gösterici olarak Aşıcı’nın elinden tutmuş.

"Yabancı öğrencilerin aslında Türkiye'de ne kadar başarılı olduklarını ne kadar kendi ülkelerinin yüzünü hak ettiklerini bana anlattı. Çekinmemem gerektiğini, hızlı bir şekilde adapte olacağıma dair beni ikna etti. O enerjiyle sonra ben işime dört elle sarıldım."

Doğru Mercek, En Akıllı Mercektir: Kişiye Özel Görme Sanatı

Göz sağlığı teknolojisi, her geçen gün bilim kurgu filmlerini aratmayan bir hızla ilerliyor. Özellikle son yılların en çok konuşulan konularından biri olan "akıllı mercekler" hakkında Dr. Arzu Aşıcı, ezber bozan bir yaklaşım sergiliyor. Ona göre mesele sadece teknoloji değil, o teknolojiyi hastanın biyolojik gerçeğiyle buluşturma mahareti.

Bu lensleri "kişiye özel" olarak tanımlayan Aşıcı, 50 yaşında bir cerrah olarak halen her gün literatür taradığını vurgulayarak şunları söylüyor:

"Bu premium lensler, akıllı lensler, ben onları şöyle değerlendiriyorum. Kişiye özel lens olarak değerlendiriyorum. Yani herkesin göz özellikleri ve yapısı farklı. Göz yapısına uygun merciyi seçmek ciddi bir bilgi birikimi"

Peki, nedir bu akıllı mercek? En kısa tanımıyla; uzak, yakın ve ara mesafedeki tüm görme problemlerini tek bir operasyonla ortadan kaldırmak. Ancak Dr. Arzu’nun burada çok net bir şerhi var: "Doğru zaman ve doğru hasta."

"Her şeyi totalde doğru yaptığımda akıllı mercek, müthiş bir gözlükten kurtarma ameliyatı. Doğru hastada ve doğru doktorun ellerinde"

Lazer Öncesi "Soğutma" Terapisi: Önce Güven, Sonra Özgürlük

Günümüzde gözlükten kurtulmak isteyen gençlerin ilk kapısı olan lazer operasyonları konusunda Dr. Arzu Aşıcı, şaşırtıcı derecede temkinli bir duruş sergiliyor. Tıbbi teknolojinin her imkanına sahip olmasına rağmen, hastalarını ameliyat masasına davet etmek yerine, önce onları bir miktar "soğutmayı" tercih ediyor.

Aşıcı’ya göre görme özgürlüğü, aceleye getirilecek bir süreç değil:

"Gençlere ilk sözüm şu oluyor: Çok erken yaptırmayın. Evet, teorik olarak 18 yaşından itibaren lazer yapılabilir ama ben şahsen 22 yaşından önce dokunulmaması taraftarıyım. Eğer kişinin mesleki bir zorunluluğu yoksa —askerlik veya polislik gibi— sabretmek her zaman en sağlıklı yoldur. Aynı şekilde 38-40 yaş sınırına gelmiş bir hastaya da lazeri pek önermem; çünkü tam uzağı düzeltmişken bu sefer yakın görme sorunları başlayacaktır."

Dr. Arzu, sadece numara düşürmeye odaklanan bir cerrah değil; hastasının yaşam kalitesini bir ömür boyu korumayı hedefleyen bir vizyoner. "Her hekim tüm lazer yöntemlerine hakim olmalı ve hastasına en uygun olanı terzi işi seçmeli" diyen Aşıcı, kendi ilginç yöntemini şöyle anlatıyor:

"Ben hastamı ameliyata ikna etmeye çalışmam; aksine önce biraz soğuturum. Tüm detayları, beklemesi gereken süreçleri anlatırım. Eğer hasta tüm bu gerçekleri bildiği halde halen gözlükten kurtulmak istiyorsa, işte o zaman operasyona geçeriz. Doğru şartlarda ve doğru diyoptri aralığında yapılan lazer, neredeyse risksiz ve sonuçları muazzam olan bir mucizedir."

Bir Mikrocerrahın Münzevi Yaşamı: Saat 22.00’de Başlayan Disiplin

Dışarıdan bakıldığında sadece bir neşter tutuşu gibi görünen operasyonların arkasında, aslında büyük feragatler ve askeri bir disiplin yatıyor. Op. Dr. Arzu Aşıcı için başarılı bir ameliyat, sabah hastaneye girdiğinde değil, bir gece önce saat tam 22.00’de başlıyor.

"Her gün ortalama saat 22.00 gibi yatarım ve bu saatimi asla değiştirmem. Hafta içi en basitinden bir aspirin dahi içerim. Çünkü bizim işimiz mikrocerrahi; eldeki en ufak bir titreme (tremor) bile sonuç üzerinde etki yaratabilir. Bu yüzden kendimi fiziksel ve ruhen izole ederim. Maalesef eşim ve çocuklarım da benim bu tavizsiz yaşantım nedeniyle bazen benden mahrum kalıyorlar."

"Ben Yapıyorsam Korkma"

Hastalarıyla kurduğu ilişkide en büyük ilacı "güven" olarak tanımlayan Aşıcı, artık tesadüfen değil, ismini ve başarılarını araştırarak gelen bir hasta portföyüne sahip. Ameliyat masasına yatan hastasına verdiği o sarsılmaz garanti ise hem kendi tecrübesinden hem de arkasındaki güçlü ekipten besleniyor:

"Vallahi açık söylüyorum: 'Eğer bu ameliyatı ben yapıyorsam hiç korkma.' Bugün tıp teknolojisi ve hastanemizin imkanlarıyla riskleri neredeyse sıfıra indirdik. Ancak her operasyon bir ihtimal barındırır; işte o noktada da çok güçlü bir ekibe sahibiz. Bir sorun çıkacaksa bile biz onu hallederiz, çünkü işin doğrusu ve profesyonelliği budur."

Zirvedeki Kariyerden Ruhun Vatanına: "Ayda Bir Hafta Üsküp" Hayali

Başarı basamaklarını İstanbul’da tırmanan, uluslararası literatürde 11 bilimsel yayını ve sayısız bildirisi bulunan bir cerrah için "doyum noktası" neresidir? Dr. Arzu Aşıcı için bu sorunun cevabı ne daha fazla operasyon ne de daha fazla ün. Onun için cevap; doğduğu topraklarda, Üsküp’te kuracağı o şifa köprüsünde saklı.

"Üsküp benim memleketim, onu her şeyden çok seviyorum. Bugüne kadar hep gelip geçici ziyaretler yapabildim ama artık başka bir seviyeye geçmek istiyorum. Maddiyatın asla ve kata söz konusu olmadığı, sadece ruhumu besleyecek bir hayalim var: Ayda bir hafta Üsküp'te olmak. Pazartesi ameliyatımı yapıp, hastamın üçüncü gün kontrolünü bitirip, bir hafta boyunca o havayı solumak beni çok tatmin edecek."

İstanbul’un Dik Yamacında Bir Rumeli Pusulası: "Dobralık En Büyük Sermayem"

İstanbul gibi rekabetin en üst seviyede olduğu, deyim yerindeyse "bütün yolların tutulduğu" bir metropolde, bir cerrah olarak kendine yer açmak sadece neşter tutma becerisiyle ilgili değildir. Dr. Arzu Aşıcı için başarının anahtarı, 25 yaşında Üsküp’ten bavulunda getirdiği o sarsılmaz Rumeli karakterinde saklı.

Türkiye’ye karakteri tamamen oturmuş bir yetişkin olarak giden Aşıcı, İstanbul’un karmaşık sosyal dengeleri içinde "dobralığı" bir strateji olarak değil, bir yaşam biçimi olarak seçmiş:

"Karakterimi hiç değiştiremedim. Buradan, yani Makedonya’dan öğrendiğim o 'doğruyu kestirmeden söyleme' alışkanlığım başta insanlara garip geldi. Gerektiğinde patronuma bile 'Bu yanlış, böyle olmaz' diyebiliyordum. İkiyüzlülük ya da arkadan iş çevirmek benim lügatimde yok. Bu dürüstlük ve etik duruş zamanla bana sarsılmaz bir saygınlık kazandırdı. Söylediğim hiçbir şeyin sorgulanmadığı bir güven ortamı inşa ettim."

En Dik Yamacı Tırmanmak: "Gururla Makedonya Türk'üyüm"

İstanbul’da kariyer basamaklarını tırmanırken kestirme yolları değil, en dik yamaçları tercih ettiğini belirten Aşıcı, tam bir cerrah olgunluğuna erişmesinin 45 yaşını bulduğunu samimiyetle ifade ediyor. Adımlarını küçük ama sağlam atan Aşıcı için en büyük ödül ise isminin önündeki unvanlardan ziyade, kökenine duyduğu sadakat:

"İstanbul’da hayat zor; yollar çoktan kapılmıştı. Ben kendime en dik yamacı, yani en dürüst ve zorlu yolu seçtim. Tırmanmam zaman aldı ama bugün hissettiğim o saygı her şeye değdi. Her fırsatta 'Ben bir Makedonya Türk'üyüm' diyorum ve bunu büyük bir gururla söylüyorum. İnsanların benim üzerimden memleketim hakkında güzel fikirler edinmesi, benim için mesleki başarının çok ötesinde bir mutluluk."

Bir Helalleşme Hikayesi: "Hayatın Anlamını Kariyerde Bulamadım"

Röportaj sırasında gözleri dolarak kurduğu cümleler, aslında bir cerrahın kendi kalbine yaptığı en dürüst müdahale gibi. Kariyerin bir noktadan sonra hayatın anlamını doldurmaya yetmediğini fark eden Aşıcı, kendiyle olan o büyük helalleşmeyi şu sözlerle ifade ediyor:

"Hayatın anlamını arıyorum... Neden geldik, ne yaşıyoruz? Cevabı şurada buluyorum: Sen vatanını, Rumeli'yi terk ettin. Şimdi oraya borçlusun. Bir şey yap ki iyi hissedebilesin. Çünkü doğrusu şu ki; hayatın anlamını sadece kariyer yaparak tam olarak bulamadım. Şimdi o borcu ödeme vakti. Kendime bir sözüm var, size de sözüm olsun; burası, bu 'vilayet' bizim için kutsal. Kıymetini bilmeliyiz."

Üsküp’te kalanlara, o kadim toprakları terk etmeyenlere derin bir minnetle "Çok şükür kaldınız" ifadelerini kullanıyor Dr. Arzu.

Ekranın Ötesindeki Filtre: "Kahve İçmeyeceğim Kişinin Programına Çıkmam"

Dijital çağın ve görsel medyanın gücü yadsınamaz bir gerçek. Dr. Arzu Aşıcı da bu gücün farkında olan ancak onu kendi süzgecinden geçiren nadir isimlerden. Televizyon ekranlarında görünmek, bir hekim için tanınırlık sağlasa da Aşıcı için "ekranda olmak", teknik bir zorunluluktan ziyade bir karakter meselesi.

Gelen yoğun tekliflere rağmen neden her programda yer almadığını şu ilginç ve samimi kriterle açıklıyor:

"Biraz eski kafalıyım galiba; her programa çıkmıyorum. Benim için kriter çok net: Normal hayatımda oturup karşılıklı kahve içebileceğim, vizyonuna ve kalitesine güvendiğim bir sunucuysa o daveti kabul ediyorum. Seçiciyim, belki bu tavrım bazılarına anlamsız gelebilir ama ben her şeye, her yere çıkmamayı tercih ediyorum. Ancak çıktığımda da bunun hem hastalarım hem de benim adıma güzel bir güven köprüsü oluşturduğunu görüyorum."

Dijital Çağda "Tanıdık Bir Sima" Güveni

Yirmi yıla yakın süredir İstanbul’un aynı bölgesinde, Bakırköy ve Bahçelievler hattında hizmet veren Dr. Arzu, bölge halkıyla adeta birer "ahbap" haline gelmiş. Televizyon ve sosyal medya ise bu yerel dostluğu çok daha geniş kitlelere taşımış. Kapıdan giren hastanın "Sizi televizyonda izlemiştim" diyerek yüzünde oluşan o gülümseme, operasyon öncesi ihtiyaç duyulan en büyük anestezi: Güven.

"Hayat artık sosyal medyada dönüyor, gençler kadar bizlerin de buna adapte olması şart. Hastalarım tanıdık bir simaya muayene olmanın huzurunu yaşıyorlar. Senelerce aynı bölgede emek verince zaten bir aile gibi olmuştuk; televizyon sadece bu aile bağını genişletti. İnsanların o 'tanıdık' güveniyle kapımdan girmesi, işimin en keyifli yanlarından biri."

Gözler Kalbin Aynasıdır: Bir Cerrahın Şahitliği

Röportajımızın sonunda, edebiyatın ve müziğin en çok işlediği organ olan gözlerin o gizemli dünyasına giriyoruz. Dr. Arzu Aşıcı’ya göre "Gözler yalan söylemez" sözü sadece romantik bir ifade değil, aynı zamanda tıbbi bir gerçeklik. Heyecanlanan bir insanın göz bebeğinin büyümesinden, mutluluk anındaki o hafif parıltıya kadar her duygu, aslında gözler aracılığıyla dışarıya sızıyor.

Aşıcı, bu derin bağı şu sözlerle anlatıyor:

"Gözler gerçekten kalbin aynasıdır. İnsan heyecanlandığında göz bebekleri büyür; bazen bunu beyniniz fark eder ama adını koyamazsınız. Bir hekim olarak ben, o duyguyu hastamın gözünden yakalarım. Bu yüzden iletişimimiz sadece tıbbi değil, ruhsal bir boyutta ilerler."

Mucizeye Tanıklık: "Görüyorum!" Haykırışı

Bir cerrah için en büyük ödül, kuşkusuz hastasının dünyasını aydınlattığı o ilk andır. Dr. Arzu, özellikle ilerlemiş katarakt operasyonlarından sonra yaşanan sahneleri anlatırken, o anları yeniden yaşıyor gibi:

"Ertesi gün bandaj açıldığında hastanın 'Görüyorum!' diye haykırması, resmen film sahneleri gibidir. Bekleme odasındaki diğer hastalar bile o mutluluğa dahil olur. Hastalarım mutluluktan ağlayınca, ben de onlarla birlikte heyecanlanıyor ve kucaklaşıyorum. İyi ki göz branşını seçmişim dediğim anlar, işte o anlar..."

Genç Meslektaşlara Vasiyet Gibi Bir Çağrı

Röportajın finalinde Dr. Arzu Aşıcı, kendinden sonraki nesillere ve tıp öğrencilerine tarihsel bir sorumluluk yüklüyor. Kendi hikayesinden çıkardığı en büyük dersi bir "vasiyet" titizliğiyle paylaşıyor:

"Genç doktor adaylarına sesleniyorum: Eğitim neredeyse oraya gidin, Türkiye’de kendinizi en iyi şekilde donatın. Ama ne olur, benim yaptığımı yapmayın; geri dönmek üzere gidin! Donanımınızı alın ve vatanınıza, bu topraklara borcunuzu ödemek için geri dönün. Ben de en kısa zamanda, kısmen de olsa bu topraklara dönmek için hem kendime hem de size söz veriyorum."

H.Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.