Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nde Makedonya’nın su ve hamam kültürü
Evliya Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nde Makedonya’nın su ve hamam kültürü
Evliya Çelebi’nin kayıtları, Osmanlı döneminde Makedonya şehirlerinde hamam, kaplıca, su kültürü ve sağlık uygulamalarının önemini ortaya koyuyor.
Nova Makedonija gazetesinde araştırmacı, yazar ve köşe yazarı Nikola Ristevski’nin kaleme aldığı yazı, Osmanlı döneminde Makedonya şehirlerindeki su kültürü, hamamlar, kaplıcalar ve sağlık uygulamalarına ışık tutuyor.
Makedonya’nın Osmanlı dönemindeki şehir hayatına ilişkin önemli tarihî tanıklıklardan biri, XVII. yüzyılın ünlü seyyahı Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme adlı eserinde yer alıyor. Nova Makedonija gazetesi yazarı Nikola Ristevski, kaleme aldığı araştırma yazısında Evliya Çelebi’nin kayıtlarından hareketle, dört asır önce Makedonya şehirlerinde gelişmiş olan su, temizlik, hamam ve kaplıca kültürünü ele alıyor.
On ciltlik Seyahatnâme’de Osmanlı coğrafyasını dolaşan Evliya Çelebi; Makedonya’daki şehirlerin günlük yaşamından mimarisine, su kaynaklarından hamamlarına, kaplıcalarından sağlık uygulamalarına kadar çok sayıda ayrıntıya yer veriyor.
Ristevski’nin yazısında da vurguladığı üzere, bu anlatımlar yalnızca dönemin şehir mimarisini değil, aynı zamanda toplumun temizlik ve sağlık anlayışını da ortaya koyuyor. İslam kültüründeki beden temizliği ve akan su anlayışı, bölgede Roma ve Bizans dönemlerinden kalan su mühendisliği gelenekleriyle birleşerek özgün bir şehir kültürünün oluşmasına katkı sağladı.
Üsküp’te hamamlar şehir hayatının merkezindeydi
XVII. yüzyılda Üsküp, çok sayıda hamamı, çeşmesi ve su yapılarıyla dikkat çeken Balkan şehirlerinden biriydi.
İsa Bey Hamamı, Eski Çarşı’nın girişinde, Boyacılar Çarşısı yakınında yer alan önemli vakıf yapılarından biriydi. Kent halkının temizlik ihtiyacının karşılanmasında önemli rol oynayan hamam, aynı zamanda sosyal hayatın da merkezlerinden biri olarak öne çıkıyordu.
Momin Hamamı, Yaya Paşa Camii yakınlarında bulunuyordu. Kubbe mimarisi ve sürekli kaynak suyuyla beslenmesiyle dikkat çeken yapı, dönemin hamam kültürünün önemli örneklerinden biriydi.
Çarşının merkezinde, Sulu Han yakınlarında bulunan Çifte Hamam ise kadınlar ve erkekler için birbirinden bağımsız bölümlere sahipti. Bu mimari düzenleme, hamamların yalnızca temizlik mekânları olmadığını, şehir yaşamının temel sosyal kurumları arasında yer aldığını gösteriyordu.
Bunların yanı sıra mahallelere dağılmış daha küçük hamamlar da bulunuyor, böylece sıcak suya erişim şehir halkının günlük yaşamının doğal bir parçası haline geliyordu.
Evliya Çelebi’nin gözünden Kratova Hamamı
Ristevski’nin yazısında öne çıkan yapılardan biri de Kratova Hamamı.
Evliya Çelebi, hamamın mimari ve sanatsal özelliklerinden etkilenerek yapıyı İstanbul, Şam ve Kahire’deki önemli hamamlarla karşılaştırıyor.
Seyahatnâme’deki anlatıma göre hamamın iç mekânları çeşitli renklerde mermerlerle ve sanatsal süslemelerle bezenmişti. Sıcak bölümlerde yayılan misk ve amber kokularından söz eden Evliya Çelebi, hamam kültürünün temizlik yanında dinlenme ve rahatlama işlevine de sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Kratova Hamamı’nın, Sultan IV. Murad döneminde, kentin ekonomik açıdan yükseliş yaşadığı yıllarda inşa edildiği aktarılıyor. Kratova’nın gelişmesinde ise darphane ile gümüş ve bakır madenleri önemli rol oynuyordu.
Kaplıcalar dört asır önce de tedavi merkezleriydi
Osmanlı döneminde Makedonya’da doğal mineral ve termal sulardan yararlanma geleneği de sürdürüldü. Bu uygulama, Roma döneminden miras kalan kaplıca kültürünün devamı niteliğindeydi.
Üsküp yakınlarındaki Katlanovo Kaplıcası, antik dönemlerden beri bilinen önemli termal merkezlerden biriydi. Osmanlı döneminde burada hastaların ve yolcuların uzun süre kalabilmesi için konaklama yapıları oluşturuldu.
Strumitsa yakınlarındaki Bansko Kaplıcası da doğal sıcak su kaynaklarının tedavi amacıyla kullanıldığı merkezlerden biriydi.
Debre çevresindeki Kosovaşrka Kaplıcaları ve Banyişte bölgesindeki kaynaklar ise zengin mineral ve sülfürlü sularıyla çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılıyordu.
Dönemin tıp anlayışı
Ristevski’nin araştırmasına göre Osmanlı dönemindeki tıbbi uygulamalar, Hipokrat ve Galen’in dört beden sıvısı teorisi ile İslam tıp geleneği ve yerel deneyimlerin birleşiminden oluşuyordu.
Kan alma, kupa tedavisi ve sülük kullanımı dönemin tedavi ve koruyucu sağlık anlayışında önemli bir yer tutuyordu.
Beslenme de tedavinin önemli unsurlarından biriydi. Hastanın durumuna göre özel beslenme programları uygulanıyor; güçsüzlük ve kansızlık gibi durumlarda besleyici gıdalar, dinlenme ve iklim değişikliği önerilebiliyordu.
Termal sular ise özellikle romatizmal ve bazı cilt rahatsızlıklarında kullanılıyordu. Bununla birlikte sıcak suda uzun süre kalmanın sağlık açısından tehlikeli olabileceği konusunda da uyarılar yapılıyordu.
Salgın hastalıklar şehirleri tehdit ediyordu
Makedonya’nın Balkanlar’daki önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması, bölgeyi salgın hastalıklara karşı da hassas hale getiriyordu.
Veba, kolera ve tifüs gibi hastalıklar dönem dönem şehir nüfusunu ciddi biçimde etkiledi. Hastalıkların yayılmasına ilişkin anlayış ise uzun süre, hastalıkların kötü ve zehirli havadan kaynaklandığını savunan miyazma teorisine dayanıyordu.
Modern mikrobiyoloji ve bulaşıcı hastalıkların nedenlerinin anlaşılması ise XIX. yüzyılda gerçekleşti.
Tanzimat ile modern sağlık uygulamalarının temeli atıldı
1839’da ilan edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu ve ardından gerçekleştirilen Tanzimat reformlarıyla Osmanlı İmparatorluğu’nda kamu sağlığı alanında daha sistemli uygulamalar görülmeye başladı.
Karantina istasyonları oluşturuldu, çiçek hastalığına karşı aşılama uygulamaları yaygınlaştırıldı ve devletin sağlık denetimi giderek kurumsallaştı.
Bu gelişmeler, geleneksel sağlık uygulamalarından modern kamu sağlığı anlayışına geçişin önemli aşamalarından birini oluşturdu.
Dört asırlık su ve sağlık mirası
Nikola Ristevski’nin Nova Makedonija gazetesinde kaleme aldığı yazıda, Evliya Çelebi’nin anlatımları ile Osmanlı arşiv belgeleri ve günümüze ulaşan mimari kalıntıların birlikte değerlendirilmesinin, Makedonya’daki şehirlerin XV-XVIII. yüzyıllar arasında gelişmiş bir su, temizlik ve hamam kültürüne sahip olduğunu ortaya koyduğu belirtiliyor.
Üsküp’teki su kanalları ve çok sayıdaki çeşme, Ohri’nin göl suyu, Üsküp ve Kratova’daki anıtsal hamamlar ile Katlanovo, Bansko ve Debre çevresindeki termal kaynaklar, suyun dönemin şehir yaşamındaki merkezi konumunu ortaya koyuyor.
Ristevski’ye göre bu miras; mühendislik bilgisi, doğal kaynaklar, dini temizlik anlayışı ve dönemin tıbbi uygulamalarının birleşiminden oluşan özgün bir şehir kültürünün izlerini taşıyor.
Nova Makedonija gazetesinde yayımlanan ve Nikola Ristevski tarafından hazırlanan bu tarihî değerlendirme, Makedonya’nın Osmanlı dönemine ait su yapıları, hamamları ve kaplıcalarını yalnızca mimari eserler olarak değil, Balkanlar’ın şehirleşme, sosyal yaşam ve sağlık tarihinin önemli tanıkları olarak ele alıyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.