Üsküp Radyosu’nun efsane sesi Abdül Ali: Dünya Kupası sevgidir, birliktir, coşkudur
Üsküp Radyosu’nun efsane sesi Abdül Ali: Dünya Kupası sevgidir, birliktir, coşkudur
Yıllar boyunca her pazar günü Üsküp Radyosu - Türkçe Programı’nı açtığımızda evlerimize konuk olan, o kendine has tonlaması ve spor bilgisiyle hafızalarımıza kazınan özgün bir ses... Yıllarca spor sunuculuğu yapan, bölge spor yayıncılığının adeta canlı arşivi ve hafızası olan Abdül Ali ile bu kez mikrofonun diğer tarafında buluştuk.
Şimdi emekliliğin tadını çıkaran efsane isimle, futbolun kalbinin attığı topraklarda; Çayır Parkı’nda, efsane Şkupi stadyumunun hemen yanı başında bir araya geldik. Yaklaşan Dünya Futbol Şampiyonası’nın coşkusu ve heyecanı, Abdül Ali’de hala mesleğe ilk başladığı günkü gibi en üst düzeydeydi. Geçmişin romantik futbol günlerinden modern taktiklere, VAR sisteminden Kuzey Makedonya ve Türkiye milli takımlarının turnuva şansına kadar uzanan; nostalji ve analiz dolu futbol kokan bir sohbet gerçekleştirdik.
Sözü, sporun ve hayatın efsane sesine bırakırken, onun şu vurucu cümlesini manşetimize taşıyoruz: " Dünya Kupası benim için tek kelimeyle; sevgi, birlik, beraberlik, kardeşlik, heyecan ve coşkudur. Spor deyince zaten her şey biter."
İşte Üsküp Radyosu’nun efsane sesi Abdül Ali ile gerçekleştirdiğimiz o özel röportaj:
Vardar’dan Sloga’ya: Kramponları Çıkartıp Mikrofona Sarılmak
Yeniden Birlik: Üsküp Radyosu'nda uzun yıllar spor programları sundunuz ve bu bölgenin spor yayıncılığının hafızası oldunuz. Sizi bu mesleğe bağlayan ilk kıvılcım ne oldu, nasıl başladınız?
Abdül Ali: Ben aslında sporcu bir kişiydim. Daha küçük yaşlardan itibaren futbol oynadım. Futbola, o dönem Yugoslavya Birinci Ligi’nde mücadele eden Vardar’ın gençler takımında başladım. Orada altı ay kadar kaldıktan sonra beni Sloga’ya transfer ettiler. Sloga’da da bir sene kadar oynadıktan sonra fakülteye kaydoldum ve futbolu bırakmak zorunda kaldım.
Bir iki yıl aradan sonra Skopsko Pole takımı "Daha yüksek bir kümeye gitmek niyetindeyiz" diyerek adeta yalvardı, oraya geçtim. Bir yıl kaldım, ligi ikinci bitirdik ama üst lige çıkamadık. Maalesef futboldan böyle ayrıldım. Ama futbolu ve sporu her zaman çok sevdim.
"Abdül, tek başına sporu yapar mısın?"
Yeniden Birlik: Peki, futbol sahalarından spor gazeteciliği mesleğine geçişiniz nasıl oldu?
Abdül Ali: Radyoda uzun zaman, hemen her bölümde çalıştım. Spor servisini ise Nedim Abbas ve Ziya Demirci hazırlıyordu. O dönem beni de onların yanına aldılar. Bir gün Ziya Demirci rahatsızlandı, Nedim Abbas ise istirahate çekilmişti. Sorumlumuz Emine Ademi bana geldi ve "Abdül, tek başına sporu yapar mısın?" dedi. "Tamam, sorun yok" dedim.
Bir hafta içerisinde çok sıkı hazırlandım. O zaman Makedonya çapında, dünyanın en iyi satranççılarının (İngiltere'den, Türkiye'den) katıldığı ünlü 13 Kasım Satranç Turnuvası vardı; röportajları oradan hazırladım. Aynı dönemde İngiltere Milli Basketbol Takımı, Manila'daki Dünya Kupası için Üsküp'te hazırlanıyordu.
Cumartesi günü ise Balkan-Sloga derbi maçı vardı. Düşünün, o zaman için müthiş bir kalabalık olan 10 bin seyirci vardı. Oradan da röportaj hazırladım. Ve tüm bu röportajları yayıma yetiştirmek için sadece 2 saatim vardı; ama başardım!
Emine Ademi yayını çok büyük bir ciddiyetle dinlemişti. Geçen günkü toplantıda arkadaşlara "Yayını dinlediniz mi?" diye sordu. Tam yayımlanacak kalitede 5 röportaj, bir haber bölümü ve yorumlar hazırlamıştım. Emin Ademi bana tekrar "Tek başına sporu yürütür müsün?" deyince büyük bir sevinçle karşıladım.
Makedonya’yı Karış Karış Gezmek
Yeniden Birlik: Tek başınıza spor servisinin başına geçtikten sonra nasıl bir yol izlediniz? Hangi yıllardı bunlar?
Abdül Ali: Tek bir şartım vardı: Bütün Makedonya’yı gezecektim. Spor derneklerini, spor birliklerini, takımları ziyaret edecek; kendimi ve radyomuzu tanıtacaktım. Kalkan derneğiyle başladım; Gostivar, Kırçova, Struga, Ohri, Manastır, Pirlepe derken bütün Makedonya’yı gezdim. Kendimi de radyomuzu da tanıttım.
Ondan sonra işim artık çok kolaylaştı. Her şeyi telefonla ayarlayabilir hale geldim. Hatırladığım kadarıyla 1985-1986 yıllarıydı. İçimdeki sporcu ruhunu radyoya taşıdım. Demek ki kaderimizde bu varmış.
Samaranç’tan Fatih Terim’e, Şenol Güneş’ten İdris Süleymanov’a...
Yeniden Birlik: 39 yıllık meslek hayatınızda pek çok spor olayına gittiniz, röportajlar yaptınız. Aklınızda en çok yer edenler hangileriydi?
Abdül Ali: Çok çok var. O kadar çok var ki... Şimdi hangisini ayırsam öbürlerine haksızlık yapmış olurum. Ama Türklerden başlayacağım. Müthiş futbolcu rahmetli İdris Süleymanov, rahmetli Salaydin Musli (Kako) rahmetli Bayram Baftiyar (Bayruş), Sloga'nın efsaneleri Muharrem Zekir, Adnan Zekiri... İki kez Makedonya’da yılın futbolcusu seçilen Mehmet (Necmedin Memed) ... Bunlar bizim yerli değerlerimizdi.
Makedonya genelinde ise Pandev ve Vardar’ın o efsane kuşağının hemen hepsiyle, basketbolda Naumovski ve Antić ile unutulmaz konuşmalarım oldu. Ayrıca Yugoslavia jenerasyonundan Kukoç ve Paspal. Ancak uluslararası çapta Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) Başkanı Juan Antonio Samaranch’ı özel olarak vurgulamak isterdim.
Ayrıca 1993 yılında İstanbul’da düzenlenen Dünya Güreş Şampiyonası’nda Makedonya Cumhuriyeti adıyla Uluslararası Güreş Federasyonu’na (FILA) katılım sağlanmasında büyük katkım olmuşti. O dönemin Türkiye Güreş Federasyonu Başkanı ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Fatih Terim ile yaptığım konuşmalar çok değerliydi. 2002 Dünya Kupası’nda dünya üçüncüsü olan Türkiye Milli Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş ve tüm oyuncularla da röportajlar gerçekleştirmiştim.
48 Takımlı Yeni Dünya Kupası: "Dengeler Değişti, Favori Göstermek Zor"
Yeniden Birlik: Dünya Futbol Şampiyonası yaklaşıyor ve futbolseverlerde heyecan zirvede. Sizin bu turnuvadan taktiksel ve seyircilik açısından beklentileriniz nedir? Favoriniz var mı?
Abdül Ali: Bu Dünya Kupası’nda en büyük beklentim en evvela iyi bir futbolun sergilenmesi. Katılan takımlara bakıldığında gerçekten hepsi birbirinden güçlü. Artık hiçbirini tek başına favori gösteremezsin, çünkü futbol çok ilerledi ve takımlar arasında bir denge kuruldu. Herkes birbirini yenebilecek kapasitede.
Elbette akla ilk olarak kupayı 5 kez müzesine götüren Brezilya geliyor. 1970'te Pele'li o efsane jenerasyonla, 90'larda Amerika’da ve en son Güney Kore’de (2002) şampiyon olmuşlardı. Ondan sonra bir türlü birinci olamadılar. Şimdi başlarında Carlo Ancelotti var, iyi futbolcuları var; ne yaparlar göreceğiz.
Brezilya ön plana çıksa da onu tek favori göstermek doğru değil. Orada bir İspanya gerçeği var; şu an belki de dünyanın en güçlü milli takımı, son Avrupa Şampiyonu. Fransa’nın artık oturtulmuş müthiş bir takım felsefesi ve jenerasyonu var. Almanya’nın o makine düzeni işlediği zaman tutulması çok zordur. Son şampiyon Arjantin yine ilk dörde girebilir.
"Türkiye, Elemelerdeki Sistemi Korursa İlk Sekize Girer"
Yeniden Birlik: Peki ya sürpriz takımlar? Türkiye bu turnuvada ne yapar?
Abdül Ali: Sürpriz takımlar mutlaka olacak. İngiltere’yi sürpriz kategorisine koyarsam yanlış olur; Harry Kane liderliğindeki bu harika kuşakla birinciliği zorlayacaklar ve bence ilk dörde girecekler. Belçika sürpriz yapabilir.
Türkiye ise Vincenzo Montella yönetiminde tıpkı Şenol Güneş dönemindeki o mükemmel havayı yakaladı. Arda Güler, Kenan Yıldız, Hakan Çalhanoğlu, Barış Alper Yılmaz gibi şahane bir kuşak var. Elemelerdeki ve Makedonya'ya karşı da gördüğümüz o disiplinli sistemi Dünya Kupası’nda devam ettirirlerse, Türkiye bence ilk sekiz takım arasına rahatlıkla girebilir. Çünkü Dünya Kupası, takım sayısı arttığı için Avrupa Şampiyonası'ndan kalite açısından bir tık daha zayıf.
Bu turnuvada ilk kez 48 takım, 12 grupta mücadele edecek. Türkiye’nin grubunda Amerika, Meksika ve Paraguay var. Üçü de çok güçlü. Meksika turnuva tecrübesi olan bir ekip, Amerika ev sahibi ve takımda harika bir hava yakaladılar (Pulisic ile), Paraguay ise sert bir Güney Amerika futbolu oynuyor.
Romantizm vs. Modern Futbol: "Çok Koşuyorlar Ama Romantizm Yok"
Yeniden Birlik: Önceki Dünya Kupalarını da yaşamış biri olarak; şimdiki futbol fizik güce ve taktiğe dayalıyken, eskisi daha romantik ve teknikti. Sizce hangisi daha iyiydi?
Abdül Ali: Vallahi, 1966'daki İngiltere-Almanya finali unutulmazdır. Ama 1970 yılında Meksika’daki o Brezilya; Tostão, Pelé, Gérson, Rivelino, Carlos Alberto... O kuşağın ortaya koyduğu futbol hala aşılabilmiş değildir. Hem çok güçlüydüler hem de teknik olarak üst düzeydiler.
Şimdiki futbolda çok koşmak, fiziksel olarak hazır olmak iyi ve gerekli; ama oyuncu için mental açıdan hazır olmak çok daha önemli. Futbolcunun sahada saliseler içinde karar vermesi lazım: Topu çekmek mi, pas atmak mı, kaleye vurmak mı? İşte Harry Kane'de bu var; topu aldığı an ne yapacağını biliyor.
Sorunuza gelirsek; ben eski futbolu daha çok seviyorum. Şimdikiler çok koşuyor ama o eski romantizm yok. Tamamen güce ve taktik varyasyonlara dayalı bir oyun var. Portekiz ve Brezilya bu turnuvada önemli rol oynar ama 1970 Brezilya'sının tadı bambaşkaydı.
VAR Sistemi: "Yüzeyde Adalet Var Ama Ruh Ölüyor Mu?"
Yeniden Birlik: VAR (Video Yardımcı Hakem) teknolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Futbolun adaletine katkı mı sağladı, yoksa oyunun ruhunu mu öldürdü?
Abdül Ali: VAR yeni ve tüm dünyada uygulanan bir sistem. Bazı pozisyonlarda varlığını tam anlamıyla gösteriyor ve adaleti sağlıyor. Ama bazı pozisyonlar var ki; yok milimetrik olarak kolu girmiş, ayağı girmemiş... İnsan orada şüpheye düşüyor.
Bildiğim kadarıyla şimdi yeni kurallar da geliyor; santimlik ofsaytlar yan hakemlerin inisiyatifine bırakılacak veya otomatik sistemlerle çözülecek. Kalecilerin topu 5 saniyeden fazla tutması halinde taç veya korner kararı verilmesi gibi kurallar tartışılıyor. Neticede VAR önemli bir sistem ama futbolun o anlık coşkusunu, heyecanını tamamen öldürmemeli. Gol mü değil mi netleşiyor ama ofsayt çizgisindeki detaylarda hala ciddi sorunlar var.
Kuzey Makedonya Futbolunun Yarası: "Yetenek Var Ama Sahamız Yok"
Yeniden Birlik: Kuzey Makedonya futbolunun şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Abdül Ali: Kuzey Makedonya aslında Blagoya Milevski'den önceki dönemde çok iyi, kompakt bir jenerasyon yakalamıştı. Hatırlarsanız bundan 4 yıl önce İtalya'yı elediler, Portekiz'le final (play-off) oynadılar. Portekiz'i geçseler Dünya Kupası'na gidiyorlardı; büyük bir fırsattı. Yani bir ilerleme var ama son dönemde bir gerileme de söz konusu.
Ama şimdi Sedlovski (Makedonya'da teknik direktörü Goce Sedloski) ile .. Takım son 4 maçta gol atamadı, Türkiye'den 4 gol yedi. Oyuncular iyi ama sorun teknik heyette mi, federasyonda mı çözülmesi lazım. İlerlerken bir adım geri gitmek olmaz, bariyerleri kırıp ileri gitmek gerekiyor.
Buradaki asıl büyük sorun ligdeki stadyumlar ve sahalar. Televizyonlarda izliyoruz; hala gereken modern koşullar yok. Ülkede müthiş yetenekler (talent) var ama onlarla çalışacak altyapı yetersiz. Bu sorun sadece Şkupi’de değil, diğer tüm takımlarda da var. En az 3-4 tane yardımcı saha olmalı ki o çocuklar yetişebilsin.
Turnuvanın Yıldız Adayları: Alvarez, Kane, Junior ve Kenan Yıldız
Yeniden Birlik: Bu turnuvada favori oyuncularınız kimler? Kimler parlayabilir?
Abdül Ali: Eğer Arjantin finale giderse, everyone Messi diyecektir ama ben Atlético Madrid'den Julián Álvarez diyorum; müthiş bir oyuncu, turnuvanın yıldızı seçilebilir. İngiltere finale gelirse Harry Kane, Brezilya'da ise Vinícius Júnior ön plana çıkar. Bu üçünün dışında büyük bir yıldız adayı görmüyorum.
Yeniden Birlik: Ya Türk gençleri; Arda Güler ve Kenan Yıldız?
Abdül Ali: Türkiye grubu aşarsa çok büyük işler yapacak. Arda Güler eğer fiziksel açıdan kendisini biraz daha geliştirip hazırlarsa harika işler çıkarır. Barış Alper de ön plana çıkabilir. Ama özellikle Kenan Yıldız... Eğer Türkiye turnuvada yarı finale veya finale kadar yürürse, Kenan turnuvanın en iyi futbolcuları arasına adını yazdırır. Şu an hafif bir sakatlığı var deniyor ama atlatır, sorun olmaz.
Muhammed Ali’li Günlerden Çayhane Kültürüne: Uykusuz Geceler
Yeniden Birlik: Bu Dünya Kupası maçları saat farkından dolayı bazen çok erken veya geç saatlerde olacak...
Abdül Ali: Olsun! Bu bir keyiftir, biz bunu geçmişte çok yaşadık. Futbolu gerçekten seven insan uykusundan fedakârlık edip o maça bakacak, o heyecanı yaşayacak. Takımlar bu kupaya katılabilmek için yollarda 3 yıl boyunca eleme oynuyorlar, bu büyük bir emek.
Yeniden Birlik: Bana bu durum eski günleri hatırlatıyor? Ne dersiniz?
Abdül Ali: Evet!... 1960'lı, 70'li yıllarda Muhammed Ali’nin, Joe Frazier’ın, Bob Foster’ın boks maçları olurdu sabah erken saatlerde… Tüm mahallede sadece bir tane televizyon vardı, bizde toplanılırdı. Bütün mahallenin çocukları, gençleri çaylar demlenir, sabah kadar uyumazdı. Şimdi de öyle heyecanlar lazım. Biz muhtemelen sabah maçlarını evde izleriz ama öğleden sonraki maçlar için arkadaşlarla televizyonu olan çayhanelerde otururuz; hem maçımızı izleriz hem de tatlı sert tartışmalarla o havayı yaşarız.
"Hemen Şampiyonluk Beklemeyin, Montella’ya Sabredin"
Yeniden Birlik: Son olarak Dünya Futbol Şampiyonası öncesinde futbolseverlere vermek istediğiniz mesaj nedir? Dünya Kupası sizin için ne ifade ediyor?
Abdül Ali: Taraftarlar ve futbolseverler turnuvayı dikkatle izlesinler ama eleştirirken de biraz insaflı ve dikkatli olsunlar. Örneğin Türkiye... Olabilir ya, gruptan çıkamayabilir de. Hemen "Montella gitsin, bu gitsin" dememek lazım. Olmaz, bu adam Türkiye'yi kısa sürede hem Avrupa Şampiyonası'na hem Dünya Kupası'na götürdü. Biraz sabır yahu! İstikrarlı bir şekilde turnuvalara katılmak en önemli başarıdır. O gelenek tutulursa, bu sene olmazsa 4 sene sonra çok daha büyük başarılar gelir. Biz ülke olarak turnuvaya katılır katılmaz hemen kupayı kaldırmak istiyoruz; sabırlı ve disiplinli bir işçilik olmadan şampiyon olunmaz. Montella çok sabırlı bir adam, kafasındaki planı sahaya yansıtıyor. Ona güvenmek lazım.
Kısacası bu Dünya Kupası; heyecan olacak, coşku olacak, kırmızı kartlar da olacak, talihsiz kendi kalesine gol atanlar da... Bir tarafta büyük üzüntüler, bir tarafta büyük sevinçler yaşanacak ama günün sonunda sporun o birleştirici gücüyle herkes bir olacak. Dünya Kupası benim için tek kelimeyle; sevgi, birlik, beraberlik, kardeşlik, heyecan ve coşkudur. Amerika, Kanada ve Meksika’daki o büyük coşkuyu hep birlikte yaşayacağız. Yeter ki dostluk ve birlik olsun, spor deyince zaten gerisi teferruattır.
H. Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.