Salim Kerimi: Makedonya Türk aydınları neden susuyor? Bu sessizlik kime hizmet ediyor?

Kuzey Makedonya 2391+ kez okundu.
 

Salim Kerimi: Makedonya Türk aydınları neden susuyor? Bu sessizlik kime hizmet ediyor?

Makedonya Türklerinin temsil ve hak sorunlarına dikkat çeken yazıda, aydınların sessizliği eleştirilerek toplumsal sorumluluk çağrısı yapılıyor.
Bir toplumun en büyük gücü yalnızca siyasi temsilcileri değildir. Onun gerçek gücü: haksızlık karşısında susmayan aydınları, kalemini hakikat için kullanan yazarları, vicdanını makamdan üstün tutan akademisyenleri, sanatçıları ve kanaat önderleridir. Peki, Makedonya Türk aydınları nerede? Neden derin uykulara dalmışlar? Neden susuyorlar? Daha neyi bekliyorlar?             -Otuz beş yıldır, özellikle de Ohri Çerçeve Anlaşması'nın üzerinden geçen yirmi beş yılda Makedonya Türkleri, hukuken eşit vatandaş olmalarına rağmen fiilen ülkenin en fazla ihmal edilen topluluklarından biri hâline gelmiştir. Yasalar başka, uygulamalar bambaşkadır;             -Bugün devlet kurumlarındaki temsil oranı hâlâ nüfusun gerçek oranının oldukça altındadır. Türkler yıllardır yürütme organında sembolik görevlerle yetinmek zorunda bırakılmıştır. Mevcut hükümetin ilk iki yılında ise tek bir Türk bakan ya da bakan yardımcısı bile bulunmamıştır;             -Başbakan Sayın Hristiyan Mitskoski’nin yeniden yapılandırılmış hükümetinde TDP Genel Başkanı Sayın Zülfikar Zeynula’nın bakanlık görevine atanması, Türk toplumu açısından olumlu bir gelişme olarak görülmektedir. Ancak, bu atama Makedonya’daki Türk toplumunun yürütme kurumlarındaki temsil sorununu tamamen çözmemektedir. Diğer bir değişle, THP Başkanı Sayın Enes İbrahim bir yazısında yazdığı gibi, "Eğer gerçekten Türk toplumunun güçlü bir şekilde temsil edilmesi hedeflenseydi, uzun süredir VMRO–DPMNE ile birlikte çalışan Sayın Erdoğan Saraç ve Sayın Adnan Kahil gibi isimler de önemli görevlerde değerlendirilebilirdi." Türklerin devlet yönetiminde daha etkin ve kapsayıcı bir şekilde yer alması, demokratik eşitlik ve toplumsal uyum açısından vazgeçilmez bir gerekliliktir;             -Ülkenin siyasi liderleri önemli toplantılar düzenlerken Makedonya Türklerinin siyasi partileri davet edilmemektedir;             -Üsküp Türk Tiyatro binası’nın inşaatı on iki yılı aşkın süredir tamamlanamamaktadır;             -"Türk Kültür Merkezi" adı verilen ulusal kurum, neredeyse tek kişinin omuzlarında ayakta durmaya çalışmaktadır;             -Üsküp doğumlu büyük Türk şairi merhum Yahya Kemal Beyatlı'nın adını taşıyacak ulusal bir kültür kurumunun kurulması talebi yıllardır reddedilmektedir;             -Konçe Belediyesi'nde Türkçenin ikinci resmî dil olması yönündeki karar beş yıldır uygulanmamaktadır;             -MRT'deki Türkçe televizyon yayınları son derece sınırlı kadroyla yürütülmektedir;             -Doğu Makedonya'da yaşayan Yörük Türk Kardeşlerimiz’in su, yol ve ana dilde eğitim gibi temel sorunları yıllardır tamamıyla çözülememektedir;             -Radoviş'teki "Kosta Susinov" Lisesi'nde çok sayıda Türk öğrencinin bütün dersleri Türkçe okuyabilmesi yirmi iki yıldır mümkün olmamaktadır;             -Devlet bütçesinde, Türk toplumunun bayramı olan 21 Aralık Türkçe Eğitim Bayramı'nın kutlanması için, istisnai tek bir dönem dışında, mali kaynak ayrılmamaktadır;             -Topluluklardan sorumlu olan eski bakanın Türklere karşı yaptığı haksızlıklar;             -Makedonya'dan Türkiye'ye göç edenlerin veya onların çocuklarının ve torunlarının oluşturduğu on binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Makedonya vatandaşlığına ilişkin başvurularında da mevcut yasal düzenlemelerin gerektiği şekilde uygulanmadığı yönünde ciddi şikâyetler bulunmaktadır.             Bu liste daha da uzatılabilir. Bütün bunlar olurken... Kim konuşuyor? Kim itiraz ediyor? Kim toplum adına hesap soruyor? En acı olan da budur. Sessizlik... Uzayan, ağırlaşan ve neredeyse alışkanlığa dönüşen bir sessizlik...             Elbette istisnalar vardır. Kalemini eğmeyen, doğruları söylemekten çekinmeyen, toplumun meselelerini gündeme taşıyan değerli insanlar bulunmaktadır. Ancak bu birkaç ses, koskoca bir toplumun yükünü taşımaya yetmemektedir. Aydın olmak yalnızca üniversitede ders vermek değildir. Aydın olmak yalnızca kitap yayımlamak değildir. Aydın olmak yalnızca konferans salonlarında konuşmak da değildir. Gerçek aydın; toplumunun acısını hisseden, haksızlık karşısında susmayan ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alandır, diye düşünüyorum.             Tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir: Haklar, sessiz kalanlara değil; konuşanlara, mücadele edenlere ve vazgeçmeyenlere verilmiştir. Bugün Makedonya Türk toplumunun ihtiyacı olan şey, birbirini alkışlayan toplantılar değil; plaketler vermek değil; vicdanları harekete geçirecek cesur sözlerdir. Çünkü sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik çoğu zaman haksızlığın en güçlü müttefikidir. Bugün susanlar, yarın çocuklarına hangi cevabı verecekler? "Biz biliyorduk ama konuşmadık." mı diyecekler? Yoksa "Korktuk." mu?             Hiçbir makam, hiçbir ünvan ve hiçbir kişisel hesap, bir toplumun geleceğinden daha değerli değildir. Makedonya Türk aydınlarına düşen tarihî görev açıktır. Konuşmak… Yazmak… Üretmek… Toplumun ortak haklarını demokratik yollarla savunmak… Çünkü bir toplum ancak aydınları uyandığında “kendine gelebilir”.             Ve unutulmamalıdır ki... Bir milleti yalnızca haklarının elinden alınması zayıflatmaz; o haklar elinden alınırken sessiz kalması da zayıflatır. Artık şu soru daha yüksek sesle sorulmalıdır: Makedonya Türk aydınları neden susuyor?  Tarih, haksızlık yapanları da yazar; ama haksızlık karşısında susanları da asla unutmaz. İşte bu yüzden artık şu soru, yalnızca bir gazetecinin, bir yazarın ya da bir akademisyenin değil, bütün Makedonya Türk toplumunun ortak vicdanının sesi olmalıdır.                  
Makedonya Türklerinin temsil ve hak sorunlarına dikkat çeken yazıda, aydınların sessizliği eleştirilerek toplumsal sorumluluk çağrısı yapılıyor.

Bir toplumun en büyük gücü yalnızca siyasi temsilcileri değildir. Onun gerçek gücü: haksızlık karşısında susmayan aydınları, kalemini hakikat için kullanan yazarları, vicdanını makamdan üstün tutan akademisyenleri, sanatçıları ve kanaat önderleridir. Peki, Makedonya Türk aydınları nerede? Neden derin uykulara dalmışlar? Neden susuyorlar? Daha neyi bekliyorlar?

            -Otuz beş yıldır, özellikle de Ohri Çerçeve Anlaşması'nın üzerinden geçen yirmi beş yılda Makedonya Türkleri, hukuken eşit vatandaş olmalarına rağmen fiilen ülkenin en fazla ihmal edilen topluluklarından biri hâline gelmiştir. Yasalar başka, uygulamalar bambaşkadır;

            -Bugün devlet kurumlarındaki temsil oranı hâlâ nüfusun gerçek oranının oldukça altındadır. Türkler yıllardır yürütme organında sembolik görevlerle yetinmek zorunda bırakılmıştır. Mevcut hükümetin ilk iki yılında ise tek bir Türk bakan ya da bakan yardımcısı bile bulunmamıştır;

            -Başbakan Sayın Hristiyan Mitskoski’nin yeniden yapılandırılmış hükümetinde TDP Genel Başkanı Sayın Zülfikar Zeynula’nın bakanlık görevine atanması, Türk toplumu açısından olumlu bir gelişme olarak görülmektedir. Ancak, bu atama Makedonya’daki Türk toplumunun yürütme kurumlarındaki temsil sorununu tamamen çözmemektedir. Diğer bir değişle, THP Başkanı Sayın Enes İbrahim bir yazısında yazdığı gibi, "Eğer gerçekten Türk toplumunun güçlü bir şekilde temsil edilmesi hedeflenseydi, uzun süredir VMRO–DPMNE ile birlikte çalışan Sayın Erdoğan Saraç ve Sayın Adnan Kahil gibi isimler de önemli görevlerde değerlendirilebilirdi." Türklerin devlet yönetiminde daha etkin ve kapsayıcı bir şekilde yer alması, demokratik eşitlik ve toplumsal uyum açısından vazgeçilmez bir gerekliliktir;

            -Ülkenin siyasi liderleri önemli toplantılar düzenlerken Makedonya Türklerinin siyasi partileri davet edilmemektedir;

            -Üsküp Türk Tiyatro binası’nın inşaatı on iki yılı aşkın süredir tamamlanamamaktadır;

            -"Türk Kültür Merkezi" adı verilen ulusal kurum, neredeyse tek kişinin omuzlarında ayakta durmaya çalışmaktadır;

            -Üsküp doğumlu büyük Türk şairi merhum Yahya Kemal Beyatlı'nın adını taşıyacak ulusal bir kültür kurumunun kurulması talebi yıllardır reddedilmektedir;

            -Konçe Belediyesi'nde Türkçenin ikinci resmî dil olması yönündeki karar beş yıldır uygulanmamaktadır;

            -MRT'deki Türkçe televizyon yayınları son derece sınırlı kadroyla yürütülmektedir;

            -Doğu Makedonya'da yaşayan Yörük Türk Kardeşlerimiz’in su, yol ve ana dilde eğitim gibi temel sorunları yıllardır tamamıyla çözülememektedir;

            -Radoviş'teki "Kosta Susinov" Lisesi'nde çok sayıda Türk öğrencinin bütün dersleri Türkçe okuyabilmesi yirmi iki yıldır mümkün olmamaktadır;

            -Devlet bütçesinde, Türk toplumunun bayramı olan 21 Aralık Türkçe Eğitim Bayramı'nın kutlanması için, istisnai tek bir dönem dışında, mali kaynak ayrılmamaktadır;

            -Topluluklardan sorumlu olan eski bakanın Türklere karşı yaptığı haksızlıklar;

            -Makedonya'dan Türkiye'ye göç edenlerin veya onların çocuklarının ve torunlarının oluşturduğu on binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Makedonya vatandaşlığına ilişkin başvurularında da mevcut yasal düzenlemelerin gerektiği şekilde uygulanmadığı yönünde ciddi şikâyetler bulunmaktadır.

            Bu liste daha da uzatılabilir. Bütün bunlar olurken... Kim konuşuyor? Kim itiraz ediyor? Kim toplum adına hesap soruyor? En acı olan da budur. Sessizlik... Uzayan, ağırlaşan ve neredeyse alışkanlığa dönüşen bir sessizlik...

            Elbette istisnalar vardır. Kalemini eğmeyen, doğruları söylemekten çekinmeyen, toplumun meselelerini gündeme taşıyan değerli insanlar bulunmaktadır. Ancak bu birkaç ses, koskoca bir toplumun yükünü taşımaya yetmemektedir. Aydın olmak yalnızca üniversitede ders vermek değildir. Aydın olmak yalnızca kitap yayımlamak değildir. Aydın olmak yalnızca konferans salonlarında konuşmak da değildir. Gerçek aydın; toplumunun acısını hisseden, haksızlık karşısında susmayan ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze alandır, diye düşünüyorum.

            Tarih bize bir gerçeği defalarca göstermiştir: Haklar, sessiz kalanlara değil; konuşanlara, mücadele edenlere ve vazgeçmeyenlere verilmiştir. Bugün Makedonya Türk toplumunun ihtiyacı olan şey, birbirini alkışlayan toplantılar değil; plaketler vermek değil; vicdanları harekete geçirecek cesur sözlerdir. Çünkü sessizlik tarafsızlık değildir. Sessizlik çoğu zaman haksızlığın en güçlü müttefikidir. Bugün susanlar, yarın çocuklarına hangi cevabı verecekler? "Biz biliyorduk ama konuşmadık." mı diyecekler? Yoksa "Korktuk." mu?

            Hiçbir makam, hiçbir ünvan ve hiçbir kişisel hesap, bir toplumun geleceğinden daha değerli değildir. Makedonya Türk aydınlarına düşen tarihî görev açıktır. Konuşmak… Yazmak… Üretmek… Toplumun ortak haklarını demokratik yollarla savunmak… Çünkü bir toplum ancak aydınları uyandığında “kendine gelebilir”.

            Ve unutulmamalıdır ki... Bir milleti yalnızca haklarının elinden alınması zayıflatmaz; o haklar elinden alınırken sessiz kalması da zayıflatır. Artık şu soru daha yüksek sesle sorulmalıdır: Makedonya Türk aydınları neden susuyor?  Tarih, haksızlık yapanları da yazar; ama haksızlık karşısında susanları da asla unutmaz. İşte bu yüzden artık şu soru, yalnızca bir gazetecinin, bir yazarın ya da bir akademisyenin değil, bütün Makedonya Türk toplumunun ortak vicdanının sesi olmalıdır.

 

           

 

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (4 )

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Mz. İbrahimgil
(29.08.2026 16:55 - #323)
Sayın Büyükelçim Değerli dostum Salim Bey Eline yüreğine sağlık. Makedonya'daki Türkler ile ilgili çok önemli ve değerli konuları işleyip gerekli mesajları vermeye çalışıyorsunuz. Türkiye de Makedonya da bizim vatanımız. Tabii anlayan varsa!! Allah sizlere sağlık ve sıhhat versin.
Salim Çok teşekkür ederim Değerli Dostum İbrahimgil
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Mz. İbrahimgil
(29.08.2026 16:46 - #322)
Sayın Büyükelçi ve Değerli dostum Salim Bey Çok güzel bir konuya temas etmişsiniz. Maalesef Makedonya'da bu konuları düşünen ve kafa yoran bir genç nesil de yoktur. Türk siyasi partileri de kendi içlerindeki çekişmelerle meşgul, çıkar hesapları ön planda, milli dava konusu kafalarda yoktur. Bu yazıya cevap verecek kapasite de görmüyorum. Partilerin bir siyasi çizgileri yoktur. Türkiye'den gelecek maddi desteğe bakıyorlar. Bazı partiler Ankara'da temasta oldukları bölgeyi ve siyasal durumu tanımayan kişilerin yönlendirmesi ile siyaset yapmaya çalışıyorlar. Söz konusu temaslarda kişisel bazda siyaset yapıyorlar. Bazı Türk partileri ise iç ve dış siyasi güçlerin yönlendirmesi de var. Bizim Makedonya'daki Türk insanımızı aciz ve bilgisiz hor görenler de var. Geçen bir iki sene önce isim zikretmeden Eski Meclis başkanı Türkiye'de en üst düzeyde birinin bana Makedonya Türklerinden biri hakkında özel bir sorusu olmuştu. İlgili kişi Türkiye Cumhurbaşkanı çok yakın ve kendisi ailece görüştüklerini söyledi. Ancak Makedonya'da gerek siyasi partiler gerekse Türk halkı sempati duymuyor. Bunu bir türlü anlamıyorum dedi. Bende nasıl cevap vereceğimi düşündüm. Samimiyetlerini de biliyorum. Dedim ki bahsettiğiniz kişi evet dürüst, çalışkan, milli ve dini kimliğine sahip bahsettiklerin hepsi doğru. O kişi hakkında söyleyeceğim hiçbir kötü söz yoktur. Ancak Makedonya'da ve genel olarak Balkanlar'da Osmanlıdan sonra yaşadığımız 80-100 yıllık bir süreç vardır. Bu süreçte bahsedilen kişinin sülalesine bakılır. Ne alaka diyeceksiniz evet söz konusu kişi babasından ve dedesinden sorumlu değildir. Babası Tito döneminde Titonun adamı, dedesi Karllık Yugoslavyasında Kral Aleksandar'ın adamı olduğu hafızalarda canlı. Kendisi de birinin adamı olarak görülüyor. Makedonya Türkleri sadece toprak üstünde olanlara değil toprak altında olan ölmüşlere de bakıyorlar. Belki doğru değil ama gerçek budur. Bahsedilen kişinin bu hadiselerle hiçbir alakası yoktur fakat genel kabul budur. dedim.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Adnan ürgen..İstanbulda yaşıyorum esas Kalkandeleliyim ve yüksek eğitimimi Üsküpte bitirdim ve 5 yı çalıştım
(09.08.2026 17:51 - #319)
Her kelimenize katılıyorum,fakat bir konu daha var Türk partileri dağılmış hepsi birleşip tekk çatıda toplanıp,tek ses çıkarmalıdırlar
Salim Aynen öyle Kardeşim Adnan
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Abdullah ırgat
(08.08.2026 11:00 - #316)
Eline sağlık kalemine sağlık bu güzel ve cesurca yazın ve degindigin konular için teşekkür ediyorum sevgili arkadaşım salim kerimi
Salim Teşekkür ederim Kardeşim Abdullah
Salim Teşekkür ederim Kardeşim Abdullah
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.