Şiirle kurulan köprü: Muhsine Arda'dan Struga izlenimleri

Kültür 757+ kez okundu.
 

Şiirle kurulan köprü: Muhsine Arda'dan Struga izlenimleri

Kuzey Makedonya'nın köklü edebiyat etkinliği Struga Şiir Akşamları'nda Türkiye'yi başarıyla temsil eden şair, yazar, çevirmen ve eğitimci Muhsine Arda ile, şiirin evrensel dili üzerine özel bir röportaj gerçekleştirdik.
Farklı coğrafyalardan şairlerle bir araya gelmenin, dünyanın küçüklüğünü ve kültür çeşitliliğini nasıl gösterdiğini anlatan Arda, bu zenginliğin kendi şiirine de yansıyacağını belirtiyor. Arda'ya göre, "Balkan Coğrafyasından şiir dinlerken, başka bir kıta ve ülkeden aynı anlamı veren dizeleri duymak dünyanın küçüklüğünü, bambaşka hiç düşünmediğiniz bir konuda yazılmış bir şiiri dinlemek kültür çeşitliliğini gösteriyor insana." Günümüzde hızla tüketilen insan ilişkilerine ve sosyal medyanın yarattığı yalnızlığa da değinen Arda, şiirin bu karmaşada insan ruhuna bir "sığınak" sunduğunu vurguluyor. O, şiirin işlevini şöyle tanımlıyor: "Bir şiir sizin içinizde bir samimiyet uyandırıyor, evet tam da böyle diye düşündürüyorsa yalnız olmadığınızı size mısralarla anlatarak ruhunuza 'sığınak' oluyor." Günümüz Türk edebiyatının önemli isimlerinden Muhsine Arda ile yaptığımız bu özel söyleşiyi, Yeniden Birlik olarak sizlere sunuyoruz. Sayın Muhsine Arda Struga Şiir Akşamları gibi uluslararası bir etkinlikte Türkiye'yi temsil etmek sizin için ne ifade ediyor? Orada edindiğiniz en unutulmaz izlenimler neler oldu? Avrupa’nın (ve dünyanın) kültürel yaşamında en önemli etkinlik olan Struga Şiir Akşamları’nın 64. Yıl etkinliğine davet edilmek ve katılmak benim için büyük bir onurdu. Kendi şiirlerim ile ülkemi temsil etmek, şiir seven çok değerli okurlara, dinleyicilere ve edebiyat dünyasına Türk şiirinden bir tadımlık demet sunmak gurur verici ama sorumluluk yüklü bir duygu. Struga Şiir Akşamları’nda ayak izleri bırakmış, Nobel Edebiyat ödülü almış Joseph Brodsky, Pablo Neruda, Seamus Heaney, Eugenio Montale’nin ve ülkemi temsil etmiş, Struga Şiir Akşamları Altın Çelenk ödülü almış Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ve nicelerinin arkasından bu etkinliğe katılmanın, onların yürüdüğü yollarda yürümenin heyecanı anlatılamaz bir duygu. Genç Makedon şairlere verilen önem ve özen şiirin Makedonya’da parlak bir geleceği olacağına iyi bir kanıttı. Gençlik, umut ve heyecan aşıladılar bize. Konu şiir olunca, ulusal kimliğimiz yanı sıra evrensel şair kardeşliği kimliğimizle oradaydık. Sayın Cumhurbaşkanı Gordana Silyanovska-Davkova’nın dostluğu, aramızda olması bizleri onurlandırırken, açılış gecesindeki çok önemli konuşması şiir, edebiyat ve kültürle ilgilenen ülke liderlerinin çoğalması dileğini gönlümüze, beynimize aşıladı. Bu çok yoğun etkinliğin dopdolu programını düzenleyen komite üyelerinin her birinin başarısı, güler yüzle her zaman yanımızda olmaları çok takdire değer. Makedonca’nın kulağımda bıraktığı ezgi çok güzel. Çok mutlu olarak ama ayrıldığım için yüreğim burkularak ayrıldım Struga’dan.   Struga Şiir Akşamları gibi uluslararası bir etkinlikte farklı coğrafyalardan şairlerle bir araya gelmek, şiir algınızı nasıl etkiledi? Of the record (kayıt dışı) ortamlarda, yani resmi oturumlar dışında şairler en çok neleri konuştu? Ortak bir dil bulmak mümkün oldu mu? Çeşitli ülkelerden gelmiş birçok şairle tanışmak benim için her zaman çok önemli. Her şairin bir şiir sesi var bence. O sesi duymak, ayırt edebilmek önemli. O ses sizin kendi şiir sesiniz gibi de olabilir, bambaşka bir tonda da olabilir. Ama çok sesli bir korodaki güzellik ayrı tonlardaki seslerin birbirini tamamlaması, uyumu ile ortaya çıkıyor. Her şairin başka bir şairden öğreneceği şey vardır. Kalbi ve kulağı farklı seslere, renklere açmak evrensel kültüre, kardeşliğe, barışa varmak için çok önemli. Balkan Coğrafyasından şiir dinlerken, başka bir kıta ve ülkeden aynı anlamı veren dizeleri duymak dünyanın küçüklüğünü, bambaşka hiç düşünmediğiniz bir konuda yazılmış bir şiiri dinlemek kültür çeşitliliğini gösteriyor insana. Ben bu zenginliğin şiirime çok olumlu yansıyacağı düşündeşindeyim. Program aralarında sohbet etmek, dostluklar kurmak hepimiz için çok önemli elbette. Kısıtlı zamanda yapılabilen şey iyi niyetle gelecekte oluşacak sıkı dostluğun tohumlarını ekmek. Bu ortak bir dil İngilizce sayesinde olabiliyor genelde. Ya da İngilizce bilen bir kişinin çeviri yapması gerekiyor. Bu ortamlarda genç, yaşlı olmak fark etmiyor. Konu şiirse de vakit darlığından genelde sohbet karşılıklı birbirini tanımaya yöneliyor. Ortak zemin dostluk, barış. Tesadüfen bir araya geldiğiniz kişilerle müzik, sinema, tiyatro, resim konuşmak, kültürel alışveriş olarak çok zevkli oluyor. Ortak dil hep dostluk ve barış üstüne. Struga Şiir Akşamları'nda okuduğunuz şiirleri hangi kriterlere göre seçtiniz? Okuduğunuz şiirler ve onlarla birlikte dünyaya verdiğiniz mesaj neydi? Ülkelerimizde ve dünyamızda birçok konu, sorun var bir şairi-yazarı yazmaya iten. Aşk, savaş, barış, felsefe, ekoloji. Konusu ne olursa olsun yerel ve kişisel temadan ziyade evrensel açıdan bu konuları ele alan şiirlerimi seçip yolladım. Okuduğum şiirlerle evrensel sorunları, dertleri bir kez daha gözler önüne serip, düşünmeyi sağlamak ve kendimce bulduğum çözümü belirtmek ve sorumluluğu üstlenmek gereğini vurgulamaktı vermek istediğim mesaj. Şiirlerinizde sıkça kullandığınız temalar neler? Sizi yazmaya iten en güçlü duygular ya da düşünceler hangileri? En sık kullandığım tema İnsan Hakları çerçevesinde Kadın Hakları ve elbette barış. Haksızlıklar, sömürü, kirli ilişkiler ve savaşlar beni çıldırtıyor. Yazmazsam olmaz. Bu davalar mahkeme salonu benim beynimde. Kalemim de mağdurun avukatı. Günümüz dünyasında, her şeyin hızla tüketildiği bir çağda, şiirin rolü ve işlevi sizce nedir? Şiir, bu kargaşada insan ruhuna ne gibi bir "sığınak" sunuyor? Hızla tüketilen şeylerden biri de insan ilişkileri, dostluklar. Sosyal medyada sesimizi duyuracağız diye tuşlara basarken konuşmayı, sohbet etmeyi, dertleşmeyi unuttuk. Beğenilmek, anlaşılma isteğinin önüne geçti. Kişisel yalnızlıklar psikologların iş hacmini artırıyor. Şiir tam da burada işlevini kazanıyor. Bir şiir sizin içinizde bir samimiyet uyandırıyor, evet tam da böyle diye düşündürüyorsa yalnız olmadığınızı size mısralarla anlatarak ruhunuza “sığınak” oluyor. Yazma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz? Bir şiirin ilk dizesi nasıl ortaya çıkar ve onu tamamlamak nasıl bir yolculuktur? Şiir beni gecenin ikisinde-üçünde yakalar. Uykumdan uyandırıyor bazen. Beynimde yazıyorum önce, sonra kalkıp deftere geçiyorum. Çok yorgunsam ve tembelliğe yenilmişsem sabah sadece ilk dizeyi hatırlıyorum. Bazen gece aklıma düşen kelimeleri hatırlayabiliyorum. Bazen olmuyor. Çalışarak bir şeyler yazabiliyorum ama kendime çok kızıyorum fikri yakalayıp geceki ritmi yakalayamamışsam. Gündüz şiir yazmak zorlu, sancılı bir yolculuk benim içim. İlham perilerim uykumun düşmanları ama seviyorum onları. Deneme, kısa öykü ve romanlarımı ise öğleden sonraları yazıyorum. (Hiç sabah insanı değilim.) Şiire olan ilginiz nasıl başladı? İlk şiirinizi hatırlıyor musunuz? Sizi etkileyen, ilham aldığınız şairler kimlerdi? Bizim evimizde şiir okunurdu. Çocukluğumuzda kış geceleri, soba başında anne-babamın okuduğu şiir, öykü, romanı dinlemekle geçerdi. Komşular varsa da fıkralar masallar anlatılırdı. İlk şiirleri ilkokul sıralarında yazmış olmalıyım.  Hatırlamıyorum. Bir şiir defterim vardı ablamın hediye ettiği. O şiir defterim bir taşınma sırasında kayboldu. Ortaokul çağında yazdığım şiirleri de çok saçma bulup kendim yok etmiştim maalesef. Okumaya değil ama yazmaya ara verdim hayatın telaşesi içinde. Sonra, otuzlu yaşlarımın ikinci yarısında kalemim tekrar dürttü beni. Bir daha da ara vermedim yazmaya.  Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşi Veli, Aşık Veysel ve niceleri çocukluğumda beynimi besleyen Halk Edebiyatı şairleri. Sonrasında Orhan Veli, Sabahattin Eyüboğlu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Kemalettin Kamu, Talat S. Halman ve elbette Nazım Hikmet Ran. Daha nice şair var ama ilk anda aklıma gelen bunlar. Sayın Muhsine Arda, siz bir şair, yazar, çevirmen ve eğitimcisiniz. Bu dört kimlik, birbirini nasıl besliyor? Şairlik hassasiyetiniz, çeviri yaparken size ne gibi avantajlar sağlıyor? Bu kimliklerin her biri diğerini besliyor. Eğitimci olarak önce kendinizi eğitmelisiniz. Bunun yolu çok okumak, gözlemlemek ve neyi nasıl en iyi şekilde anlatabilirim, aktarabilirim sorusuna cevap bulmaktan geçiyor. Bu size bildiğinizi paylaşmak sorumluluğunu yüklüyor. Sınıfın dışında paylaşmak isteği şiir, deneme yazmaya yöneltiyor. Çocukluğumda edindiğim sonsuz okuma aşkı ile de pekişince bu yazma isteğim şiirler, kısa öyküler, romanlar ve denemeler çıktı ortaya. Doğruyu yazmak çabası araştırmalara da itiyor beni. Bir kitap diğerine yol açıyor. Merak beni başka dillerde de yazılan eserlere ulaştırınca ortaya çeviri yapma isteği de doğuyor. Şair olunca kelimelerle oynamayı seviyorsunuz. Bu sevgi çeviri yaparken size önderlik yapıyor. Düz yazı çevirisini çevrilen dili kavramış herkes yapabilir. Şiir çevirisine gelince iş değişik ama. “Şair burada ne demek istedi” sorusu beyninizde bir sarkaç görevi üstlenir. Çevirmen şair olmalı kesinlikle. Şiir çevirmek şiiri hedef dilde yeniden yazmak demek. Oradaki duyguyu hissedip verebilmek demek. Yeniden Birlik Haber Sitesine bu röportaj için çok teşekkür ediyorum. Değerli okurlarınıza sevgi ve saygılarımla. H.Gina  
Kuzey Makedonya'nın köklü edebiyat etkinliği Struga Şiir Akşamları'nda Türkiye'yi başarıyla temsil eden şair, yazar, çevirmen ve eğitimci Muhsine Arda ile, şiirin evrensel dili üzerine özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Farklı coğrafyalardan şairlerle bir araya gelmenin, dünyanın küçüklüğünü ve kültür çeşitliliğini nasıl gösterdiğini anlatan Arda, bu zenginliğin kendi şiirine de yansıyacağını belirtiyor. Arda'ya göre, "Balkan Coğrafyasından şiir dinlerken, başka bir kıta ve ülkeden aynı anlamı veren dizeleri duymak dünyanın küçüklüğünü, bambaşka hiç düşünmediğiniz bir konuda yazılmış bir şiiri dinlemek kültür çeşitliliğini gösteriyor insana."

Günümüzde hızla tüketilen insan ilişkilerine ve sosyal medyanın yarattığı yalnızlığa da değinen Arda, şiirin bu karmaşada insan ruhuna bir "sığınak" sunduğunu vurguluyor. O, şiirin işlevini şöyle tanımlıyor: "Bir şiir sizin içinizde bir samimiyet uyandırıyor, evet tam da böyle diye düşündürüyorsa yalnız olmadığınızı size mısralarla anlatarak ruhunuza 'sığınak' oluyor."

Günümüz Türk edebiyatının önemli isimlerinden Muhsine Arda ile yaptığımız bu özel söyleşiyi, Yeniden Birlik olarak sizlere sunuyoruz.

Sayın Muhsine Arda Struga Şiir Akşamları gibi uluslararası bir etkinlikte Türkiye'yi temsil etmek sizin için ne ifade ediyor? Orada edindiğiniz en unutulmaz izlenimler neler oldu?

Avrupa’nın (ve dünyanın) kültürel yaşamında en önemli etkinlik olan Struga Şiir Akşamları’nın 64. Yıl etkinliğine davet edilmek ve katılmak benim için büyük bir onurdu. Kendi şiirlerim ile ülkemi temsil etmek, şiir seven çok değerli okurlara, dinleyicilere ve edebiyat dünyasına Türk şiirinden bir tadımlık demet sunmak gurur verici ama sorumluluk yüklü bir duygu. Struga Şiir Akşamları’nda ayak izleri bırakmış, Nobel Edebiyat ödülü almış Joseph Brodsky, Pablo Neruda, Seamus Heaney, Eugenio Montale’nin ve ülkemi temsil etmiş, Struga Şiir Akşamları Altın Çelenk ödülü almış Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ve nicelerinin arkasından bu etkinliğe katılmanın, onların yürüdüğü yollarda yürümenin heyecanı anlatılamaz bir duygu.

Genç Makedon şairlere verilen önem ve özen şiirin Makedonya’da parlak bir geleceği olacağına iyi bir kanıttı. Gençlik, umut ve heyecan aşıladılar bize. Konu şiir olunca, ulusal kimliğimiz yanı sıra evrensel şair kardeşliği kimliğimizle oradaydık. Sayın Cumhurbaşkanı Gordana Silyanovska-Davkova’nın dostluğu, aramızda olması bizleri onurlandırırken, açılış gecesindeki çok önemli konuşması şiir, edebiyat ve kültürle ilgilenen ülke liderlerinin çoğalması dileğini gönlümüze, beynimize aşıladı.

Bu çok yoğun etkinliğin dopdolu programını düzenleyen komite üyelerinin her birinin başarısı, güler yüzle her zaman yanımızda olmaları çok takdire değer. Makedonca’nın kulağımda bıraktığı ezgi çok güzel. Çok mutlu olarak ama ayrıldığım için yüreğim burkularak ayrıldım Struga’dan.  

Struga Şiir Akşamları gibi uluslararası bir etkinlikte farklı coğrafyalardan şairlerle bir araya gelmek, şiir algınızı nasıl etkiledi? Of the record (kayıt dışı) ortamlarda, yani resmi oturumlar dışında şairler en çok neleri konuştu? Ortak bir dil bulmak mümkün oldu mu?

Çeşitli ülkelerden gelmiş birçok şairle tanışmak benim için her zaman çok önemli. Her şairin bir şiir sesi var bence. O sesi duymak, ayırt edebilmek önemli. O ses sizin kendi şiir sesiniz gibi de olabilir, bambaşka bir tonda da olabilir. Ama çok sesli bir korodaki güzellik ayrı tonlardaki seslerin birbirini tamamlaması, uyumu ile ortaya çıkıyor. Her şairin başka bir şairden öğreneceği şey vardır. Kalbi ve kulağı farklı seslere, renklere açmak evrensel kültüre, kardeşliğe, barışa varmak için çok önemli. Balkan Coğrafyasından şiir dinlerken, başka bir kıta ve ülkeden aynı anlamı veren dizeleri duymak dünyanın küçüklüğünü, bambaşka hiç düşünmediğiniz bir konuda yazılmış bir şiiri dinlemek kültür çeşitliliğini gösteriyor insana. Ben bu zenginliğin şiirime çok olumlu yansıyacağı düşündeşindeyim.

Program aralarında sohbet etmek, dostluklar kurmak hepimiz için çok önemli elbette. Kısıtlı zamanda yapılabilen şey iyi niyetle gelecekte oluşacak sıkı dostluğun tohumlarını ekmek. Bu ortak bir dil İngilizce sayesinde olabiliyor genelde. Ya da İngilizce bilen bir kişinin çeviri yapması gerekiyor. Bu ortamlarda genç, yaşlı olmak fark etmiyor. Konu şiirse de vakit darlığından genelde sohbet karşılıklı birbirini tanımaya yöneliyor. Ortak zemin dostluk, barış.

Tesadüfen bir araya geldiğiniz kişilerle müzik, sinema, tiyatro, resim konuşmak, kültürel alışveriş olarak çok zevkli oluyor. Ortak dil hep dostluk ve barış üstüne.

Struga Şiir Akşamları'nda okuduğunuz şiirleri hangi kriterlere göre seçtiniz? Okuduğunuz şiirler ve onlarla birlikte dünyaya verdiğiniz mesaj neydi?

Ülkelerimizde ve dünyamızda birçok konu, sorun var bir şairi-yazarı yazmaya iten. Aşk, savaş, barış, felsefe, ekoloji. Konusu ne olursa olsun yerel ve kişisel temadan ziyade evrensel açıdan bu konuları ele alan şiirlerimi seçip yolladım.

Okuduğum şiirlerle evrensel sorunları, dertleri bir kez daha gözler önüne serip, düşünmeyi sağlamak ve kendimce bulduğum çözümü belirtmek ve sorumluluğu üstlenmek gereğini vurgulamaktı vermek istediğim mesaj.

Şiirlerinizde sıkça kullandığınız temalar neler? Sizi yazmaya iten en güçlü duygular ya da düşünceler hangileri?

En sık kullandığım tema İnsan Hakları çerçevesinde Kadın Hakları ve elbette barış. Haksızlıklar, sömürü, kirli ilişkiler ve savaşlar beni çıldırtıyor. Yazmazsam olmaz. Bu davalar mahkeme salonu benim beynimde. Kalemim de mağdurun avukatı.

Günümüz dünyasında, her şeyin hızla tüketildiği bir çağda, şiirin rolü ve işlevi sizce nedir? Şiir, bu kargaşada insan ruhuna ne gibi bir "sığınak" sunuyor?

Hızla tüketilen şeylerden biri de insan ilişkileri, dostluklar. Sosyal medyada sesimizi duyuracağız diye tuşlara basarken konuşmayı, sohbet etmeyi, dertleşmeyi unuttuk. Beğenilmek, anlaşılma isteğinin önüne geçti. Kişisel yalnızlıklar psikologların iş hacmini artırıyor. Şiir tam da burada işlevini kazanıyor. Bir şiir sizin içinizde bir samimiyet uyandırıyor, evet tam da böyle diye düşündürüyorsa yalnız olmadığınızı size mısralarla anlatarak ruhunuza “sığınak” oluyor.

Yazma sürecinizden biraz bahsedebilir misiniz? Bir şiirin ilk dizesi nasıl ortaya çıkar ve onu tamamlamak nasıl bir yolculuktur?

Şiir beni gecenin ikisinde-üçünde yakalar. Uykumdan uyandırıyor bazen. Beynimde yazıyorum önce, sonra kalkıp deftere geçiyorum. Çok yorgunsam ve tembelliğe yenilmişsem sabah sadece ilk dizeyi hatırlıyorum. Bazen gece aklıma düşen kelimeleri hatırlayabiliyorum. Bazen olmuyor. Çalışarak bir şeyler yazabiliyorum ama kendime çok kızıyorum fikri yakalayıp geceki ritmi yakalayamamışsam. Gündüz şiir yazmak zorlu, sancılı bir yolculuk benim içim. İlham perilerim uykumun düşmanları ama seviyorum onları. Deneme, kısa öykü ve romanlarımı ise öğleden sonraları yazıyorum. (Hiç sabah insanı değilim.)

Şiire olan ilginiz nasıl başladı? İlk şiirinizi hatırlıyor musunuz? Sizi etkileyen, ilham aldığınız şairler kimlerdi?

Bizim evimizde şiir okunurdu. Çocukluğumuzda kış geceleri, soba başında anne-babamın okuduğu şiir, öykü, romanı dinlemekle geçerdi. Komşular varsa da fıkralar masallar anlatılırdı.

İlk şiirleri ilkokul sıralarında yazmış olmalıyım.  Hatırlamıyorum. Bir şiir defterim vardı ablamın hediye ettiği. O şiir defterim bir taşınma sırasında kayboldu. Ortaokul çağında yazdığım şiirleri de çok saçma bulup kendim yok etmiştim maalesef. Okumaya değil ama yazmaya ara verdim hayatın telaşesi içinde. Sonra, otuzlu yaşlarımın ikinci yarısında kalemim tekrar dürttü beni. Bir daha da ara vermedim yazmaya. 

Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşi Veli, Aşık Veysel ve niceleri çocukluğumda beynimi besleyen Halk Edebiyatı şairleri. Sonrasında Orhan Veli, Sabahattin Eyüboğlu, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Kemalettin Kamu, Talat S. Halman ve elbette Nazım Hikmet Ran. Daha nice şair var ama ilk anda aklıma gelen bunlar.

Sayın Muhsine Arda, siz bir şair, yazar, çevirmen ve eğitimcisiniz. Bu dört kimlik, birbirini nasıl besliyor? Şairlik hassasiyetiniz, çeviri yaparken size ne gibi avantajlar sağlıyor?

Bu kimliklerin her biri diğerini besliyor. Eğitimci olarak önce kendinizi eğitmelisiniz. Bunun yolu çok okumak, gözlemlemek ve neyi nasıl en iyi şekilde anlatabilirim, aktarabilirim sorusuna cevap bulmaktan geçiyor. Bu size bildiğinizi paylaşmak sorumluluğunu yüklüyor. Sınıfın dışında paylaşmak isteği şiir, deneme yazmaya yöneltiyor. Çocukluğumda edindiğim sonsuz okuma aşkı ile de pekişince bu yazma isteğim şiirler, kısa öyküler, romanlar ve denemeler çıktı ortaya.

Doğruyu yazmak çabası araştırmalara da itiyor beni. Bir kitap diğerine yol açıyor. Merak beni başka dillerde de yazılan eserlere ulaştırınca ortaya çeviri yapma isteği de doğuyor. Şair olunca kelimelerle oynamayı seviyorsunuz. Bu sevgi çeviri yaparken size önderlik yapıyor. Düz yazı çevirisini çevrilen dili kavramış herkes yapabilir. Şiir çevirisine gelince iş değişik ama. “Şair burada ne demek istedi” sorusu beyninizde bir sarkaç görevi üstlenir. Çevirmen şair olmalı kesinlikle. Şiir çevirmek şiiri hedef dilde yeniden yazmak demek. Oradaki duyguyu hissedip verebilmek demek.

Yeniden Birlik Haber Sitesine bu röportaj için çok teşekkür ediyorum. Değerli okurlarınıza sevgi ve saygılarımla.

H.Gina

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.