Şiddet artıyor, evler kanıyor: Psikolog Kadir Mehmed anlatıyor

Kuzey Makedonya 560 kez okundu.
 

Şiddet artıyor, evler kanıyor: Psikolog Kadir Mehmed anlatıyor

Aile içi şiddet neden durmuyor? Bastırılmış öfkeler mi konuşuyor, yoksa görmezden gelinen travmalar mı? Psikolog Kadir Mehmed anlatıyor: “Şiddet bir sonuçtur.”
Kuzey Makedonya son günlerde ağır bir sınavdan geçiyor. Her gün yeni bir şiddet haberiyle uyanıyoruz. Rosoman’da bir oğul annesini, Gostivar’da bir evlat babasını hedef aldı. Bunlar sadece birkaç çarpıcı örnek. Ama manşetler her gün yenisiyle doluyor. Aile içi şiddet vakaları öylesine arttı ki, artık “en güvenli liman” dediğimiz evler, kanın aktığı korkunç sahnelerin merkezi haline geldi. Peki, bu noktaya nasıl geldik? Bastırılmış öfkeler mi, yoksa görmezden gelinen travmalar mı konuşuyor? Bu çarpıcı tabloyu psikoloji gözüyle okumak için uzman klinik psikolog Kadir Mehmed’le konuştuk. İşte tespitler ve çözüm önerileri… “Bastırılan her duygunun bir bedeli vardır” Yeniden Birlik: Sayın Kadir Mehmed, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Akademik geçmişiniz, uzmanlık alanlarınız ve halen yürütmekte olduğunuz çalışmalar hakkında bilgi alabilir miyiz? Kadir Mehmed: Ben Kadir Mehmed, psikoloji alanında eğitim aldım ve özellikle bireysel psikoloji, travma, aile içi ilişkiler ve davranış bozuklukları üzerine çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunun yanında toplumda giderek artan psikolojik sorunlara dair farkındalık oluşturmayı da önemsiyorum; çünkü bugün karşılaştığımız birçok sosyal problem, aslında konuşulmayan ve bastırılan psikolojik süreçlerin bir yansımasıdır. “Ev en güvenli limanken nasıl en tehlikeli arenaya dönüşür?” Yeniden Birlik: Haftalardır Kuzey Makedonya peş peşe ağır şiddet vakalarıyla sarsılıyor. Rosoman’da oğul annesini öldürdü. Gostivar’da 34 yaşındaki bir kişi babasını öldürme şüphesiyle gözaltına alındı. Bunlar sadece son birkaç günün haberleri. Toplumda şiddetin bu derece “uç noktalara” –yani aile içine– sirayet etmesini psikolojik açıdan nasıl okumalıyız? Kadir Mehmed: Son yaşanan olaylar tekil değil; aksine uzun süredir biriken duyguların, bastırılmış öfkenin ve çözülememiş sorunların bir dışa vurumu olarak karşımıza çıkıyor. Aile, normal şartlarda bireyin en güvenli alanı olması gerekirken, aynı zamanda en fazla bastırmanın yaşandığı yer haline de gelebiliyor. İnsanlar çoğu zaman dışarıda kontrol edebildikleri öfkelerini, en güvende hissettikleri ortamda yani evde kontrol etmekte zorlanıyorlar ve bu da şiddetin en yakın ilişkilere yönelmesine neden oluyor. “Toplumun dayanma sınırı aşıldığında…” Yeniden Birlik: Haber portalları her gün benzer vakalarla dolup taşıyor. Toplumda kolektif bir “cinnet hali” mi yaşanıyor, yoksa bastırılmış travmalar mı gün yüzüne çıkıyor? Bir psikolog olarak bu tabloyu nasıl tanımlarsınız? Kadir Mehmed: Bunu bir “cinnet hali” olarak değerlendirmekten ziyade, toplumsal bir psikolojik yorgunluk ve duygusal tükenmişlik süreci olarak görmek daha sağlıklı olur. Ekonomik baskılar, gelecek kaygısı ve sosyal güvensizlik gibi faktörler zamanla bireylerin dayanıklılığını azaltıyor; bu da insanların eskiden tolere edebildikleri durumlara artık çok daha sert tepkiler vermesine yol açıyor. Aslında insan bir anda değişmez, fakat bir noktadan sonra daha fazla dayanamaz hale gelir. Bugün gördüğümüz şiddet vakaları, bu dayanma sınırının aşılmasıdır. “Şiddet öğrenilir mi, yoksa doğuştan mı gelir?” Yeniden Birlik: Aile içi şiddette mağdur genellikle kadınlar ve çocuklar oluyor. Şiddet uygulayan bireylerin profilini incelediğimizde; ekonomik şartlar mı, kültürel kodlar mı, yoksa tedavi edilmemiş psikolojik bozukluklar mı daha baskın rol oynuyor? Ayrıca, şiddet döngüsünden çıkmak isteyen bir mağdur için ülkemizdeki psikolojik destek mekanizmaları ne kadar erişilebilir? Kadir Mehmed: Şiddet çoğunlukla tek bir nedene bağlı değildir; ekonomik stresin yarattığı baskı, kültürel olarak öğrenilmiş davranış kalıpları ve tedavi edilmemiş psikolojik sorunlar bir araya geldiğinde risk ciddi şekilde artar. Bu bireyler genellikle duygularını sağlıklı şekilde ifade etmekte zorlanan, kontrol ihtiyacı yüksek ve sorun çözme yöntemi olarak güç kullanımını öğrenmiş kişilerden oluşur; dolayısıyla şiddetin önemli ölçüde öğrenilmiş bir davranış olduğunu söylemek mümkündür. Mağdurlar açısından bakıldığında ise psikolojik destek mekanizmaları tamamen yok değildir, ancak asıl sorun çoğu zaman erişimden ziyade yardım isteme eşiğinde ortaya çıkar. Utanç, korku ve toplumsal baskı gibi faktörler bireylerin sessiz kalmasına neden olurken, bu durum da şiddetin devam etmesine zemin hazırlamaktadır. “Küçük bir zorba, büyük bir yara: Çocuklukta başlayan travma” Yeniden Birlik: Ayrıca, okullarda giderek artan akran zorbalığı vakalarıyla karşı karşıyayız. Akran zorbalığına maruz kalan bir çocuğun psikolojik gelişiminde nasıl bir yara açar? Bu durumun uzun vadeli etkileri nelerdir? Kadir Mehmed: Akran zorbalığı, çocuğun yalnızca mevcut psikolojik durumunu değil, gelecekteki kimlik gelişimini de doğrudan etkileyen bir süreçtir. Çocuk zamanla kendini değersiz hissetmeye başlar ve bu duygu, farkında olmadan kişiliğinin bir parçası haline gelebilir; bu nedenle bir çocuk kendini nasıl görmeyi öğrenirse, yetişkinlikte de kendine büyük ölçüde o şekilde davranır. Bu nedenle zorbalık, “küçük bir sorun” değil, uzun vadeli bir psikolojik yaradır.  “Okullarda sadece ders değil, duygular da öğretilmeli” Yeniden Birlik: Akran zorbalığı, ileride daha büyük şiddet eğilimlerinin –örneğin fiziksel şiddetin– bir ön basamağı olabilir mi? Bunu önlemek için okullarda neler yapılmalı? Kadir Mehmed: Akran zorbalığı çoğu zaman daha büyük şiddet davranışlarının ilk adımı olabilir; çünkü bu süreçte çocuk ya güçsüzlüğü kabullenir ya da güçlü olabilmek için başkalarına zarar vermeyi öğrenir. Bu nedenle okullarda sadece akademik başarıya odaklanmak yeterli değildir, duygusal eğitim de verilmelidir. Empati, öfke kontrolü ve sağlıklı iletişim becerilerinin de sistemli bir şekilde kazandırılması gerekir. “Ruh sağlığı seferberliği: Bir proje değil, uzun vadeli bir mücadele” Yeniden Birlik: Devletin ve eğitim kurumlarının “ruh sağlığı seferberliği” noktasında atması gereken en acil adımlar sizce nelerdir? Kadir Mehmed: Günümüzde ruh sağlığı bireysel bir mesele olmaktan çıkıp toplumsal bir konu haline gelmiştir; bu yüzden okullarda aktif ve ulaşılabilir psikolojik danışmanlık sistemlerinin kurulması, ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmalarının artırılması ve psikolojik destek hizmetlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sürecin bir proje olarak değil, uzun vadeli bir “ruh sağlığı seferberliği” olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. “Son vuruştan önceki sessiz çığlıklar: Şiddeti önlemek için ne yapmalı?” Yeniden Birlik: Şiddet eğilimi olan veya evinde huzursuzluk yaşayan bireylere, olaylar trajik bir noktaya varmadan önce ne tavsiye edersiniz? Bir uzman olarak son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Kadir Mehmed: Şiddet genellikle aniden ortaya çıkan bir durum değildir; öncesinde sürekli öfke hali, tahammülsüzlük ve kontrol kaybı gibi çeşitli sinyaller verir. Bu noktada önemli olan, öfkenin doğal bir duygu olduğunu ancak şiddetin bir tercih olduğunu fark edebilmektir. Bireylerin öfke anında ortamdan uzaklaşmayı öğrenmesi, fiziksel aktivitelerle gerginliğini azaltması ve en önemlisi profesyonel destek almaktan çekinmemesi gerekir. Toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri psikolojik sorunları görmezden gelmek ya da ertelemektir; oysa göz ardı edilen her problem zamanla daha sert bir şekilde geri döner. Unutmamamız gereken şey: şiddet bir sonuçtur, önemli olan o sonuca götüren sessiz süreçleri fark edebilmektir. Eğer bu süreçleri konuşmaz ve anlamaya çalışmazsak, yalnızca sonuçları konuşmaya devam ederiz. H.Gina
Aile içi şiddet neden durmuyor? Bastırılmış öfkeler mi konuşuyor, yoksa görmezden gelinen travmalar mı? Psikolog Kadir Mehmed anlatıyor: “Şiddet bir sonuçtur.”

Kuzey Makedonya son günlerde ağır bir sınavdan geçiyor. Her gün yeni bir şiddet haberiyle uyanıyoruz. Rosoman’da bir oğul annesini, Gostivar’da bir evlat babasını hedef aldı. Bunlar sadece birkaç çarpıcı örnek. Ama manşetler her gün yenisiyle doluyor. Aile içi şiddet vakaları öylesine arttı ki, artık “en güvenli liman” dediğimiz evler, kanın aktığı korkunç sahnelerin merkezi haline geldi. Peki, bu noktaya nasıl geldik? Bastırılmış öfkeler mi, yoksa görmezden gelinen travmalar mı konuşuyor? Bu çarpıcı tabloyu psikoloji gözüyle okumak için uzman klinik psikolog Kadir Mehmed’le konuştuk. İşte tespitler ve çözüm önerileri…

“Bastırılan her duygunun bir bedeli vardır”

Yeniden Birlik: Sayın Kadir Mehmed, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Akademik geçmişiniz, uzmanlık alanlarınız ve halen yürütmekte olduğunuz çalışmalar hakkında bilgi alabilir miyiz?

Kadir Mehmed: Ben Kadir Mehmed, psikoloji alanında eğitim aldım ve özellikle bireysel psikoloji, travma, aile içi ilişkiler ve davranış bozuklukları üzerine çalışmalarımı sürdürüyorum. Bunun yanında toplumda giderek artan psikolojik sorunlara dair farkındalık oluşturmayı da önemsiyorum; çünkü bugün karşılaştığımız birçok sosyal problem, aslında konuşulmayan ve bastırılan psikolojik süreçlerin bir yansımasıdır.

“Ev en güvenli limanken nasıl en tehlikeli arenaya dönüşür?”

Yeniden Birlik: Haftalardır Kuzey Makedonya peş peşe ağır şiddet vakalarıyla sarsılıyor. Rosoman’da oğul annesini öldürdü. Gostivar’da 34 yaşındaki bir kişi babasını öldürme şüphesiyle gözaltına alındı. Bunlar sadece son birkaç günün haberleri. Toplumda şiddetin bu derece “uç noktalara” –yani aile içine– sirayet etmesini psikolojik açıdan nasıl okumalıyız?

Kadir Mehmed: Son yaşanan olaylar tekil değil; aksine uzun süredir biriken duyguların, bastırılmış öfkenin ve çözülememiş sorunların bir dışa vurumu olarak karşımıza çıkıyor. Aile, normal şartlarda bireyin en güvenli alanı olması gerekirken, aynı zamanda en fazla bastırmanın yaşandığı yer haline de gelebiliyor. İnsanlar çoğu zaman dışarıda kontrol edebildikleri öfkelerini, en güvende hissettikleri ortamda yani evde kontrol etmekte zorlanıyorlar ve bu da şiddetin en yakın ilişkilere yönelmesine neden oluyor.

“Toplumun dayanma sınırı aşıldığında…”

Yeniden Birlik: Haber portalları her gün benzer vakalarla dolup taşıyor. Toplumda kolektif bir “cinnet hali” mi yaşanıyor, yoksa bastırılmış travmalar mı gün yüzüne çıkıyor? Bir psikolog olarak bu tabloyu nasıl tanımlarsınız?

Kadir Mehmed: Bunu bir “cinnet hali” olarak değerlendirmekten ziyade, toplumsal bir psikolojik yorgunluk ve duygusal tükenmişlik süreci olarak görmek daha sağlıklı olur. Ekonomik baskılar, gelecek kaygısı ve sosyal güvensizlik gibi faktörler zamanla bireylerin dayanıklılığını azaltıyor; bu da insanların eskiden tolere edebildikleri durumlara artık çok daha sert tepkiler vermesine yol açıyor. Aslında insan bir anda değişmez, fakat bir noktadan sonra daha fazla dayanamaz hale gelir. Bugün gördüğümüz şiddet vakaları, bu dayanma sınırının aşılmasıdır.

“Şiddet öğrenilir mi, yoksa doğuştan mı gelir?”

Yeniden Birlik:  Aile içi şiddette mağdur genellikle kadınlar ve çocuklar oluyor. Şiddet uygulayan bireylerin profilini incelediğimizde; ekonomik şartlar mı, kültürel kodlar mı, yoksa tedavi edilmemiş psikolojik bozukluklar mı daha baskın rol oynuyor? Ayrıca, şiddet döngüsünden çıkmak isteyen bir mağdur için ülkemizdeki psikolojik destek mekanizmaları ne kadar erişilebilir?

Kadir Mehmed: Şiddet çoğunlukla tek bir nedene bağlı değildir; ekonomik stresin yarattığı baskı, kültürel olarak öğrenilmiş davranış kalıpları ve tedavi edilmemiş psikolojik sorunlar bir araya geldiğinde risk ciddi şekilde artar. Bu bireyler genellikle duygularını sağlıklı şekilde ifade etmekte zorlanan, kontrol ihtiyacı yüksek ve sorun çözme yöntemi olarak güç kullanımını öğrenmiş kişilerden oluşur; dolayısıyla şiddetin önemli ölçüde öğrenilmiş bir davranış olduğunu söylemek mümkündür. Mağdurlar açısından bakıldığında ise psikolojik destek mekanizmaları tamamen yok değildir, ancak asıl sorun çoğu zaman erişimden ziyade yardım isteme eşiğinde ortaya çıkar. Utanç, korku ve toplumsal baskı gibi faktörler bireylerin sessiz kalmasına neden olurken, bu durum da şiddetin devam etmesine zemin hazırlamaktadır.

“Küçük bir zorba, büyük bir yara: Çocuklukta başlayan travma”

Yeniden Birlik: Ayrıca, okullarda giderek artan akran zorbalığı vakalarıyla karşı karşıyayız. Akran zorbalığına maruz kalan bir çocuğun psikolojik gelişiminde nasıl bir yara açar? Bu durumun uzun vadeli etkileri nelerdir?

Kadir Mehmed: Akran zorbalığı, çocuğun yalnızca mevcut psikolojik durumunu değil, gelecekteki kimlik gelişimini de doğrudan etkileyen bir süreçtir. Çocuk zamanla kendini değersiz hissetmeye başlar ve bu duygu, farkında olmadan kişiliğinin bir parçası haline gelebilir; bu nedenle bir çocuk kendini nasıl görmeyi öğrenirse, yetişkinlikte de kendine büyük ölçüde o şekilde davranır. Bu nedenle zorbalık, “küçük bir sorun” değil, uzun vadeli bir psikolojik yaradır.

 “Okullarda sadece ders değil, duygular da öğretilmeli”

Yeniden Birlik: Akran zorbalığı, ileride daha büyük şiddet eğilimlerinin –örneğin fiziksel şiddetin– bir ön basamağı olabilir mi? Bunu önlemek için okullarda neler yapılmalı?

Kadir Mehmed: Akran zorbalığı çoğu zaman daha büyük şiddet davranışlarının ilk adımı olabilir; çünkü bu süreçte çocuk ya güçsüzlüğü kabullenir ya da güçlü olabilmek için başkalarına zarar vermeyi öğrenir. Bu nedenle okullarda sadece akademik başarıya odaklanmak yeterli değildir, duygusal eğitim de verilmelidir. Empati, öfke kontrolü ve sağlıklı iletişim becerilerinin de sistemli bir şekilde kazandırılması gerekir.

“Ruh sağlığı seferberliği: Bir proje değil, uzun vadeli bir mücadele”

Yeniden Birlik: Devletin ve eğitim kurumlarının “ruh sağlığı seferberliği” noktasında atması gereken en acil adımlar sizce nelerdir?

Kadir Mehmed: Günümüzde ruh sağlığı bireysel bir mesele olmaktan çıkıp toplumsal bir konu haline gelmiştir; bu yüzden okullarda aktif ve ulaşılabilir psikolojik danışmanlık sistemlerinin kurulması, ailelere yönelik bilinçlendirme çalışmalarının artırılması ve psikolojik destek hizmetlerinin daha erişilebilir hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu sürecin bir proje olarak değil, uzun vadeli bir “ruh sağlığı seferberliği” olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

“Son vuruştan önceki sessiz çığlıklar: Şiddeti önlemek için ne yapmalı?”

Yeniden Birlik: Şiddet eğilimi olan veya evinde huzursuzluk yaşayan bireylere, olaylar trajik bir noktaya varmadan önce ne tavsiye edersiniz? Bir uzman olarak son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kadir Mehmed: Şiddet genellikle aniden ortaya çıkan bir durum değildir; öncesinde sürekli öfke hali, tahammülsüzlük ve kontrol kaybı gibi çeşitli sinyaller verir. Bu noktada önemli olan, öfkenin doğal bir duygu olduğunu ancak şiddetin bir tercih olduğunu fark edebilmektir. Bireylerin öfke anında ortamdan uzaklaşmayı öğrenmesi, fiziksel aktivitelerle gerginliğini azaltması ve en önemlisi profesyonel destek almaktan çekinmemesi gerekir. Toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri psikolojik sorunları görmezden gelmek ya da ertelemektir; oysa göz ardı edilen her problem zamanla daha sert bir şekilde geri döner. Unutmamamız gereken şey: şiddet bir sonuçtur, önemli olan o sonuca götüren sessiz süreçleri fark edebilmektir. Eğer bu süreçleri konuşmaz ve anlamaya çalışmazsak, yalnızca sonuçları konuşmaya devam ederiz.

H.Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.