“Tayyip yapar o işi”: Dedeli’nin yükünü omuzlayan öğretmen
“Tayyip yapar o işi”: Dedeli’nin yükünü omuzlayan öğretmen
Valandova’nın Dedeli köyünde yaşayan 92 yaşındaki Tayyip Tahir, 42 yıllık öğretmenlik hayatında Türkçe eğitiminin yanı sıra kültür ve köy yaşamı için de emek verdi. Cami odasında başlayan meslek hayatı; radyoculuk, folklor, şiir ve Dedeli Camisi’nin yapımı için verdiği mücadeleyle şekillendi.
.Valandova’nın Dedeli köyüne vardığımızda bizi Ayla Hanım karşıladı. Kameraman arkadaşımız Mert’le birlikte Tayyip Tahir’in evine doğru ilerledik. Birkaç gün önce kararlaştırdığımız röportaj için bizi bekliyordu. Takım elbisesini giymiş, elinde iki değneğiyle odasından çıktı. Yürümekte güçlük çekse de yüzündeki gülümseme ve bizi karşılarken gösterdiği içtenlik hemen dikkatimizi çekti.
Oturur oturmaz Ayla Hanım’dan bize kahve hazırlamasını istedi. Kahveler eşliğinde başlayan sohbetimiz yaklaşık 40 dakika sürdü. Tayyip Öğretmen kimi zaman ilk görev günlerine, kimi zaman Türkçe eğitiminin yaşatılması için verilen mücadeleye, kimi zaman da Dedeli için yaptığı çalışmalara döndü.
92 yaşına adım atan bir öğretmenin hatıralarını dinlerken yalnızca bir yaşam öyküsüne değil, Makedonya’daki Türk köylerinde eğitim için verilen emeğe, ana dilini koruma mücadelesine ve yaşadığı topluma duyduğu sorumluluğa da tanıklık ediyorduk.

Cami odasında başlayan öğretmenlik
Tayyip Tahir’in öğretmenlik hayatı, okul binasının bulunmadığı Ayranlı köyünde, eski bir caminin odasında başladı. Şartlar zordu; tecrübesi azdı, imkânlar sınırlıydı. Ancak zamanla mesleğe alıştı ve farklı köylerde görev yaptı. Askerlik dönüşünde kısa süre Sevindikli köyünde çalışan Tahir, ardından Kızıldoğan’da 15 yıl öğretmenlik yaptı. Daha sonra doğup büyüdüğü Dedeli’ye döndü.
İlk günlerini hatırlarken, “O zaman ben Ayranlı’daydım. Camide okuturduk. Yoktu okul orada. Sıkıntılıydı ilk günler. Tecrübe yok. Ondan sonra yavaş yavaş artık yola yatıştık” sözleriyle o yılları anlatıyor.
Öğretmenlik, o dönemde yalnızca sınıfa girip ders anlatmaktan ibaret değildi. İmkânların kısıtlı olduğu köylerde öğretmenler, kendilerine verilen farklı görevleri de üstleniyordu. Tahir, meslek hayatının ilk yıllarında yaşadığı güçlükleri anlatırken bütün bunların zamanla aşılabildiğini vurguluyor.
Türkçe sınıf açılması için verdiği mücadele
Dedeli’ye döndüğünde Tayyip Tahir’i bekleyen önemli görevlerden biri, çocukların Türkçe eğitim alabilmesi için çalışmaktı. Köyde Türk ve Makedon çocuklar karma sınıfta öğrenim görüyordu. Tahir, Türkçe sınıf açılmasını istiyordu ancak öğrenci sayısının yetersiz olduğu gerekçesiyle bu talep kabul edilmiyordu.
“Dedeli’de 12 tane Makedon çocuğu vardı, 13 tane Türk çocuğu. Karma sınıfıydı. Çünkü istedik Türkçe okul sınıfı açılsın. Dediler, o zaman sadece karma olur, 15’ten aşağı çocuk ile sınıf olmaz” diye anlatıyor.
Türkçe eğitimine yönelik talebini sürdürdü. Hem Makedonca hem Türkçe ders verebilecek bir öğretmen olarak görevlendirilmesi gündeme gelince dilekçe verdi ve sınava alındı. Makedoncayı iyi bildiğinin tespit edildiğini anlatan Tahir, bu süreçte müfettişlerin de derslerini sık sık izlediğini söylüyor. Tam sekiz kez.
Bir gün dersini izleyen bir görevlinin kendisine söylediği sözleri ise gülümseyerek hatırlıyor: “Seni annen öğretmen olman için doğurmuş.”
Bu söz, onun için yıllar süren emeğin karşılığında duyduğu memnuniyetin bir ifadesiydi. Öğrencilerin başarısı da kendisini motive ediyordu. Tahir, Türkçe eğitiminin gelişmesinde kendi katkısının yanı sıra çok sayıda öğretmenin emeği bulunduğunun altını çiziyor.
“Kendi ana dilinde okutmak büyük bir onur”
Tayyip Tahir’in anlattıklarında ana dilinde eğitim meselesi yalnızca bir dersin hangi dilde verildiğiyle sınırlı değil. Ona göre bu, bir topluma ve gelecek kuşaklara karşı yerine getirilen önemli bir sorumluluk.
Bir topluma kendi ana dilinde eğitim vermenin nasıl bir duygu olduğunu sorduğumuzda, cevap vermeden önce saniyelerce düşünüyor. Ardından şu sözleri söylüyor:
“Ne desem dilim yetmez. Ama kendi ana dilinde okutmak yahut milletine yardım etmek büyük bir onur insana.”
Tahir, Türkçe eğitiminin devam etmesini yalnızca kendi çabasıyla açıklamıyor. Geçmişte köylerde okulların açılmasının ve öğretmenlerin yetişmesinin önemini vurguluyor. Kendi kuşağından önce başka yerlerden gelen öğretmenlerin görev yaptığını, zamanla bölgeden de öğretmenlerin yetiştiğini anlatıyor.
“Her bir köye okul açıldı” sözleriyle o dönemi hatırlatan Tahir, Komünist Tito döneminde köylerde okulların açılmasının ve eğitim imkânlarının yaygınlaşmasının Türkçenin yaşatılmasına katkı sağladığını düşünüyor. O dönemdeki başarıyı yalnızca kendi kuşağının çabasıyla açıklamayan Tahir, “Ya ben nasıl diyeyim şimdi? Bizim başarımız değil o, daha fazla hükümetin başarısıydı. Bana çok defa ‘Tito komünist falan’ derler. Ne isterse olsun, her bir köye okul açtırdı” sözleriyle dönemin yönetimine ilişkin değerlendirmesini dile getiriyor.
Öğretmenlikten radyoculuğa, folklordan yazıya
Tayyip Tahir’in hayatı sınıf duvarlarıyla sınırlı kalmadı. İki yıl belediye meclisi üyeliği yaptı; ayrıca Üsküp’teki toplantılara katılmak üzere temsilci olarak görevlendirildi. Üsküp’te katıldığı bir seminer sırasında dönemin Cumhurbaşkanı Kiro Gligorov’la görüştüğünü de anlatıyor.
Ayrıca, üç yıl Valandova’daki radyo evinde çalıştı. Kendi arabası ve teybiyle köylere giderek çocuklara yönelik yayınlar hazırladı, yerel gelişmeleri dinleyicilere aktardı.
“Çarşamba günü belediye kroniği vardı. Pazar günü yine çocuk yayınları. Kendi arabam var, kendi teyibimi alırdım, köylere giderdim” sözleriyle o yılları hatırlıyor.
Folklor çalışmalarıyla da ilgilendi. Kaval çaldı, halk türkülerini seslendirdi ve folklor ekibiyle yurt dışına gitti. Yazı yazmayı da hiç bırakmadı. Birlik gazetesine yazılar gönderdiğini, yıllar içinde iki daktilo eskittiğini anlatıyor.
Dedeli için yazdığı şiir ve festival marşı da onun kültürel çalışmalarının önemli bir parçasıydı. Köyünün güzelliklerini, ovasını, çayırlarını ve insanlarını anlatan dizeler yazdı. Marşın bir bölümünü hatırlayarak seslendirdi:
“Yurdumun en güneyinde yüksek tepe eteğinde bir yıldız gibi parlıyor.
Pek şirin köyüm dedeli. Dedeli, dedeli güzel dedeli.
Güzel mümbit ovasında yeşil çimen çayırda çalışıyor köylü işçi.
Pek ünlüdür bedeli. Dedeli, dedeli güzel dedeli”
Köyüne duyduğu bağlılık bu dizelerde de kendini gösteriyor. Şiirleri, çevresindeki edebiyat insanlarının da ilgisini çekmişti. Rahmetli İlhami Emin ve doktor Halit Şaban’ın kendisini sık sık ziyaret ettiğini anlatan Tahir, şiirini dinleyen İlhami Emin’in sözlerini de hatırlıyor. Emin, şiirini beğendiğini belirterek, “Sen bunu güzel yazmışsın… Ben olsaydım böyle yazamazdım” demişti.
Bu sözler, yıllarını öğretmenliğe ve köyüne hizmet etmeye ayıran Tayyip Tahir’in yazı ve şiir çalışmalarının da takdir gördüğünü ortaya koyuyor.

Annesinden öğrendiği türkü hâlâ hafızasında
Sohbetimiz sırasında Tayyip Tahir’in yalnızca folklor çalışmalarına değil, annesinden öğrendiği türkülere de ayrı bir bağlılık duyduğunu görüyoruz. Yıllar önce annesinden öğrendiği bir türküyü radyoda seslendirmek için davet edildiğini anlatıyor. O anı hatırlarken heyecanlandığını söylüyor.
Türkünün bir bölümünü de bizimle paylaşıyor:
“Atladım girdim bahçeye, gül kopardım kokmaya,
Gülü dikenden ayırdım al yana takmaya,
Yeşil yaprak arasında kırmızı gülali var,
Gidin sorun nazlı yâre, benden başka kimi var.”
Bu türkü, onun için yalnızca bir ezgi değil, annesinden kalan bir hatıra. Yıllar geçse de çocukluğuna, ailesine ve geçmişine uzanan bağını koruyor.
Dedeli Camisi için verdiği emek
Tayyip Tahir’in köyüne duyduğu bağlılık, eğitim ve kültür çalışmalarıyla sınırlı değil. Dedeli Camisi’nin yapımı ve minaresinin inşası için gösterdiği çaba da anlattığı hatıralar arasında önemli bir yer tutuyor.
Caminin o dönemki durumunu hatırlarken yağmurun içeri girdiğini ve odasının uygun koşullarda olmadığını anlatıyor. Köylüleri bir araya getirerek caminin yapılması gerektiğini söylemiş. Para bulmak için birkaç kez girişimde bulunmuş, destek aramak üzere Türkiye’ye de gitmiş.
“Camiyi yapacağız” diyerek başladığı bu süreçte köy halkını ikna etmeye çalıştığını, maddi destek aradığını ve sonunda inşaatın tamamlandığını anlatıyor.
Caminin minaresi için de destek arayışını sürdürmüş. Süleyman Hoca’nın bin avro katkıda bulunmasıyla çalışmalara başlanmış, daha sonra İzmir’de yaşayan Mehmet Öz de minare için 2 bin 500 avro yardım etmiş.
Bugün caminin tamamlanmış hâlini görmekten duyduğu memnuniyeti, “İçeride suyu var caminin, halısı var. Ben artık rahatım” sözleriyle dile getiriyor.
“Tayyip yapar o işi”
Yıllarca hem köyünde hem Valandova’da farklı sorumluluklar üstlenen Tayyip Tahir’e, bunca emeğin ardından değerinin bilinip bilinmediğini soruyoruz. Bir dönem insanların çeşitli işler için kendisine başvurduğunu anlatıyor.
“Bilmem işte. Tanıyorlar artık. Onu derim ya. Değerim bundan beyan. Köyde bir şey lazım olsa? Şunu söylüyorlar. Tayyip yapar o işi.”
Onun hikâyesinde öğretmenlik, toplumsal sorumluluk, kültür ve dayanışma birbirinden ayrı değil. Okulda çocuklara ders verirken de köyün ortak bir ihtiyacını karşılamak için çalışırken de aynı anlayışla hareket etmiş.
Gençlere mesajı: Dillerini ve dinlerini korusunlar
Sohbetimizin sonuna doğru sözü Makedonya’daki Türk gençlerine getiriyoruz. Yıllar boyunca ana dilinin yaşatılması için emek veren Tayyip Tahir’in genç kuşaklara tavsiyesi kısa ama açık:
“Dillerini, dinlerini korusunlar. Devletlerine sarılsınlar. Uzaklara gitmeye çalışmasınlar.”
Ayrılırken sohbetin sonunda özellikle hatırlatmak istediği bir konu daha oluyor: Birlik. Köyün futbol takımının geçmişte Birlik’ten 11 forma aldığını anlatıyor ve bu hatıranın da unutulmamasını istiyor.
Dedeli’de geçirdiğimiz yaklaşık 40 dakikalık sohbetin ardından, Tayyip Tahir’in anlattıkları hafızamızda kalıyor. 92 yaşına adım atan, iki değneğiyle güçlükle yürüyen ancak hatıralarını anlatırken geçmişe dönen Tahir, sohbetimizin sonunda şu sözleri söylüyor:
“Ne lazımsa buradayım. Sağlığım yettikçe konuşacağım, anlatacağım.”
Onun bu sözleri, anlatacak daha çok hatırası ve paylaşacak daha çok sözü olduğunu gösteriyor.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.