Hem renkli hem karamsar: Burcu Musli’nin zıtlıklardan doğan estetiği
Hem renkli hem karamsar: Burcu Musli’nin zıtlıklardan doğan estetiği
Üsküp’te şekillenen akademik altyapısını dijital sanatla buluşturan Burcu Musli, çağdaş sanatın sınırlarını kişisel bir anlatıyla zorluyor. “Ablanın Elleri” sergisi, hem mekânsal kurgusu hem de duygusal yoğunluğuyla izleyiciyi içsel bir yüzleşmeye davet ediyor. Bu röportajda Musli ile sanatındaki zıtlıkların kökenini, üretim sürecini ve kadın olmanın gücünü konuştuk.
Burcu Musli’nin hikayesi, Üsküp’ün köklü eğitim kurumlarında şekillenmiş. İlk eğitimini Tefeyyüz’de, lise yıllarını ise Yosip Broz’un Türkçe bölümünde tamamlayan sanatçı, akademik rotasını “Kiril ve Metodiy” Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ne çevirerek resim bölümünden mezun oldu.
"Hem renkli hem karamsar": Sanatın iki yüzü
Sanatını ve karakterini tanımlayan Burcu Musli kendi deyimiyle, kişiliği yüzde elli renkli ise diğer yarısı bir o kadar karamsar. Bu ikilik, sanat yolculuğunun da temelini oluşturuyor. Henüz 5 yaşındayken içindeki sanat tutkusunu keşfeden Musli, eserlerinde dünyanın ve insan psikolojisinin sadece ışıltılı yanlarını değil, aynı zamanda o "siyah" ve derin noktalarını da büyük bir titizlikle araştırıyor.
Pek çok sanatçı için hikâye benzer başlasa da, Burcu Musli’nin farkı sanata olan tutkusunun sadece kağıt üzerinde kalmayıp yaşamının her alanına yayılmış olması. Henüz çocuk yaşlarda giydiği kıyafetlerde yaptığı "tuhaf" kombinasyonlarla estetik arayışına başlayan Musli, kendini bildiği andan itibaren elinden kalem ve fırçayı düşürmediğini dile getiriyor.
Sanatçının hatırladığı ilk resim, klasik bir figürden ziyade bugünkü derin sanat anlayışının bir habercisi niteliğinde. Beş yaşındayken ortaya çıkardığı o ilk çalışma için Musli, "Çok anlamlı bir resim değildi; ne olduğu tam seçilemeyen, sadece renkleri özgürce fırlattığım abstrakt bir görüntüydü" ifadesini kullanıyor.
Sanatın içinde bir labirent: "Engelleri ve ışıklarıyla deneyimsel bir yolculuk"
Center-Jadro Kültür Merkezi, geçenlerde Burcu Musli’nin büyüleyici dünyasına ev sahipliği yaptı. Ancak bu sergi, alışılagelmiş galeri düzenlerinden çok farklı. Musli, izleyiciyi sadece bir gözlemci olarak değil, sanatın içine dahil olan bir figür olarak kurgulamış. Sergi alanına yerleştirilen ipler ve fiziksel engeller, ziyaretçilerin mekânda özgürce hareket etmesini kısıtlarken, onları belirli rotalara ve duygulara hapsediyor.
Serginin tasarımındaki bu deneysel yaklaşım, sanatseverler tarafından büyük bir merakla karşılandığını belirten sanatçı, bu tercihi şu sözlerle açıklıyor: "Ziyaretçilerin galerinin her kısmından geçememesi, iplerle karşılaşması ve ışık oyunları, onlara interaktif bir deneyim sundu. Bu sınırlandırılmış alan kurgusu, ziyaretçi için çok ilgi çekici bir keşfe dönüştü."
Geçmişte dijital kolaj teknikleriyle tanınan sanatçı, bu kez fotoğraflarını en saf haliyle izleyiciye sunuyor. Dev boyutlardaki baskılar, mekânın atmosferini yüzde yüz değiştirirken, izleyicinin eserle kurduğu bağı daha da güçlendiriyor.
"Yapamam dediğiniz yerde başlayan o büyük güç"
Musli, kadınların günlük hayatta kendi sınırlarını çizerken aslında sahip oldukları o devasa psikolojik dayanıklılığı ıskaladıklarını savunuyor. Sanatçıya göre bu sergi, yüzde yüz bir farkındalık projesi.
Eserlerindeki bazı sahnelerin "sert" veya "korkunç" olarak nitelendirilmesine samimiyetle cevap veren Musli, bu estetik tercihin arkasındaki gerçeği şu sözlerle açıklıyor: "Aslında şiddeti veya karamsarlığı kutsamıyorum. Fotoğraflarımdaki o sert doku, kadının gücünü göstermek adına yarattığım sanatsal bir tepki. 'Gücüm bitti' denilen noktada aslında daha fazlasının olduğunu hatırlatmak istiyorum."

Sanatçının kadınlara mesajı net: Karakterinden ödün vermemek ve özgürce ifade etmek. Toplumun veya bireyin kendi kendine koyduğu sınırları yıkması gerektiğini vurgulayan Musli, "Bazı anlarda tepkiler sert olmalıdır çünkü öyle olması gerekiyordur. Kendinizden emin olun ve karakterinizden asla vazgeçmeyin," diyerek kadınlara sanatı aracılığıyla cesaret aşılıyor.
"Önce kendinizin ablası olmalısınız"
Serginin ismi olan "Ablanın Elleri", ilk bakışta nostaljik ve şefkatli bir yaklaşım olsa da ardında derin bir bireysel farkındalık barındırıyor. Burcu Musli, "abla" kavramını sadece bir aile bağı olarak değil, koruyucu ve sığınılacak bir liman olarak tanımlıyor. Ancak sanatçının burada kurduğu asıl bağ çok daha çarpıcı: Bir kadının dışarıdan beklediği o koruyucu gücü, önce kendi içinde bulması.
Hayatında biyolojik bir ablası olmayan Musli, bu boşluğu kendi içsel gücüyle doldurmuş. Sanat ortamlarında kendisine bir lakap olarak takılan "abla" sıfatını, sanatsal bir kimliğe dönüştüren sanatçı, bu tercihin nedenini şöyle açıklıyor: "Aslında bir kadının önce kendisinin ablası olması, kendine o koruyucu ve sevecen yaklaşımla bakması gerektiğine inanıyorum. Bu sergiyi kendi ellerimle var ettiğim için 'Ablanın Elleri' ismi doğdu; ama özünde bu, kendi kendimin ablası olma hikayemdir."
Musli’ye göre topluma ve dünyaya pozitif yaklaşmanın yolu, bireyin önce kendi içindeki sevgiyi tesis etmesinden geçiyor. Sanatçı, sergi isminin taşıdığı mesajı şu sözlerle mühürlüyor: "Önce kendine koruyucu yaklaşmalısın, önce kendini sevmelisin. Kişi kendisiyle olan bağını yüzde yüz sevgi üzerine kurduğunda, dünyaya da o denli pozitif bakabiliyor."
Klasik eğitimden dijital devrime
Akademik eğitimini resim üzerine tamamlayan Burcu Musli, bugünkü sanat pratiğinde dijital ve yeni medya tekniklerini merkeze alıyor. Ancak sanatçı için bu, bir kopuş değil; tam aksine bir evrim. Geleneksel resim eğitiminde öğrendiği ışık, gölge ve kompozisyon kurallarını dijital dünyaya taşıyan Musli, yüzde yüz bir teknik entegrasyon sağlıyor. "Işığı tuvale çizmek yerine, dijital tekniklerle şekillendiriyorum" diyerek, klasik eğitimin dijital sanatındaki sarsılmaz temelini vurguluyor.
Modern dünyanın sanatçıya sunduğu imkanları sonuna kadar kullanan Musli, çağdaş sanatın sınırlarını zorlamayı tercih ediyor. Sanatçı, geleneksel tablolara saygı duymakla birlikte kendi vizyonunu şu sözlerle ifade ediyor: "Tablo çok değerli bir mecra fakat benim bakış açımdan artık klasiğe kaçıyor. Ben her zaman esere yeni bir şeyler katmak, çağdaş sanata yönelmek istiyorum. Bu yüzden dijital tekniği ve yeni medyayı kendime daha yakın buluyorum."
Sanatçının dijital yolculuğu aslında çok eskilere, üniversite yıllarına dayanıyor. Değerli hocası Slobodanka Stevçevska'nın, Musli’nin dijital yeteneğini daha o yıllarda fark etmesi, onun bu alandaki cesaretini artırmış.
"Sanatçı olmanın değerini o köşede anladım"
Musli, hayatının dönüm noktasını şu sözlerle betimliyor: "İlk kişisel sergime o kadar çok insan geldi ki... İnsanların bir köşeye çekilip benim fotoğraflarıma nasıl bir dikkat ve merakla baktıklarını izlediğim o an, sanatçı olmanın ne kadar gurur verici olduğunu hissettim. İşte o an, bu yolun benim yolum olduğunu anladım." Bu tecrübe, sanatçının bugünkü özgüvenli ve yenilikçi tavrının temel taşını oluşturuyor.
Sanat kariyeri boyunca altı kişisel sergiye imza atan ve birçok karma sergide yer alan Burcu Musli için üretim süreci, sadece bir iş değil, duygusal bir yolculuk. Sanatçıya "En sevdiğiniz eseriniz hangisi?" diye sorduğumuzda, bir annenin çocukları arasında seçim yapamaması gibi içten bir cevapla karşılaşıyoruz. Musli, her bir eserinin yaratım sürecinde farklı bir bağ kurduğunu ve bu yüzden hiçbirini diğerinden üstün tutamadığını belirtiyor.
Musli’nin üretkenliği, sadece galeri duvarlarına asılan eserlerle sınırlı değil. Sanatçının atölyesinde ve dijital arşivinde, henüz gün yüzüne çıkmamış, üzerinde çalışılmaya devam edilen veya sanatçının "emin olmayı beklediği" sayısız çalışma bulunuyor. Toplam eser sayısını sormak ise onun için cevaplaması en zor sorulardan biri.
Eser sayısının belirsizliğini sanatın dinamik yapısına bağlayan Musli, şu ifadeleri kullanıyor: "Gerçekten sayması çok zor. Bilgisayarımda veya evimde duran, henüz bitmemiş ya da sergilemeye hazır hissetmediğim o kadar çok iş var ki... Ama her sergide izleyiciyle buluşan eserler, o anki ruh halimin ve emeğimin birer parçası. Onları birbirinden ayırmak imkânsız."
"Her şey bir anda, içgüdüsel gelişiyor"
Pek çok sanatçının aksine, Burcu Musli’nin çalışma masasında aylar öncesinden hazırlanmış katı planlar bulunmuyor. Onun sanatı, tamamen o anki duygu durumunun ve içgüdülerinin bir yansıması. "Bence bugün o gün" dediği anda harekete geçen Musli için yaratım süreci, zamanın ve mekânın ötesinde, tamamen bir "his" meselesi.
Sanatçının fotoğraflarında gördüğümüz o etkileyici figürlerin arkasında profesyonel ajanslar değil, samimi dostluklar yatıyor. Musli, modellerini kendi yakın çevresinden seçerek, eserlerindeki o duygusal derinliği ve sahiciliği yakalıyor. "Modellerim profesyonel değil, dostlarım bana yardımcı oluyor. Bu da yaratım sürecindeki güveni ve doğal akışı yüzde yüz artırıyor," diyen sanatçı, sanatın insani bağlarla güçlendiğini kanıtlıyor.
Günün hangi saati çalıştığının bir önemi yok; ilham ne zaman kapıyı çalarsa Musli orada. Sanatçı, bu zamansızlığı şu sözlerle tarif ediyor: "Sabahın ilk ışıkları da olabilir, gecenin sessizliği de... Bende uzun uzun planlar yok. Daha çok anlık ve içgüdüsel yaratmayı seviyorum. Sürecimi tamamen bu özgürlük üzerine kurguladım."
Üsküp’ten İstanbul ve Avrupa’ya yolculuk
Üsküp’te gerçekleştirdiği başarılı sergilerle adından söz ettiren Burcu Musli, artık sanatsal enerjisini uluslararası platformlara taşımaya hazırlanıyor. Sanatçı, gelecek projeksiyonunda sadece Balkanlar ile sınırlı kalmak istemediğini, hem Avrupa’nın sanat merkezlerinde hem de gönül bağı olan Türkiye’de eserlerini sergilemeyi hedeflediğini belirtiyor. Musli için bu açılım, sanatsal yolculuğunda yüzde yüz bir kararlılıkla beklenen yeni bir sayfa.
Sanatçının en heyecan verici gelecek planlarından biri de görsellerine "can" vermek. Mevcut durağan karelerinin artık hareketlenmesi gerektiğini düşünen Musli, video projeleri ve kısa filmlere yönelmek için kollarını sıvadı. Geçtiğimiz yaz bir dizi projesinin sanat ekibinde ve sahne tasarımında görev alan sanatçı, bu tecrübesini kendi sanatsal üretimiyle harmanlamayı amaçlıyor.
Musli’nin çok yönlü karakteri, onu sadece dijital sanatla sınırlı bırakmıyor. Sahne tasarımına olan ilgisi ve bu alandaki profesyonel deneyimi, gelecek 5-10 yıl içindeki kariyer rotasının önemli bir parçası olacak. Sanatçı, "Kariyerimi sahne tasarımları ve video projeleriyle geliştirmek istiyorum," diyerek, sanatseverlere önümüzdeki dönemde çok daha dinamik ve mekânsal işler sunacağının sinyallerini veriyor.
H.Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.