Balkanlar’ın çoğulculuğu, Türkiye’nin dinamizmi: İşte benim zenginliğim – Prof. Dr. Enis Doko
Balkanlar’ın çoğulculuğu, Türkiye’nin dinamizmi: İşte benim zenginliğim – Prof. Dr. Enis Doko
Ohri Gölü’nün sakinliğinden ODTÜ’nün dinamik koridorlarına, teorik fiziğin kesinliğinden felsefenin derinliklerine uzanan bir entelektüel yolculuk… Prof. Dr. Enis Doko, Yeniden Birlik'e verdiği özel söyleşide iki kültürün, iki disiplinin ve iki dünyanın tam kesişim noktasında durarak bilgiye, hakikate ve anlama dair benzersiz bir perspektif sunuyor.
Fizik ve felsefeyi “hakikat arayışının iki farklı ama birbirini tamamlayan yönü” olarak gören Doko, Balkanlar’ın çoğulcu ruhuyla Türkiye’nin entelektüel canlılığını birleştiren nadir düşünürlerden. Bu söyleşide, çok kültürlü bir şehirde şekillenen zihninin izini sürüyor, bilim ile din arasındaki gerilimi aşmanın yollarını anlatıyor ve gençliğin anlam arayışına dair çarpıcı gözlemlerini paylaşıyor.
Gökten Yere, Fizikten Felsefeye: Çifte Kanatlı Bir Arayış
Yeniden Birlik: Hocam, hikayeniz UNESCO mirası olan o huzurlu Ohri şehrinde başlıyor. Makedonya’nın o çok kültürlü yapısından çıkıp Türkiye’ye uzanan bu yolculukta, neden tek bir alanla yetinmeyip hem Fizik hem de Felsefe gibi, dışarıdan zıt ama derinde birbiriyle çok bağlantılı iki bölümü seçtiniz? Bu merakın tohumları Ohri’de mi atıldı?
Prof. Dr. Enis Doko: Evet, bu merakın tohumları büyük ölçüde Ohri’de atıldı diyebilirim. Daha çocukluk ve ilk gençlik yıllarımdan itibaren hem fizik hem de felsefeye zemin hazırlayan büyük sorular ilgimi çekiyordu. Evren nasıl işliyor, varlığın temeli nedir, insan bu bütün içinde nereye oturuyor gibi sorular bende erken dönemde karşılık buldu.
Fizik, evrenin yapısını ve işleyişini anlamaya çalışan en güçlü disiplinlerden biri. Bana göre büyük sorulara verilecek cevaplar, fiziksel gerçekliği dikkate almadan eksik kalır. Ama aynı zamanda insanın sadece görünen dünyayla yetinemediğini de düşünüyorum. Görünen fiziksel dünyanın ötesinde anlam, değer, hakikat ve yorum boyutu da var. İşte burada felsefe devreye giriyor. Felsefe, hem bilimin ortaya koyduğu verileri daha geniş bir çerçevede düşünmemizi sağlıyor hem de görünür olanın ötesine dair düşünce üretme imkânı sunuyor.
Bu yüzden ODTÜ’de lisans eğitimimde hem fizik hem felsefe okumayı seçtim. Sonrasında Koç Üniversitesi’nde teorik fizik alanında doktora yaptım; doçentliğimi ise felsefe alanında aldım. Aslında dışarıdan iki ayrı alan gibi görünen fizik ve felsefe, benim için baştan beri aynı hakikat arayışının iki farklı ama birbirini tamamlayan yönü oldu.
“Türkiye’de Doğsam Muhtemelen Aynı Kişi Olmazdım”
Yeniden Birlik: Ohri gibi köklü bir şehirde doğmak ve çocukluğunuzun o coğrafyada geçmesi bugünkü “Enis Doko”yu nasıl şekillendirdi? Ohri’nin o kendine has havası entelektüel duruşunuzun neresinde duruyor?
Prof. Dr. Enis Doko: Ohri’nin benim üzerimdeki en büyük etkisi kuşkusuz çok kültürlü atmosferi oldu. Farklı dinlerin, geleneklerin ve düşünce biçimlerinin iç içe yaşadığı bir ortamda büyümek insanın zihnini erken yaşta açıyor. Böyle bir ortamda büyüyünce entelektüel hantallık kolay kolay oluşmuyor. Çünkü en temel konularda bile insanların çok farklı cevaplar verdiğini görüyorsunuz. Bu da sizi ister istemez kendi cevaplarınızı aramaya yöneltiyor.
İkinci önemli etkisi ise hoşgörü kültürü. Farklı inanç ve fikirlerle sürekli temas halinde olduğunuz bir yerde, başkasının düşüncesine alan açmayı öğreniyorsunuz. Bu da entelektüel hayat için çok kıymetli bir şey.
Bir de Ohri’nin kendine has manevi bir atmosferi var. Tarih boyunca tekkesiyle ve gölünün verdiği o sakinlikle çok özel bir şehir. Gölün ve o manevi mirasın insana biraz dervişane bir ruh verdiğini düşünüyorum. Açıkçası bazen şöyle düşünüyorum: Eğer Türkiye’de doğup büyüseydim muhtemelen bugün aynı kişi olmayacaktım. Zihnimin ve karakterimin Ohri’de şekillenmiş olmasının hayatımda çok belirleyici bir rolü oldu.
Coğrafya Kader mi? Balkan Sükûneti ve Türkiye Enerjisi
Yeniden Birlik: İki farklı ülkede eğitim almış biri olarak; Makedonya’nın Balkan kültürüyle Türkiye’nin dinamik yapısını kıyasladığınızda, bu iki toplumun “bilgiye ve sorgulamaya” bakış açısında ne gibi benzerlikler veya keskin farklar görüyorsunuz?
Prof. Dr. Enis Doko: Balkan kültürü ile Türkiye arasında bazı benzerlikler var ama önemli farklar da bulunuyor. Balkanlar’da özellikle küçük şehirlerde büyüyen insanlar için çok kültürlü bir ortam neredeyse günlük hayatın doğal bir parçası. Farklı dinler, farklı etnik kimlikler ve farklı tarih anlatıları aynı şehirde bir arada bulunuyor. Bu durum insana erken yaşta şu gerçeği gösteriyor: Dünyaya bakmanın tek bir yolu yok. Bu da insanı ister istemez daha sorgulayıcı ve karşılaştırmalı düşünmeye yöneltebiliyor.
Türkiye ise çok daha büyük, daha dinamik ve daha güçlü entelektüel geleneklerin bulunduğu bir ülke. Üniversiteleri, düşünce çevreleri ve tartışma ortamları bakımından çok daha geniş bir imkân alanı sunuyor. Benim kendi akademik gelişimimde Türkiye’deki bu entelektüel canlılığın büyük payı oldu.
Ama aynı zamanda şunu da söylemek gerekir: Hem Balkanlar’da hem Türkiye’de bazen fikirlerin kimliklerle fazla iç içe geçtiğini görüyoruz. İnsanlar bir fikri yalnızca doğru olduğu için değil, ait oldukları kimliğin parçası olduğu için de savunabiliyorlar. Oysa gerçek anlamda sorgulayıcı bir zihniyet, biraz da kendi düşüncesini sorgulayabilme cesaretini gerektiriyor.
Benim için Balkanlar’ın kazandırdığı çoğulcu bakış ile Türkiye’deki güçlü entelektüel ortamın birleşmesi çok verimli bir tecrübe oldu diyebilirim.

Köprüde Olmanın Avantajı: Kültürel Mesafe ve Geniş Açı
Yeniden Birlik: İki farklı kültürün (Makedonya ve Türkiye) kavşağında durmak size nasıl bir zenginlik kattı? Bu durum olaylara bakarken size nasıl bir “geniş açı” sağlıyor?
Prof. Dr. Enis Doko: İki farklı kültürün kavşağında büyümek insana doğal olarak bir mesafe ve geniş açı kazandırıyor. İnsan tek bir kültürün içinde büyüdüğünde çoğu zaman bazı alışkanlıkları ve düşünme biçimlerini “doğal” ve değişmez sanabiliyor. Oysa iki farklı kültürü deneyimlediğinizde, aslında birçok şeyin kültürel olduğunu ve başka şekillerde de yaşanabileceğini görüyorsunuz.
Bu durum olaylara daha karşılaştırmalı bakabilmeyi sağlıyor. Bir meseleye sadece içeriden değil, biraz dışarıdan da bakabiliyorsunuz. Bana göre entelektüel düşünce için bu çok önemli bir avantaj. Çünkü düşünmek çoğu zaman biraz da kendi zihinsel alışkanlıklarımıza mesafe koyabilmekle mümkün oluyor.
Ayrıca iki kültür arasında olmak insana bir tür köprü rolü de kazandırıyor. Hem Balkanların tarihsel ve kültürel tecrübesini hem de Türkiye’nin güçlü entelektüel ve toplumsal dinamizmini birlikte görebiliyorsunuz. Bu da dünyaya daha geniş bir perspektiften bakabilmeye yardımcı oluyor.
Şaşırtan İlgi: Satış Rakamlarının Ötesindeki Hakikat
Yeniden Birlik: Yazın hayatınızda onlarca kitap ve Sabah gazetesinde yüzlerce makale var. Sizin için en çok satan kitabınız mı daha kıymetli, yoksa yüze yüz sizi yansıtan o favori kitabınız mı? Hangi kitabınızın ve hangi makaleniz gördüğü ilgi sizi şaşırttı?
Prof. Dr. Enis Doko: Benim için kitapların değeri her zaman satış rakamlarıyla ölçülen bir şey olmadı. Bir kitabın insanlara gerçekten dokunabilmesi ve düşünmeye sevk edebilmesi benim için çok daha kıymetli.
En az akademik ama belki de en çok önem verdiğim kitaplarımdan biri “Yedi Bilgelik Okulu.” Çünkü bu kitap doğrudan geniş bir okur kitlesine hitap ediyor ve insanların hayatlarına dokunabilecek, pratik hikmet geleneklerini anlatmayı amaçlıyor. Felsefenin sadece akademik bir alan değil, aynı zamanda insanın hayatını dönüştürebilecek bir bilgelik kaynağı olduğunu göstermek istedim. Bu yüzden bendeki yeri gerçekten ayrı.
Akademik çalışmalarım arasında ise benim için özel bir yeri olan kitap Cambridge University Press’ten çıkan Modern Cosmology and Islam. Çünkü bu çalışma benim uluslararası akademik camiaya en net giriş yaptığım eser oldu. Aynı zamanda daha büyük bir projenin de ilk adımı. Eğer Allah ömür verirse, modern bilim ile İslam düşüncesinin nasıl daha derin ve yapıcı bir ilişki kurabileceğini gösteren kapsamlı bir entelektüel çerçeve ortaya koymayı hedefliyorum.
Beni en çok şaşırtan gelişmelerden biri ise “Allahsız Ahlak Mümkün mü?” kitabımın Fransızca tercümesi oldu. Açıkçası Fransa’dan bu kadar yoğun bir ilgi geleceğini beklemiyordum. Oradan gelen geri dönüşler benim için oldukça sürpriz ve sevindirici oldu.
Gençliğin Nabzı: Anlam Arayışı ve Derin Sorular
Yeniden Birlik: Bugünün üniversite gençliğiyle aynı sıraları paylaşıyorsunuz. Modern gençlik en çok hangi konularda cevap arıyor, hangi konularda en çok tartışmayı seviyor?
Prof. Dr. Enis Doko: Bugünün üniversite gençliğinin en çok cevap aradığı konuların başında anlam meselesi geliyor. Birçok genç “Nasıl yaşayacağım?”, “Hayatımın yönü ne olacak?” ve “Gerçekten değerli olan şey nedir?” gibi sorularla meşgul. Modern dünyada seçeneklerin çok artması bir özgürlük sağlıyor ama aynı zamanda ciddi bir yön bulma zorluğu da yaratıyor.
Bunun yanında bilim ile din ilişkisi, yapay zekâ, insanın geleceği, özgür irade gibi konular da gençlerin oldukça ilgisini çekiyor. Özellikle teknoloji ve yapay zekâ alanındaki hızlı gelişmeler, insanın ne olduğu ve bilincin doğası gibi klasik felsefi soruları tekrar gündeme getiriyor.
Gençlerin tartışmayı sevdiği bir diğer alan ise adalet ve kimlik meseleleri. Toplumsal eşitlik, özgürlük, kültürel kimlik gibi konular gençler arasında çok yoğun tartışılıyor. Bu bazen sert tartışmalara da dönüşebiliyor ama aynı zamanda ciddi bir entelektüel enerji de üretiyor.
Benim gözlemim şu: Gençler aslında yüzeysel değil; aksine çok derin sorular soruyorlar. Sadece bu soruları konuşabilecek sağlıklı entelektüel ortamların çoğalmasına ihtiyaç var.
Bilimsel Olanı Safsatalardan Ayırmak: Eleştirel Düşünmenin Anahtarları
Yeniden Birlik: Bugünlerde her şeyin önüne “bilimsel” etiketi yapıştırılıyor. Bir bilim felsefecisi olarak, her duyduğumuzun bilimsel olup olmadığını nasıl anlarız? Safsataları ayıklamak için cebimizde hangi anahtarlar olmalı?
Prof. Dr. Enis Doko: Bugün gerçekten de “bilimsel” etiketi çok kolay kullanılan bir etiket haline geldi. Oysa bir iddianın bilimsel olması için sadece bilimsel bir dil kullanması yeterli değildir. Bilimsel iddiaların test edilebilir olması, eleştiriye açık olması ve mevcut verilerle ciddi bir şekilde ilişki kurması gerekir.
Bir iddianın bilimsel olup olmadığını anlamak için birkaç basit soruyu sormak faydalı olabilir. Birincisi: Bu iddia test edilebilir mi? Yani doğru ya da yanlış olduğu prensipte ortaya konabilir mi? İkincisi: Bu iddia eleştiriyi kabul ediyor mu, yoksa her eleştiriyi baştan reddediyor mu? Üçüncüsü: Bu iddia gerçekten bilimsel verilerle mi destekleniyor, yoksa sadece “ bilim böyle diyor” gibi otoriteye dayalı bir dil mi kullanıyor?
Bilim felsefesinde sıkça vurgulanan bir nokta vardır. Bilim bir otorite değil, bir yöntemdir. Yani bilimsel düşünme, sürekli sorgulama ve yanlışlanabilirlik üzerine kurulur. Bu yüzden aslında bilimsel zihniyet, bir sonuca körü körüne inanmak değil, o sonucun nasıl elde edildiğini anlamaya çalışmaktır.
Safsataları ayıklamak için en önemli anahtar ise eleştirel düşünme alışkanlığıdır. Bir iddia ne kadar hoşumuza giderse gitsin, “Bu gerçekten doğru mu?” sorusunu sormayı bırakmamak gerekir. Çünkü bilimin ilerlemesini sağlayan şey de tam olarak bu sorgulama kültürüdür.

Yapay Zekâ Karşısında İnsan: Korku, Heyecan ve Zihnin Geleceği
Yeniden Birlik: Yapay zekâ felsefeyi tamamen değiştirecek mi? Korkmalı mıyız yoksa heyecanlanmalı mı?
Prof. Dr. Enis Doko: Yapay zekâ felsefeyi tamamen değiştirecek mi sorusunun cevabı bence hem evet hem hayır. Hayır, çünkü insanın bilinç, özgür irade, anlam ve değer gibi temel felsefi soruları ortadan kalkmayacak. Ama evet, çünkü yapay zekâ bu soruları çok daha somut ve acil hale getiriyor. Artık “zihin nedir?”, “bilinç sadece hesaplamadan mı ibaret?”, “insan ile makine arasındaki sınır nerede başlar?” gibi klasik felsefi sorular teknolojik gelişmeler sayesinde yeniden gündeme geliyor.
Bu yüzden bence yapay zekâdan korkmak yerine onu anlamaya çalışmak daha doğru. Asıl mesele teknolojinin kendisinden ziyade onun insan zihniyle nasıl ilişki kuracağı.
Bu konuda detaylı düşüncelerimi Serbestiyet’te yayımlanan “Bize yapay zekâ takacaklar!” başlıklı yazımda ele aldım. Orada şu soruyu tartışıyorum: Acaba yapay zekâ sadece kullandığımız bir araç mı olacak, yoksa zamanla zihnimizin bir uzantısı haline mi gelecek? Çünkü bazı filozoflara göre teknoloji, uygun şartlar altında insan zihninin bir parçası gibi işleyebilir.
İlgilenenler için yazıyı buradan okuyabilirler:
https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/bize-yapay-zeka-takacaklar-196595/
Köklerle Bağı Canlı Tutmak: Makedonya ile Akademik İş Birlikleri
Yeniden Birlik: Kalbinizin bir parçasının muhtemelen hep Makedonya’da. Gelecek planlarınız arasında Makedonya’daki üniversitelerle ortak projeler yürütmek veya oradaki gençlerle daha sık bir araya gelmek var mı?
Prof. Dr. Enis Doko: Evet, kesinlikle var. Makedonya benim için sadece doğduğum yer değil, zihinsel ve karakter olarak şekillendiğim bir coğrafya. Bu yüzden orayla bağımı canlı tutmak benim için önemli.
İmkân olması durumunda Makedonya’daki üniversitelerle ve akademik çevrelerle daha yakın çalışmalar yürütmek isterim. Ortak konferanslar, araştırma projeleri veya gençlerle yapılacak entelektüel buluşmalar gibi faaliyetler çok kıymetli olabilir. Özellikle gençlerle bir araya gelip düşünce dünyası, bilim ve felsefe üzerine konuşmayı çok değerli buluyorum.
Aynı şekilde Makedonya’daki sivil ve kültürel kurumlarla da daha fazla temas içinde olmayı isterim. Balkanlar ile Türkiye arasında zaten tarihsel ve kültürel bir köprü var; bu köprünün akademik ve entelektüel düzeyde de güçlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yönde katkı sağlayabilirsem benim için büyük bir mutluluk olur.
Entelektüel Köprü Hayali: Ortak Seminerler ve Düşünce Ağı
Yeniden Birlik: Makedonya ile Türkiye arasında bir “entelektüel köprü” kurma hayaliniz var mı? Özellikle bilim felsefesi alanında oradaki üniversitelerle ne tür iş birlikleri sizi heyecanlandırır?
Prof. Dr. Enis Doko: Evet, böyle bir hayalim kesinlikle var. Balkanlar ile Türkiye arasında zaten güçlü bir tarihsel ve kültürel bağ bulunuyor. Ama bu bağın entelektüel ve akademik düzeyde daha da güçlenebileceğini düşünüyorum. Özellikle genç araştırmacıların ve öğrencilerin daha fazla temas kurabileceği bir düşünce ağı oluşması çok kıymetli olur.
Bilim felsefesi alanında örneğin ortak seminerler, yaz okulları veya araştırma projeleri yapılması beni çok heyecanlandırır. Farklı ülkelerden gelen gençlerin bilim, felsefe ve medeniyet meseleleri üzerine birlikte düşünmesi hem akademik hem de kültürel açıdan çok verimli sonuçlar doğurabilir.
Ben her zaman şuna inanıyorum: Düşünce dünyası sınırları aşarak zenginleşir. Eğer Balkanlar ile Türkiye arasında böyle bir entelektüel köprünün kurulmasına küçük de olsa bir katkı sunabilirsem, bunu hayatımdaki anlamlı işlerden biri olarak görürüm.
Hüsamettin Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.