Orçe Abi anlatıyor: Bir ısırık şampite, bir yudum boza ile Üsküp’te Bayramın son günü

Kuzey Makedonya 39 kez okundu.
 

Orçe Abi anlatıyor: Bir ısırık şampite, bir yudum boza ile Üsküp’te Bayramın son günü

Sesi titreyerek anlattığı her cümlede koca bir şehir saklıydı: Üsküp... Bayramın manevi iklimini soluduğumuz şu günlerde, rotamızı İstanbul’a, ancak kalbi her daim Vardar’ın kıyısında atan bir isme çevirdik.
1934 Üsküp Vefa Mahallesi (bugünkü Tophane)  doğumlu olan, İstanbul Fındıkzade Üsküp Derneği Başulicesi Orhan Eriş —nam-ı diğer Orçe Abi— ile bayram vesilesiyle bir gönül köprüsü kurduk. Üsküp’ten İstanbul’a uzanan telefon hattının diğer ucunda, çocukluk günlerini anlatırken sesi zaman zaman titreyen, o anları adeta yeniden yaşayan bir çınar vardı. Üsküp’ün ilk belediye başkanı Salih Asım’ın akrabası olan Reşit Bey’in torunu olarak, şehrin sadece sokaklarını değil, köklü asaletini de hafızasında taşıyan Orçe Abi ile geçmişe, çocukluk bayramlarına ve o meşhur şampitelerin tadına uzanan duygu dolu bir yolculuğa çıktık. "İLK ÖNCE REŞİT DEDEMİN ELİNİ ÖPTÜM" Bayram dendiğinde Orçe Abi'nin hafızasında canlanan ilk sahne, sabahın erken saatlerinde evde başlayan o tatlı heyecan: "Sabah erkenden imkânı olan yeni elbiselerini giyerdi. Hepimiz iyi giyinirdik. Ben, babam ve dedemle birlikte evimize yakın olan Alaca Camii’ne bayram namazına giderdik. Namaz çıkışı kabristana uğrar, geçmişlerimizi anardık. Merhum geçmişlerimize mezarları başında duamızı, Fatiha’mızı okurduk.  Bayramlaşma merasimi ise evde başlardı. İlk önce Reşit Dedemin elini öptüm. Onun mübarek elini öpmek, hayır duasını almak biz çocuklar için en büyük mutluluktu. Dedem çok iyi bayramlık harçlığı verirdi; diğer büyüklerimiz de imkânları nispetinde bizleri sevindirirdi. O paraların cebimizde duran sıcaklığı anlatılmaz bir mutluluktu."                                                                      Dostluk: Rahmetli Şerif Miftar ve Orçe abi  ÜÇ GÜN SÜREN AKRABA ZİYARETLERİ VE VEFA MAHALLESİ Bayramın sadece bir tatil değil, bir kenetlenme olduğunu vurgulayan Orhan Eriş, üç gün boyunca süren o sıkı bağları şöyle anlatıyor: "Önde dedem, arkada babam ve biz çocuklar... İhmal ettiğimiz tek bir akrabamız olmazdı. Hangi kapıyı çalsak bize ayrı bir ikram, ayrı bir muhabbet hazırlanırdı. 1934 yılında doğduğum Vefa Mahallesi (bugünkü Tophane bölgesi), sadece bir yerleşim yeri değil, komşuluğun ve paylaşmanın kalbiydi. Bayramda mahallemiz çocuk sesleriyle çınlardı." BAYRAM SOFRASI: PAÇADAN BAKLAVAYA Üsküp mutfağının bayramdaki yeri ise bambaşka: "Mutlaka bayram paçası ve yahni gibi özel yemekler yapılırdı. Ama asıl vazgeçilmezimiz evde yapılan cevizli baklavaydı. Fırından çıkan o koku tüm evi sarardı. İncecik açılmış yufkaların arasına serpilen cevizler, şerbetle buluştuğunda ortaya çıkan lezzet tarifsizdi. İtiraf etmeliyim ki, Üsküp baklavalarının tadı çok başkaydı. Belki memleket toprağının lezzeti, belki çocukluk anıları... İstanbul’da o tadı bir türlü bulamadım." İSTANBUL’DA BAYRAM: SOFULAR’DAN FATİH’E Üsküp’ten İstanbul’a göç ettiklerinde, memleketten getirdikleri bayram neşesini İstanbul’un tarihi semtlerine taşımışlar. Orçe Abi o günleri anlatırken rotayı Aksaray ve Fatih’e çeviriyor: "İstanbul’a geldiğimizde de geleneklerimizi yaşatmak için gayret ettik. Bayram sabahları Aksaray’daki Sofular Camii’ne giderdik. Bazı bayramlarda ise ailece ve dostlarla birlikte Fatih Camii’nin o heybetli kubbesi altında saf tutardık. O büyük camilerde bayram namazı kılmanın maneviyatı başkaydı." “MESAJLA BAYRAMLAŞMA, ESKİ TADIMIZI ALDI GÖTÜRDÜ” Ancak Orhan Eriş’e göre zaman, bayramların o eski samimiyetinden çok şey alıp götürmüş. Günümüzdeki bayramların bir "tatil" ya da "mesaj" trafiğine dönüşmesinden dert yanıyor: "Ne yazık ki artık o eski bayramlar kalmadı. Şimdilerde bayramlaşmalar bir telefon mesajıyla, bir aramayla geçiştiriliyor. Çoğu kişi bayramı fırsat bilip tatile gidiyor, akraba ziyaretleri ise artık eskisi gibi yapılmıyor. Bayramın o eski tadı kalmadı gibi... İstanbul’da bizi teselli eden tek şey, Fındıkzade’deki Üsküp Derneği... Orada hemşerilerimizle buluştuğumuzda hala bir heyecan hissediyorum. Aynı toprakların insanı olmanın getirdiği samimiyetle eski bayramları bir nebze de olsa orada yaşıyoruz."                                                    Yapay zeka: Orçe Abi - Üsküp Türk Çarşısında GENÇLİK HATIRALARI: SARAY'DA TOP, ŞAMPİTE VE BOZA Orçe Abi için bayramın dördüncü günü, gençliğin hürriyeti demekti: "O gün gençler büyüklerden ayrılırdı. Ya Saray’a ya da Çayır’a top oynamaya giderdik. Saatlerce koşturduktan sonra asıl ödülümüz şampite yemek ve boza içmekti. Şampiteyi hala çok severim; ne zaman yesem çocukluğuma, o tozlu Üsküp sokaklarına geri dönerim." "ÜSKÜP'Ü ÇOK ÖZLEDİM" Bugün İstanbul’da yaşayan ama bir yanı hep noksan kalan Orhan Eriş, söyleşimizin sonunda Üsküp’e olan bitmek bilmez hasretini şu sözlerle dile getiriyor: "Üsküp’ü, orada bıraktığım çocukluğumu ve dostlarımı çok özledim. Üsküp’teki tüm dostlarımıza, akrabalarımıza mahsus selamlarımı iletiniz. Bayramlar onlarla güzeldi. Belki bir gün yine kavuşuruz..." Orhan Eriş KİMDİR? Orhan Eriş (Orçe Abi): 1934 yılında Üsküp Vefa Mahallesi'nde (bugünkü Tophane) doğdu. Üsküp'ün ilk belediye başkanı Salih Asım'ın akrabası olan Reşit Bey'in torunudur. Uzun yıllar önce İstanbul'a göç etmesine rağmen memleket bağlarını koparmamış, halen İstanbul Fındıkzade Üsküp Derneği Başulicesi olarak hemşerilerine hizmet vermeye devam etmektedir. Ayrıca İstanbul Kapalıçarşı Esnafı “Elif” kuyumcusu olarak tanınır. Hüsamettin Gina
Sesi titreyerek anlattığı her cümlede koca bir şehir saklıydı: Üsküp... Bayramın manevi iklimini soluduğumuz şu günlerde, rotamızı İstanbul’a, ancak kalbi her daim Vardar’ın kıyısında atan bir isme çevirdik.

1934 Üsküp Vefa Mahallesi (bugünkü Tophane)  doğumlu olan, İstanbul Fındıkzade Üsküp Derneği Başulicesi Orhan Eriş —nam-ı diğer Orçe Abi— ile bayram vesilesiyle bir gönül köprüsü kurduk.

Üsküp’ten İstanbul’a uzanan telefon hattının diğer ucunda, çocukluk günlerini anlatırken sesi zaman zaman titreyen, o anları adeta yeniden yaşayan bir çınar vardı. Üsküp’ün ilk belediye başkanı Salih Asım’ın akrabası olan Reşit Bey’in torunu olarak, şehrin sadece sokaklarını değil, köklü asaletini de hafızasında taşıyan Orçe Abi ile geçmişe, çocukluk bayramlarına ve o meşhur şampitelerin tadına uzanan duygu dolu bir yolculuğa çıktık.

"İLK ÖNCE REŞİT DEDEMİN ELİNİ ÖPTÜM"

Bayram dendiğinde Orçe Abi'nin hafızasında canlanan ilk sahne, sabahın erken saatlerinde evde başlayan o tatlı heyecan:

"Sabah erkenden imkânı olan yeni elbiselerini giyerdi. Hepimiz iyi giyinirdik. Ben, babam ve dedemle birlikte evimize yakın olan Alaca Camii’ne bayram namazına giderdik. Namaz çıkışı kabristana uğrar, geçmişlerimizi anardık. Merhum geçmişlerimize mezarları başında duamızı, Fatiha’mızı okurduk.  Bayramlaşma merasimi ise evde başlardı. İlk önce Reşit Dedemin elini öptüm. Onun mübarek elini öpmek, hayır duasını almak biz çocuklar için en büyük mutluluktu. Dedem çok iyi bayramlık harçlığı verirdi; diğer büyüklerimiz de imkânları nispetinde bizleri sevindirirdi. O paraların cebimizde duran sıcaklığı anlatılmaz bir mutluluktu."

                                                                     Dostluk: Rahmetli Şerif Miftar ve Orçe abi 

ÜÇ GÜN SÜREN AKRABA ZİYARETLERİ VE VEFA MAHALLESİ

Bayramın sadece bir tatil değil, bir kenetlenme olduğunu vurgulayan Orhan Eriş, üç gün boyunca süren o sıkı bağları şöyle anlatıyor:

"Önde dedem, arkada babam ve biz çocuklar... İhmal ettiğimiz tek bir akrabamız olmazdı. Hangi kapıyı çalsak bize ayrı bir ikram, ayrı bir muhabbet hazırlanırdı. 1934 yılında doğduğum Vefa Mahallesi (bugünkü Tophane bölgesi), sadece bir yerleşim yeri değil, komşuluğun ve paylaşmanın kalbiydi. Bayramda mahallemiz çocuk sesleriyle çınlardı."

BAYRAM SOFRASI: PAÇADAN BAKLAVAYA

Üsküp mutfağının bayramdaki yeri ise bambaşka:

"Mutlaka bayram paçası ve yahni gibi özel yemekler yapılırdı. Ama asıl vazgeçilmezimiz evde yapılan cevizli baklavaydı. Fırından çıkan o koku tüm evi sarardı. İncecik açılmış yufkaların arasına serpilen cevizler, şerbetle buluştuğunda ortaya çıkan lezzet tarifsizdi. İtiraf etmeliyim ki, Üsküp baklavalarının tadı çok başkaydı. Belki memleket toprağının lezzeti, belki çocukluk anıları... İstanbul’da o tadı bir türlü bulamadım."

İSTANBUL’DA BAYRAM: SOFULAR’DAN FATİH’E

Üsküp’ten İstanbul’a göç ettiklerinde, memleketten getirdikleri bayram neşesini İstanbul’un tarihi semtlerine taşımışlar. Orçe Abi o günleri anlatırken rotayı Aksaray ve Fatih’e çeviriyor:

"İstanbul’a geldiğimizde de geleneklerimizi yaşatmak için gayret ettik. Bayram sabahları Aksaray’daki Sofular Camii’ne giderdik. Bazı bayramlarda ise ailece ve dostlarla birlikte Fatih Camii’nin o heybetli kubbesi altında saf tutardık. O büyük camilerde bayram namazı kılmanın maneviyatı başkaydı."

“MESAJLA BAYRAMLAŞMA, ESKİ TADIMIZI ALDI GÖTÜRDÜ”

Ancak Orhan Eriş’e göre zaman, bayramların o eski samimiyetinden çok şey alıp götürmüş. Günümüzdeki bayramların bir "tatil" ya da "mesaj" trafiğine dönüşmesinden dert yanıyor:

"Ne yazık ki artık o eski bayramlar kalmadı. Şimdilerde bayramlaşmalar bir telefon mesajıyla, bir aramayla geçiştiriliyor. Çoğu kişi bayramı fırsat bilip tatile gidiyor, akraba ziyaretleri ise artık eskisi gibi yapılmıyor. Bayramın o eski tadı kalmadı gibi... İstanbul’da bizi teselli eden tek şey, Fındıkzade’deki Üsküp Derneği... Orada hemşerilerimizle buluştuğumuzda hala bir heyecan hissediyorum. Aynı toprakların insanı olmanın getirdiği samimiyetle eski bayramları bir nebze de olsa orada yaşıyoruz."

                                                   Yapay zeka: Orçe Abi - Üsküp Türk Çarşısında

GENÇLİK HATIRALARI: SARAY'DA TOP, ŞAMPİTE VE BOZA

Orçe Abi için bayramın dördüncü günü, gençliğin hürriyeti demekti:

"O gün gençler büyüklerden ayrılırdı. Ya Saray’a ya da Çayır’a top oynamaya giderdik. Saatlerce koşturduktan sonra asıl ödülümüz şampite yemek ve boza içmekti. Şampiteyi hala çok severim; ne zaman yesem çocukluğuma, o tozlu Üsküp sokaklarına geri dönerim."

"ÜSKÜP'Ü ÇOK ÖZLEDİM"

Bugün İstanbul’da yaşayan ama bir yanı hep noksan kalan Orhan Eriş, söyleşimizin sonunda Üsküp’e olan bitmek bilmez hasretini şu sözlerle dile getiriyor:

"Üsküp’ü, orada bıraktığım çocukluğumu ve dostlarımı çok özledim. Üsküp’teki tüm dostlarımıza, akrabalarımıza mahsus selamlarımı iletiniz. Bayramlar onlarla güzeldi. Belki bir gün yine kavuşuruz..."

Orhan Eriş KİMDİR?

Orhan Eriş (Orçe Abi): 1934 yılında Üsküp Vefa Mahallesi'nde (bugünkü Tophane) doğdu. Üsküp'ün ilk belediye başkanı Salih Asım'ın akrabası olan Reşit Bey'in torunudur. Uzun yıllar önce İstanbul'a göç etmesine rağmen memleket bağlarını koparmamış, halen İstanbul Fındıkzade Üsküp Derneği Başulicesi olarak hemşerilerine hizmet vermeye devam etmektedir. Ayrıca İstanbul Kapalıçarşı Esnafı “Elif” kuyumcusu olarak tanınır.

Hüsamettin Gina

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.