Kuzey Makedonya'nın 'Oy Hakkı Olmadan AB Üyeliği' iddiasının perde arkası
Kuzey Makedonya'nın 'Oy Hakkı Olmadan AB Üyeliği' iddiasının perde arkası
Avrupa Birliği'nin kurucu anlaşmalarının "oy hakkı olmayan üye" kategorisini öngörmediğini vurgulamak önemlidir. AB Konseyi'nde oy hakkı, kurumsal çerçevenin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla böyle bir formülün hayata geçirilmesi, anlaşmalarda değişiklik yapılmasını veya yeni ülkenin katılım anlaşmasında özel istisnalar tanınmasını gerektirir ki bu da hukuki ve siyasi açıdan son derece karmaşıktır.
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, son bir yıldır ülkesinin 2027 sonuna kadar Avrupa Birliği'ne (AB) oy hakkı olmadan ya da tam entegre olmayan bir üye olarak katılma yolunda olduğu tezini sık sık dile getiriyor. Rama, bu durumda Arnavutluk'un faydalarının oy hakkı eksikliğinden çok daha büyük olacağını da sözlerine ekliyor. Kuzey Makedonya Başbakanı Hristiyan Mickoski ise son iki gündür Brüksel'deki belirli çevrelerde, Ukrayna, Arnavutluk ve Karadağ ile birlikte Kuzey Makedonya'nın da 2027 sonuna kadar oy hakkı olmaksızın AB'ye üye olması fikrinin bulunduğu bilgisini paylaştı.
Fikir Nereden Çıktı?
Bir ülkenin diğer üyelerle aynı haklara, özellikle de AB Konseyi'nde oy hakkına sahip olmadan Birliğe girmesi fikri, Brüksel'in resmi politikası değil. Bu fikir, Avrupa Komisyonu veya Avrupa Konseyi'nin resmi bir kararından kaynaklanmıyor. Aslen akademik ve düşünce kuruluşu çevrelerinde geliştirilen ve daha sonra genişleme sürecini hızlandırmak için olası bir "pragmatik çözüm" olarak siyasi tartışmalara giren bir konsept.
Bu yaklaşımın ilk net formülasyonları 2018 yılında ortaya çıkmaya başladı. Fransız uzman ve Avrupa Komisyonu'nun eski üst düzey genişleme yetkilisi Pierre Mirel, 2018'de Fransız yanlısı Avrupa düşünce kuruluşu Robert Schuman Vakfı tarafından yayınlanan bir analizinde, tam haklar elde edilmeden önce bir "deneme üyeliği süreci" fikrini ortaya attı. Mirel doğrudan "oy hakkı olmayan üyelikten" bahsetmese de, kademeli hak kazanımı kavramının kapısını araladı.
Fikrin sistematik olarak ilk kez geliştirildiği kilit an ise yine 2018'de Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi'nin (CEPS) Michael Emerson ve Steven Blockmans tarafından hazırlanan bir belgede yaşandı. Konsept, aday ülkelerin tam üyelik öncesinde AB politikalarına ve kurumlarına kademeli entegrasyonu için bir model olarak sunuldu. 2021'de aynı yazarların başkalarının da katılımıyla hazırladığı ikinci bir belge daha yayınlandı. "Aşamalı Katılım İçin Bir Şablon" başlığını taşıyan bu belgede, aday ülkelerin tam üyelik öncesinde AB kurumlarına ve politikalarına katılabileceği bir model önerildi. Belgede, belirli bir aşamada "oy hakkı olmaksızın tam işlevsel katılım" olasılığı açıkça dile getirilerek, bir devletin sisteme dahil olup ancak oy kullanamayacağı fikri ilk kez net bir şekilde ifade edildi.
Fikir Resmi Belgelerde
Haziran 2022'de, üye ülke liderlerini bir araya getiren Avrupa Konseyi, resmi sonuç bildirisinde "kademeli entegrasyon" ifadesini kullandı. Bu, kavramın ilk kez bir AB resmi belgesine girmesi anlamına geliyordu. Ancak burada oy hakkı olmayan üyelikten değil, resmi kabulden önce politika ve programlara aşamalı olarak dahil olmaktan bahsediliyordu.
Kasım 2023'te Avrupa Komisyonu, Batı Balkanlar için Büyüme Planı'nı sundu. Bu plan, bölge ülkelerinin tek Avrupa pazarına kademeli entegrasyonunu, fonlara ve politikalara erişimini öngörüyor ancak bunu sıkı koşullara ve reformlara bağlıyor. Komisyon burada üyelik öncesi entegrasyondan açıkça bahsederken, yeni bir "ikinci sınıf üyelik" kategorisi önermiyor.
Aralık 2023'te Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel, Brüksel'deki AB-Batı Balkanlar Zirvesi'nde, nihai genişleme kararı beklenmeden kademeli entegrasyon ihtiyacını yineledi. Yine, oy hakkı olmayan üyelik için resmi bir destek değil, aşamalı dahil olma vurgusu yapıldı.
2024 ve 2025'te, özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı sonrası jeopolitik bağlam nedeniyle tartışmalar daha da yoğunlaştı. Aralarında eski Avrupa Komisyonu Başkanı'nın adını taşıyan ve Avrupa reformları üzerinde güçlü etkisi olan Paris merkezli Jacques Delors Enstitüsü'nün de bulunduğu birkaç Avrupa düşünce kuruluşu, belirli kurumlarda oy hakkı olmayan "ortak üyelik" veya "gözlemci statüsü" modellerinin geçtiği analizler yayınladı. Ancak bu öneriler de akademik ve siyasi tartışma düzeyinde kaldı.
Hukuki Gerçeklik ve Sonuç
Avrupa Birliği'nin kurucu anlaşmalarının "oy hakkı olmayan üye" kategorisini öngörmediğini vurgulamak önemlidir. AB Konseyi'nde oy hakkı, kurumsal çerçevenin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla böyle bir formülün hayata geçirilmesi, anlaşmalarda değişiklik yapılmasını veya yeni ülkenin katılım anlaşmasında özel istisnalar tanınmasını gerektirir ki bu da hukuki ve siyasi açıdan son derece karmaşıktır.
Bugüne kadar Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi veya Avrupa Parlamentosu'nun, bir ülkenin oy hakkı olmadan tam üye olarak kabulünü öngören resmi bir kararı bulunmuyor. Resmi olarak var olan şey, kademeli entegrasyon kavramıdır; yani resmi üyelik öncesinde daha fazla fayda, pazara ve fonlara daha fazla erişim, ancak "ikinci sınıf" bir üyelik kategorisi değil.
Bu nedenle, kamuoyunda "2027'ye kadar oy hakkı olmadan AB'ye kabul" şeklinde konuşulan tez, Brüksel'den çıkmış somut bir karardan değil, düşünce kuruluşu önerileri, akademik analizler ve jeopolitik kriz ortamında hızlandırılmış genişlemeye yönelik siyasi tartışmaların bir kombinasyonundan kaynaklanıyor. AB'nin resmi çizgisi şu an için şu şekilde: kademeli entegrasyon, reformlarla koşulluluk ve tüm kriterler yerine getirildiğinde tüm haklarla birlikte tam üyelik.
Yaygın bir efsaneyle ilgili olarak, eğer "Batı Balkan ülkelerini yarından itibaren AB üyesi yapalım" şeklinde bir siyasi karar alınsaydı ne olurdu sorusuna analiz şu gerçeğin altını çiziyor:
Seçenek 1: " AB liderleri karar verdi ve ülke yarından itibaren üye oldu" senaryosu, mevcut AB anlaşmaları çerçevesinde pratikte imkansızdır.
Seçenek 2: " AB liderleri süreci hızlandırmaya, esneklik uygulamaya, geçiş dönemleri veya aşamalı haklar getirmeye siyasi olarak karar verdi" senaryosu ise mümkündür ve genişleme tarihinde daha önce yaşanmıştır.
Yani siyasi bir karar süreci hızlandırabilir veya şekillendirebilir, ancak yürürlükteki hukuki mekanizmayı tamamen atlayamaz.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.