Devran değişti, Bayramın rengi soldu: Mendo Berber’in seksen yıllık Bayram süzgeci
Devran değişti, Bayramın rengi soldu: Mendo Berber’in seksen yıllık Bayram süzgeci
Üsküp Türk Çarşısı... Burası sadece bir ticaret merkezi değil; medeniyetlerin, dillerin ve dinlerin kardeşçe yaşadığı bir hoşgörü adasıdır. Bu çarşının tozlu Arnavut kaldırımlarında zaman, saatlerle değil; dostluklarla, geleneklerle ve o kadim bayram sabahlarıyla ölçülür. Biz de bir bayram sabahı dünyaya gözlerini açan, çarşının yaşayan hafızası, 80 yaşındaki asıl adı Menduh Alil olan ancak tüm Üsküp’ün gönlünde 'Mendo Berber' olarak taht kuran, çarşının yaşayan efsanesinden dinliyoruz.
Amacımız, onun gözlerinden kaybolup giden bir dünyaya bakmak ve bayramın ruhunu yeniden hatırlamaktı. Makasının ucundan dökülen anılar, bizi çocukluğun o tertemiz sevincine, eski Üsküp'ün o kalabalık ama huzurlu sokaklarına götürdü. İşte seksen yıllık bir ömrün süzgecinden geçen bayramlar ve bir ustanın yüreğine düşen notlar...
BAYRAMIN İLK EMRİ: BARIŞ
Mendo Berber için Bayram denince akla gelen ilk kelime ne şeker ne yeni ayakkabılar ne de en güzel yemeklerdir. Ona göre bayramın özü, insan olmanın en temel erdeminde gizlidir.
"Hayatımızda bayram; insanlar dargınlık yaşamış, küsmüş, büyük kırgınlıklara girmişler. İşte bayram onun içindir. Barışmak, bayramın ilk kutlanma sebebidir. Ondan sonra fakir fukaraya yardım etmek, bunlar ayrı meseleler. Ama asıl olan barışmaktır"
Çarşının seksen yıllık tecrübesi, bayramı tek bir kelimeye sığdırıyor: Barış!
HUZURUN PUSULASI
Bu toprakların mayası, farklılıkları bir arada yoğurmayı her zaman bilmiştir. Mendo Berber'in anlatımında, bu kardeşlik tablosu gözümüzde canlanıyor. Çarşının pusulası ne dili ayırır, ne dini; burada bayramın adı huzurdur.
"Hristiyan olsun, Müslüman olsun, bu topraklarda, buralarda hepsi bir arada yaşamışlar ve hepsi bir arada kutlamışlar. Hristiyan'ın da Noel'i var, bizim de Bayramımız var"
İLK BAYRAM HEYECANI: PATİK MUTLULUĞU
Zamanın tozlu raflarını aralayıp Mendo Bey'in çocukluğuna, o ilk bayram sabahlarına uzanıyoruz. Gözlerinin içi gülüyor, anılar tazeleniyor. Mutluluk, bir çift patikte saklı o zamanlar.
"Çoluk çocuk hepsi giyinmiş kuşanmış. Kız çocukları, saçlarına kurdeleler takmış. Erkek çocuklar yeni bir şeyler almış, anası babasının imkanları dahilinde. Bir babanın keyfi anlatılamaz. Çocuğuna bir patik (spor ayakkabı) alınca, ya bir mintan (gömlek) alınca, ya bir pantolon alınca çocuğunu sevindirsin. Daha üstün bir şey yok bundan."
O dönemin dayanışma ruhunu da unutmuyor:
"Vardı burada hayır sahipleri... Fakir fukaraya kumaş, bez, kadınlara, erkeklere başka şeyler verirlerdi. Dizilip sıra olurlar, fakir fukaraya dağıtırlardı ki onlar da sevinsin o bayram günü. Çoluk çocuk koşturuyor aşağı yukarı yeni elbiselerle. Gençler gidiyorlar büyüklere, büyükler de ikinci gün onlara... Böyle kutlanırdı bayramlar."
ARİFE GECESİ MAKAS SESLERİ
Eski Üsküp'te bayramın habercisi, berber dükkânlarının Arife gecesi hiç sönmeyen ışıklarıdır. Makas sesleri sabaha karışır; herkes en temiz, en şık haliyle bayram namazına yetişmek ister. Mendo Amca o hummalı çalışmayı şöyle anlatıyor:
"Bir hafta önceden başlardı. O günlerde, son bir iki günde iyice artardı. Arife gününe kadar gece on ikiye kadar çalışırdık. Ama Arife gecesi sabaha kadar! Sabaha kadar... "

TARZANKALAR, ALABROSLAR VE KEYİFLER
Mendo Amca'nın maharetli ellerinden neler geçmedi ki! Tarzanka, Alabros saç modelleri... Herkes bayram sabahına kendi keyfine göre, en yakışıklı haliyle uyanmak isterdi.
"Herkes nasıl isterse öyle yapardı. Çeşitli modeller vardı. Herkesin keyfine göre. Eskiden vardı o Tarzanka saçlar, onlardan önce yine Alabroslar vardı falan. Kim nasıl isterse... Çeşit çeşit vardı. Bugün de var. Şimdi çıktı bir model, hiç beğenmiyorum, hiç de yakışmıyor. Nedir bu hep alından sıfıra vurmak? Sıfırla alın bütün kafayı yukarıya kadar, önden birazcık bırakayım âdet yerini bulsun diye. Hiç beğenmiyorum!"
BABANIN BAYRAMI: DÜKKÂNDA EMEK, EVDE MUTLULUK
Mendo Amca için bayramlık demek, çocuklarının elinden tutup pazara gitmek değil; dükkânda müşteriye hizmet etmekti. Ailesinin mutluluğu ise onun en büyük bayramıydı.
"Hiçbir zaman alışverişe gitmedim. Gitmedim ben. Anneleriyle onlar giderlerdi. Ne lazımsa alırlardı. Ben dükkânda çalışıyordum. Sonra benim üç kızım var. Ben şimdi ne gideyim, alamam onlara. Hiç alamam ben onlara bir şey. Onlar ne istiyorlarsa, onlar alırlar ona göre. Kız çünkü. Erkek olsaydı alırdım bir pantolon falan ama kızlara..."
"Akşam eve gittiğiniz zaman aldıklarını gösteriyorlar mı?, soruyoruz Mendo Beye"
"Gösteriyorlar tabii. Anlatır ne almış, ne almamış. Hepsini gösteriyorlar."
"Sizde mutlaka o anlarda duygulanıyordunuz?”
"Duygular... Ne olacak? Herkes sevinçli. Şükür ki çoluk çocuğumu memnun ettim"
BAYRAM KUŞLUĞU: AKILLARA ZARAR ZİYAFET
Üsküp'te bayram kuşluğu demek, mutfaktan taşan o muazzam ziyafet demekti. Mendo Amca'nın tarifiyle sofralar adeta donanırdı.
" Bayram kahvaltısında en güzel yemekler: imam bayıldı, sarmalar, dolmalar, karnıyarıklar, türlüler, ne diyeyim artık, elbasan tavası, her şey, her şey! Salatalar çeşit çeşit. Bayram kahvaltısı işte... Akıllara zarar! Üsküplülerde mutlaka baklava olur. Baklava her evde vardır, Üsküplülerin geleneğinde yazılıdır."
DEVRAN DEĞİŞTİ, BAYRAMIN RENGİ SOLDU
Şimdilerde ise bayramın rengi değişti. Eskiden bir patiğin verdiği mutluluğun yerini şimdi daha gösterişli hediyeler aldı.
"Şimdi küçük çocuklar her gün Bayram. Devamlı bir şeyler satın alıyorlar. Ama şimdi Bayramlarda daha çok kadınlara satın alınıyor. Her şey altıncılarda dönüyor. Altın alsınlar! Kuyumcular sadece onlar iş yapıyor. Geline altın, kıza altın, hanıma altın."
"Neden değişti her şey? O eski kanaatkârlık, o sade sevinçler nereye gitti?" sorularına Mendo Amca, seksen yılın süzgecinden geçen iki kelimeyle yanıt veriyor. Ne bir sitem, ne bir öfke... Sadece hakikatin kendisi:
"Değişti. Değişti. Devran değişti. Devran değişti."
NEREDE O ESKİ ESNAF?
Eskinin o ahilik kokan esnaflığı ile bugünün parıltılı dükkânları arasındaki farkı sorduğumuzda, Mendo Amca için sözün bittiği yer burası oluyor. Bu soruyla birlikte seksen yıllık usta, bam teline basıyor.
"Sorma. Sorma. O yollara girme, kötü edersin. Üzülürüz. Sorma! Nerede esnaf? Hangisi esnaf? Satmış tarlasını, satmış hayvanlarını, girmiş kuyumcu olmuş, açmış dükkânı. O dükkâncı değil! Dükkâncı değil! Hiç kabul etmiyorum onu dükkâncı. Dükkâncı çekirdekten yetişir."
Ve duvardaki fotoğrafı işaret ediyor yeniden:
"Bu resim. Buraya geldiğim gün. Beş yaşındayım. Babamın yanında. İşte esnaf böyle olur. Çekirdekten yetişeceksin."
DONDURMADAN BİSİKLETE UZANAN YOL
Yeni yetme esnafa gönül koyan Mendo Amca, bir anda yerinden kalkıp seksen yıllık köklerini duvardaki bir fotoğrafla belgeliyor. Beş yaşında babasının yanında başladığı o dükkân, bugün hâlâ onun hayatı.
"Bu resim. Buraya geldiğim gün. Beş yaşındayım. Komşumuz vardı terzi. Bu da babam. Dükkân olduğu gibi duruyor. Beş yaşındayım orada. Büyükannem getirdi, babamın annesi. Getirdi dükkânın önüne, bıraktı, girdim içeri. Kalfalar da var, çırak da var”
Sonra o meşhur dondurma ve bisiklet hikâyesi geliyor:
" Bayram harçlıkları ve müşteri bahşişleri ile hemen dondurmaya koşardım... Bir gün, iki gün, üç gün dondurma ama boğazım şişti dondurmadan. Büyükannem kızardı bana, hastalanıyordum. Babam dedi ki: 'Bak sana bisiklet alacağız, topla bu paraları, dondurma yeme.' Aldılar bir ayakkabı kutusu, açtılar bir delik, oraya koyuyorduk paraları ki dondurma yemeyeyim. Merakla bisiklet alacağız, gezeceğiz diye bekliyordum"
Aldılar mı bisiklet? sorduk Mendo beye?
"Spor bir bisiklet aldılar! Çok güzeldi!"

NEREDE O ESKİ ÜSKÜPLÜLER?
Mendo Amca'nın özlemi sadece eski bir takvim yaprağına değil; o günlerin gülen yüzlerine, çocuk cıvıltılarına ve insanın içini ısıtan o samimi hürmete... Şimdilerde her yer kalabalık olsa da, o eski bayramların insana bahşettiği o huzurlu ışıltı sanki usulca çekilip gitmiş.
"Vallahi bayram kokusu, bayram sevgisi var ama tadı kalmamış. Sevgi var, bayram hazırlanıyor ama zayıf. O bayram tadı yok. Çünkü kalmadı eski Üsküplüler."
O eski bayramların tadını veren, çarşının tozunu yutan gerçek ustalardı. Onlar, çarşının asil simalarıydı.
"Nerede o ağalar, nerede o beyler, nerede o ustalar, nerede o çarşı insanları, esnafları? Buradan Rüstem ağabeyi bilir, herkes bütün Üsküplü bilir. Rüstem kasap. Babası Şahin ağa, amcası Adem ağa."
Onlar geçince çarşı esnafı ayağa kalkar, ceketini iliklerdi.
"Şahin ağa geçiyor! Şahin ağa geçiyor! Bütün çarşı hazırlanırdı. Çünkü Şahin ağa geçecek, selam verecek diye beklerlerdi. Üsküplü ağa işte."
BAYRAM MI, TATİL Mİ?
Eskiden bayram dendi mi kapılar ardına kadar açılır, ziyaretin bereketi beklenirdi. Mendo Amca'ya göre şimdinin tatil telaşı, o köklü geleneği sessizce evlere hapsetmiş; bayramın tadı da neşesi de tatil bavullarına sığdırılmış.
"Şimdi bayramda herkes tatile gidiyor. Kimse kimseye gitmiyor. Nedir o? Üç gün, beş gün tatil. Nedir bu tatil? Bayram günü ev kapanır mı? Görülmemiş şeydir Üsküplüler'de, ev kapansın bayram günü. Erkeklerin bayramı bütün sene sürer, o ayrı bir şey. Ama kadınlar için üç gün, evde üç günden sonra onların bayramı başlardı. Öyleydi ama şimdi... Köpek sahibini tanımaz. Vurana rahmet. Bu kadar."
YÜZLERDEN NUR KAÇMIŞ
Eski Bayramların en çok neyini özlüyorsun, diye sorduk Mendo Beye.
Cevap: "Eski bayramları özlüyoruz. Bütün eski bayramları özlüyoruz. Güler yüzlü çoluk çocuğu. O cıvıltıları, çoluk çocuğun, insanların birbirlerine saygısını, bayramda görüşmeyi. Yüzü gülerdi herkesin. Şimdi hepsinin nuru kaçmış. Nursuz kalmışlar."
Sebebini soruyoruz:
"Hepsi telefona bakıyor şimdi. Telefon başka bir âlem. Hiçbir şey bilmeyiz hayatta, yalnız telefonu biliriz. İnsanın ne bir hatır sorması ne bir saygısı ne bir selamı yok... Telefona dalmış"
YALNIZ KALAN ÇINAR: YUKARIDAKİ CÜMBÜŞLER
Eskiden bu dükkânın üst katı, sadece bir mekân değil; bayram neşesinin göğe yükseldiği bir eğlence yeriydi. Donatılan masalar, kurulan dostluklar ve hep bir ağızdan söylenen şarkılar... Şimdi ise o günler geride kaldı.
"Vardı arkadaşlarım... Rahim vardı radyodan çalardı, o da gitti. Bir ud, bir kanun, bir klarnetçi, bir tefçi... Duman giderdik! Karşıdaki kahvede çalgılı eğlenceler olurdu. Altı buçuk sene radyonun sanatçıları geldi buraya. İlmi, Mehmet, Hüsref, Rahim... Bazen çalarlardı."
"Yukarıda yerim vardı. Yemek içmek akıllara zarar. Masalar donanırdı. Eğlence yapardık! Ama yalnız kaldım. Garip kaldım. Yalnız kaldım. Arkadaşlarım yok artık."
GELECEĞE EMANET: SEVGİYLE KALIN
Ve artık veda vakti... 'Nuru kaçmış' dediği bugünün dünyasında Mendo Amca, geleceğe dair umudunu yine gençlere emanet ediyor. Onlara sadece okumayı ve çalışmayı değil; birbirini canı gönülden sevmeyi, asıl bayramı yüreklerinde taşımayı öğütlüyor. Seksen yıllık bir ömrün özeti, bu samimi duada saklı.
"Sadece okusunlar, çalışsınlar, ileri gitsinler. Birbirlerini sevsinler, canı gönülden sevsinler birbirlerini. O kadar. Bayramları nasıl kutlasınlar? Kutlasınlar bayramı en güzel şekilde. Canları nasıl isterse öyle kutlasınlar. Tebrik ediyorum bayramlarını bütün çocukların, bütün gençlerin, bütün yaşlıların, hepsinin."
SONSÖZ: BİR ÇINARIN GÖLGESİNDE
Üsküp Çarşısı'nın seksen yıllık çınarı Mendo Amca ile bir devrin hafızasına yolculuk ettik. Makasının ucunda yalnızca saçlar değil, bir şehrin ruhu şekillenmiş.
Dondurma parasıyla biriktirilen bisiklet hayalleri, Arife geceleri sabaha kadar yanan dükkân ışıkları, çarşıdan geçen ağalara saygıyla iliklenen ceketler... Hepsi şimdi bir fotoğraf karesinde, bir anıda saklı.
Mendo Amca'nın buğulu gözlerinde aradığımız o ' bayram kokusu' aslında hiç kaybolmadı. Sadece biraz daha derine, hatıraların en kıymetli köşesine çekildi.
Bize öğrettiği en büyük ders: Bayramın özü, altınlarda, şatafatta değil; barışmakta, kucaklaşmakta ve bir çocuğun yeni bir patikle mutlu olmasında saklı.
Hüsamettin Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.