“Kendimizle yüzleşmeye hazır mıyız?” – Krenare Nevzati ile ‘Öteki’ üzerine

Kültür 1974+ kez okundu.
 

“Kendimizle yüzleşmeye hazır mıyız?” – Krenare Nevzati ile ‘Öteki’ üzerine

Kırılganlık, cesaret ve özdeşleşme çağrısıyla sahnede yankılanan bir ses: Krenare Nevzati - Keri’nin yönettiği “Öteki” adlı tiyatro oyunu, izleyiciyi iç dünyasına, bastırdığı seslere ve geleneğin gölgesinde aradığı kimliğine bir yolculuğa davet ediyor.
Yıllardır süregelen bir deneyimiyle tiyatroyu bir yaşam biçimine dönüştüren Nevzati, Yeniden Birlik sitesine verdiği bu özel röportajda, İstanbul’da prömiyer yapan ve 28 Haziran’da Üsküp Türk Tiyatrosu’nda sahnelenecek olan “Öteki” ile yalnızca bir oyun değil, içsel bir hesaplaşmanın sahne diline dökülmüş hâlini paylaşıyor. Sizi tanımayanlar için, Krenare Nevzati-Keri kimdir ve tiyatro yolculuğunuz nasıl başladı? Üç yıldan fazla bir süredir Dram Sanatları Fakültesi’nde profesör olarak ve tiyatroda yönetmen ve koreograf olarak çalışıyorum. Tiyatro benim damarlarımda akan bir şey. Onu bir meslek olarak değil, bir varoluş biçimi olarak görüyorum – canlı, sürekli değişen bir insanî ifade biçimi. Merakım ve tükenmeyen enerjim hâlâ benimle! Makedonya ve bölgeden birçok öğrenci ve oyuncuyla yıllar boyunca edindiğim deneyim paha biçilemez bir armağan – ama aynı zamanda bir yük de olabilir. Her zaman arayıştayım ama yönetmenlik tarzıma sadığım. Sanatın dürüst bir hizmetkârı olmak benim için en önemlisi ve her zaman cesurca derinliklere dalarım – öngörülemez ve rahatsız edici olsalar bile. Çünkü bu beni tamamlıyor ve mutlu ediyor.                                                      Krenare Nevzati - Keri “Öteki” oyununu Türk Tiyatrosu sahnesine taşımaya sizi ne motive etti? Bu hikâyeye sizi çeken neydi? İlham, bastırdığımız şeyler hakkında konuşma ihtiyacından doğdu – içsel çatışmalar, şüpheler, içimizde yankılanan miras sesleri. Ancak sahneye taşıdığımız hikâye sadece “ötekilik” üzerine bir analiz değil – bu, bir kadının, bir oyuncunun içsel bölünmesiyle yüzleştiği samimi ve acı verici bir süreç. “Öteki”, bir kadının zihninde ve kalbinde geçen, gelenekle toplumsal beklentiler arasında sıkışmış bir yaşamla özgür ve otantik bir hayat vizyonu arasında kalan bir psikolojik dram. Bu oyun, kimlik ile miras, sadakat ile kendini ifade etme ihtiyacı arasındaki sınırları araştırdığım kişisel ve profesyonel bir yolculuk. Oyunun dünya prömiyeri bu yıl nisan ayında İstanbul Şişli Tiyatrosu’nda gerçekleşti. “Öteki” başlığı oldukça kışkırtıcı. Oyunda “öteki” kimdir? Belirli bir kişi mi, toplumsal bir grup mu, yoksa başka bir şey mi? Oyunda “Öteki” sadece dışsal bir figür değil – aynı zamanda içimizdeki ses, alter egomuz. Özür dilemeyen, güvenimizi sarsan ama bizi gerçeğe iten iç ses. Bu “öteki”, sevdiğimiz ama anlayamadığımız annemiz olabilir; saygı duyduğumuz ama bizi sınırlayan gelenek olabilir; hayatta kalmak için bastırdığımız yönlerimiz olabilir. “Öteki”de bu ses, kendisiyle sürekli diyalog hâlinde olan bir kadının sesi – acı verici, şiirsel ve derinlemesine insani. Metin yazarı, kostüm tasarımcısı, oyuncular, sahne tasarımcısı ve müzik bestecisiyle nasıl bir işbirliği gerçekleştirdiniz? Başarılı olmak için tek bir beden gibi çalışmamız gerekiyordu. Bu projedeki tüm çalışanlar tam bir anlayış içindeydik. Süreç zorluydu ama benim için bu bir sorun değil, çözmek istediğim bir meydan okumaydı. Metni Bennu Musli yazdı – gizemli ve ilham vericiydi. Sahneye uyarlanması için değişiklikler yapılması gerekiyordu ama birbirimize tamamen güvendik. Sahne tasarımı – iki sandalye, bir masa, şeffaf bir perde ve küçük bir merdiven – Basri Tahiri tarafından hazırlandı. Bu alan fizikselden çok zihinsel bir mekân – anıların, gölgelerin ve söylenmemiş sözlerin labirenti oldu.  Görsel sanatçı ve fotoğrafçı Ece Ali’nin video tasarımı büyük katkı sağladı. Sibel Memed’in tasarladığı kostümler de gerçeklik ile zihin arasında bölünmüş durumda. Sade. Albin Sopa’nın müziği – tek kelimeyle anlaştığımız bir işbirliği – geçmiş ile şimdiki zaman, acı ile umut arasında seyahat ettiriyor seyirciyi.  Oyuncular Filiz Ahmet ve Ebru Musli bu iki kişilik dramın kalbi – her gölgeyi, her sesi canlandırdılar: çocukluk anılarından anneyle çözülmemiş çatışmalara kadar. Birlikte sadece izlenmek değil, hissedilmek isteyen bir oyun yarattık – bu da en zor olanı. 28 Haziran’daki prömiyer öncesi beklentileriniz neler? Seyirciler neden bu oyunu izlemeli? Kendimi tamamlanmış hissediyorum ama artık oyun oyuncuların ellerinde. Oyunumuzun uzun ve başarılı bir sahne hayatı olmasını isterim. Bu, seyircide kayıtsızlık bırakmayan bir oyun. Kolay mesajlar sunmuyor, yıllardır kapalı duran iç kapıları aralıyor. “Öteki” klasik anlamda bir dram değil – doruk noktası dışsal bir olay değil, duygusal bir aydınlanma. İzlediğimiz kadın sonunda hem annesine hem de kendine karşı şefkat duymaya cesaret ediyor. Mükemmel olmuyor, ama bütünleşiyor. Seyircinin bu anı tanıyacağını, kendini bulacağını düşünüyorum – cinsiyet ya da kültürel bağlam fark etmeksizin. Çünkü oyun ders vermiyor, ilham veriyor. Bu yüzden – seyirci gelmeli, sadece eğlenmek için değil, içten bir şeye dokunmak için.                                    Filiz Ahmet ve Ebru Musli performansı Prova sürecinden paylaşmak istediğiniz özel bir an var mı? Benim için her zaman en önemli, en duygusal ve en hüzünlü an, oyunun tamamlandığını bildiğimiz an – “Oyunumuz var” dediğimiz an. Ama bu aynı zamanda yeni bir yaratım, yeni insanlar, yeni heyecan verici ve belirsiz bir macera için alanın açıldığı andır. Bu oyun özelinde, sonu benim için özellikle dokunaklıydı – çünkü bittiği için değil, birlikte kırılgan ve gerçek bir şeye dokunabildiğimiz için. Acıya, sevgiye, taşıdığımız gölgelere bakma cesaretini gösterdik. Ve bunu başardığımızda, oyunun sadece sahnede değil, içimizde de var olduğunu biliyorum. “Öteki”, izleyiciyi yalnızca izlemeye değil, hissetmeye çağıran bir sahne deneyimi. Bu oyun; kadın olmayı, insan olmayı, geçmişle yüzleşip kendine şefkat duymayı anlatıyor. Krenare Nevzati-Keri’nin samimi ve derinlikli rejisi, Bennu Musli’nin şiirsel metni ve tüm ekip çalışmasıyla ortaya çıkan bu üretim, sanatın hâlâ bir iyileşme biçimi olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden “Öteki” yalnızca bir oyun değil – bir aynaya bakma cesareti. Hüsamettin GİNA
Kırılganlık, cesaret ve özdeşleşme çağrısıyla sahnede yankılanan bir ses: Krenare Nevzati - Keri’nin yönettiği “Öteki” adlı tiyatro oyunu, izleyiciyi iç dünyasına, bastırdığı seslere ve geleneğin gölgesinde aradığı kimliğine bir yolculuğa davet ediyor.

Yıllardır süregelen bir deneyimiyle tiyatroyu bir yaşam biçimine dönüştüren Nevzati, Yeniden Birlik sitesine verdiği bu özel röportajda, İstanbul’da prömiyer yapan ve 28 Haziran’da Üsküp Türk Tiyatrosu’nda sahnelenecek olan “Öteki” ile yalnızca bir oyun değil, içsel bir hesaplaşmanın sahne diline dökülmüş hâlini paylaşıyor.

Sizi tanımayanlar için, Krenare Nevzati-Keri kimdir ve tiyatro yolculuğunuz nasıl başladı?

Üç yıldan fazla bir süredir Dram Sanatları Fakültesi’nde profesör olarak ve tiyatroda yönetmen ve koreograf olarak çalışıyorum. Tiyatro benim damarlarımda akan bir şey. Onu bir meslek olarak değil, bir varoluş biçimi olarak görüyorum – canlı, sürekli değişen bir insanî ifade biçimi. Merakım ve tükenmeyen enerjim hâlâ benimle! Makedonya ve bölgeden birçok öğrenci ve oyuncuyla yıllar boyunca edindiğim deneyim paha biçilemez bir armağan – ama aynı zamanda bir yük de olabilir. Her zaman arayıştayım ama yönetmenlik tarzıma sadığım. Sanatın dürüst bir hizmetkârı olmak benim için en önemlisi ve her zaman cesurca derinliklere dalarım – öngörülemez ve rahatsız edici olsalar bile. Çünkü bu beni tamamlıyor ve mutlu ediyor.

                                                     Krenare Nevzati - Keri

“Öteki” oyununu Türk Tiyatrosu sahnesine taşımaya sizi ne motive etti? Bu hikâyeye sizi çeken neydi?

İlham, bastırdığımız şeyler hakkında konuşma ihtiyacından doğdu – içsel çatışmalar, şüpheler, içimizde yankılanan miras sesleri. Ancak sahneye taşıdığımız hikâye sadece “ötekilik” üzerine bir analiz değil – bu, bir kadının, bir oyuncunun içsel bölünmesiyle yüzleştiği samimi ve acı verici bir süreç.

“Öteki”, bir kadının zihninde ve kalbinde geçen, gelenekle toplumsal beklentiler arasında sıkışmış bir yaşamla özgür ve otantik bir hayat vizyonu arasında kalan bir psikolojik dram. Bu oyun, kimlik ile miras, sadakat ile kendini ifade etme ihtiyacı arasındaki sınırları araştırdığım kişisel ve profesyonel bir yolculuk. Oyunun dünya prömiyeri bu yıl nisan ayında İstanbul Şişli Tiyatrosu’nda gerçekleşti.

“Öteki” başlığı oldukça kışkırtıcı. Oyunda “öteki” kimdir? Belirli bir kişi mi, toplumsal bir grup mu, yoksa başka bir şey mi?

Oyunda “Öteki” sadece dışsal bir figür değil – aynı zamanda içimizdeki ses, alter egomuz. Özür dilemeyen, güvenimizi sarsan ama bizi gerçeğe iten iç ses. Bu “öteki”, sevdiğimiz ama anlayamadığımız annemiz olabilir; saygı duyduğumuz ama bizi sınırlayan gelenek olabilir; hayatta kalmak için bastırdığımız yönlerimiz olabilir.

“Öteki”de bu ses, kendisiyle sürekli diyalog hâlinde olan bir kadının sesi – acı verici, şiirsel ve derinlemesine insani.

Metin yazarı, kostüm tasarımcısı, oyuncular, sahne tasarımcısı ve müzik bestecisiyle nasıl bir işbirliği gerçekleştirdiniz?

Başarılı olmak için tek bir beden gibi çalışmamız gerekiyordu. Bu projedeki tüm çalışanlar tam bir anlayış içindeydik. Süreç zorluydu ama benim için bu bir sorun değil, çözmek istediğim bir meydan okumaydı. Metni Bennu Musli yazdı – gizemli ve ilham vericiydi. Sahneye uyarlanması için değişiklikler yapılması gerekiyordu ama birbirimize tamamen güvendik. Sahne tasarımı – iki sandalye, bir masa, şeffaf bir perde ve küçük bir merdiven – Basri Tahiri tarafından hazırlandı. Bu alan fizikselden çok zihinsel bir mekân – anıların, gölgelerin ve söylenmemiş sözlerin labirenti oldu.  Görsel sanatçı ve fotoğrafçı Ece Ali’nin video tasarımı büyük katkı sağladı. Sibel Memed’in tasarladığı kostümler de gerçeklik ile zihin arasında bölünmüş durumda. Sade. Albin Sopa’nın müziği – tek kelimeyle anlaştığımız bir işbirliği – geçmiş ile şimdiki zaman, acı ile umut arasında seyahat ettiriyor seyirciyi.  Oyuncular Filiz Ahmet ve Ebru Musli bu iki kişilik dramın kalbi – her gölgeyi, her sesi canlandırdılar: çocukluk anılarından anneyle çözülmemiş çatışmalara kadar. Birlikte sadece izlenmek değil, hissedilmek isteyen bir oyun yarattık – bu da en zor olanı.

28 Haziran’daki prömiyer öncesi beklentileriniz neler? Seyirciler neden bu oyunu izlemeli?

Kendimi tamamlanmış hissediyorum ama artık oyun oyuncuların ellerinde. Oyunumuzun uzun ve başarılı bir sahne hayatı olmasını isterim. Bu, seyircide kayıtsızlık bırakmayan bir oyun. Kolay mesajlar sunmuyor, yıllardır kapalı duran iç kapıları aralıyor.

“Öteki” klasik anlamda bir dram değil – doruk noktası dışsal bir olay değil, duygusal bir aydınlanma. İzlediğimiz kadın sonunda hem annesine hem de kendine karşı şefkat duymaya cesaret ediyor. Mükemmel olmuyor, ama bütünleşiyor. Seyircinin bu anı tanıyacağını, kendini bulacağını düşünüyorum – cinsiyet ya da kültürel bağlam fark etmeksizin. Çünkü oyun ders vermiyor, ilham veriyor. Bu yüzden – seyirci gelmeli, sadece eğlenmek için değil, içten bir şeye dokunmak için.

                                   Filiz Ahmet ve Ebru Musli performansı

Prova sürecinden paylaşmak istediğiniz özel bir an var mı?

Benim için her zaman en önemli, en duygusal ve en hüzünlü an, oyunun tamamlandığını bildiğimiz an – “Oyunumuz var” dediğimiz an. Ama bu aynı zamanda yeni bir yaratım, yeni insanlar, yeni heyecan verici ve belirsiz bir macera için alanın açıldığı andır. Bu oyun özelinde, sonu benim için özellikle dokunaklıydı – çünkü bittiği için değil, birlikte kırılgan ve gerçek bir şeye dokunabildiğimiz için. Acıya, sevgiye, taşıdığımız gölgelere bakma cesaretini gösterdik. Ve bunu başardığımızda, oyunun sadece sahnede değil, içimizde de var olduğunu biliyorum.

“Öteki”, izleyiciyi yalnızca izlemeye değil, hissetmeye çağıran bir sahne deneyimi. Bu oyun; kadın olmayı, insan olmayı, geçmişle yüzleşip kendine şefkat duymayı anlatıyor. Krenare Nevzati-Keri’nin samimi ve derinlikli rejisi, Bennu Musli’nin şiirsel metni ve tüm ekip çalışmasıyla ortaya çıkan bu üretim, sanatın hâlâ bir iyileşme biçimi olduğunu hatırlatıyor. Bu yüzden “Öteki” yalnızca bir oyun değil – bir aynaya bakma cesareti.

Hüsamettin GİNA

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.