Beni Gostivar'da gömsünler – Bir ressamın vasiyet gibi vatan hasreti
Beni Gostivar'da gömsünler – Bir ressamın vasiyet gibi vatan hasreti
Gurbeti "kemik ağrısı" gibi yaşayan 75 yaşındaki Şinasi Baki, ömrünün hasretini fırçasıyla dindiriyor. İstanbul’un kalabalığında bile ruhu hep Gostivar sokaklarında atan usta sanatçı; dünün yarım kalmış karelerini bugün renklerle tamamlıyor ve her fırça darbesinde özlem duyduğu topraklara bir şükran borcu ödüyor.
İstanbul’un kalabalığından Gostivar ve Üsküp’ün kadim sokaklarına uzanan bir fırça izi… 75 yaşındaki Ressam Şinasi Baki, "muhacirlik kemik ağrısı gibidir" diyerek dindirdiği vatan hasretini, şimdi doğduğu topraklara bir "şükran nişanesi" olarak sunuyor. Sergi, Gostivar’ın ardından Üsküp’ün tarihi Çifte Hamamı’nın kubbesi altında sanatseverlerle buluştu.
"Duygularımın Tarifi Yok"
Sergiye gösterilen yoğun ilgiyi Yeniden Birlik için değerlendiren Baki; "Hem Gostivar hem Üsküp sanata aç bir kalabalıkla beni karşıladı. Bu vefa beni çok duygulandırdı. Üsküp’te 'ulicelerden' tanıdığım eski dostları görmek, onlarla bu atmosferi solumak tarif edilemez bir mutluluk," diyor.
"Sanatsız Bir Millet Yetimdir"
Resim sanatının insanı besleyen, onu farklı dünyalara götüren gücüne inanan usta ressam, meşhur mottosunu yineliyor: "Sanatsız bir millet yetimdir. Başarı tesadüf değil, emektir. Ben 75 yaşındayım ama hala 'daha yapacağım' diyen bir iradeye sahibim. Fırçayı elimden bırakmaya niyetim yok."
"Ben Hep Makedonyalıyım"
İstanbul ve Gostivar arasındaki o görünmez köprüyü nasıl kurduğunu sorduğumuzda, Baki bizi Rumeli turuna çıkaran o içten cevabını veriyor:
"40 senedir İstanbul’dayım, 35 senem ise Gostivar’da geçti. İstanbul ağır bassa da ben hep Gostivarlıyım, hep Makedonyalıyım. Bu iki kimliği birbirinden hiç ayırmadım. Tuvallerime bakarsanız bunu görürsünüz; Manastır var, Kumanova var, Ustrumca, Kalkandelen ve tabii ki Üsküp var... "
Duygulanmamak Elde Değil
Sergi atmosferinde gözyaşlarını saklamayan usta ressam, 75 yaşın verdiği olgunlukla duygularını şöyle tarif ediyor:
"Duygulanmamak elde değil... İyi ki tam ağlamadım ama ağlamaklı olmakta da bir bişey değil; ne de olsa 75 yaşındayım"
"Daha Yapacağım!"
Söyleşinin en çarpıcı anı ise, sanatçının ilerleyen yaşına rağmen ortaya koyduğu o müthiş irade oluyor. Şinasi Baki, fırçasını elinden bırakmaya hiç niyetli olmadığını şu sözlerle mühürlüyor:
"Allah’a şükür her şey iyi gidiyor. Şunu bilin ki; durmayacağım. Daha yapacağım, daha yapacağım, daha yapacağım!"
“Ben Paraya Müptela Değilim”
Sanatın amacının maddi kazanç değil, toplumsal bir fayda olduğunu vurgulayan usta ressam, Gostivar ve Üsküp sevdasını şu sözlerle ortaya koyuyor:
"İstanbul’daki Gostivar Derneği’nde açtığım sergilerde tüm resimlerim satıldı. Ancak ben kazandığım tüm parayı derneğe teberru ettim, bağışladım. Aynı şeyi seve seve Üsküp için de yaparım, Gostivarlılar için de... Ben paraya çok müptela etmem"
On Yaşında Bir Çocuğun İlk İzleri: Mavrova
Her büyük sanatçının bir "başlangıç noktası" vardır. Şinasi Baki için o nokta, Mavrova’nın binbir tonuyla bezenmiş o eşsiz doğası:
"İlk çizdiğim resim Mavrova Gölü’dür. O zamanlar 10 yaşındaydım. Mavrova’ya çok sık giderdik; o yeşilin içindeki binbir nüansı (niyansı) hala hatırlarım. İlk resmimi Çekoslovakya’dan gelen o zamanki flomaster kalemlerle yapmıştım"

“Hayıflandığım Tek Şey: O Eski Evler”
Geçmişe dair içinde kalan bir ukde olup olmadığını sorduğumuzda, nostaljik bir pişmanlıkla cevap veriyor Baki:
"Gostivar’da o zamanlar elimde `Smena 8` bir fotoğraf makinesi vardı. Bugün en çok hayıflandığım şey; o güzelim cumbalı evleri, eski Üsküp’ü ve Gostivar’ı daha çok çekmemiş olmam... Üsküp’te, Payko Mahallesi’nde babamın dayısının oğlu olan o eski gazeteci akrabamıza gelirdim. O kadar güzel bir ambiyans vardı ki çocukluğumda"
Sanat yolculuğundaki dostluklarını ve ilk profesyonel adımlarını şu sözlerle hatırlıyor:
"Talebelik dönemimden kalma Mustafa Paşa Camii ve Alaca Camii çalışmalarım var. Rahmetli Necati Zekeriya ile çalışırdık; vinyetlerimi hazırlarken bana 'Şinasi, biraz da şu tarafa bak' diyerek yön verirdi. O hızlı yıllar beni Gostivar’da öğretmenliğe, sonra da İstanbul’da tamamen farklı bir sektöre taşıdı."
“Kıta Değiştirdik, Ruhumuzu Resimle Koruduk”
Gurbetin renklerini nasıl etkilediğini sorduğumuzda, usta ressam o meşhur ve sarsıcı tanımını yapıyor:
"Muhacirlik kemik ağrısı gibidir; sadece çeken bilir. Çok ağırdır. Biz birdenbire evimizi, yolumuzu, dilimizi, devletimizi ve hatta kıtamızı değiştirdik; Avrupa’dan Asya’ya taşındık. Kapalıçarşı’da çalışmaya başladım ama resimle ilgimi hep diri tuttum. İş yaparken, tezgâh başında bile elimde ne varsa —en çok da karakalemle— çizmeye devam ettim. Bugün hala gün ışığına çıkmamış koleksiyonlarım var. Ben kendimi büyük tablolarla değil, sanatla ölçerim."
Hasretle yoğrulan bu sanat serüveni, şimdilerde yeni bir heyecanla, "baba-oğul" dayanışmasıyla filizleniyor.
“Şimdi oğlumla birlikte bazı projeler yapma niyetindeyiz; o da geleneksel çini sanatları eğitimi aldı. İnşallah beraber güzel işlere imza atacağız. Vakit var, hala vakit var!"
“Taşköprü’nün Gözlerini Sayacak Kadar Üsküplüyüm”
Üsküp’e olan aidiyetini bir aidiyet testine dönüştüren Baki, şehrin her taşını ezbere bildiğini gururla anlatıyor:
"Bana Üsküplü müsün diye soranlara; 'Taşköprü’nün kaç gözü var biliyor musun?' diye sorarım. Ben her birini bilirim. Burmalı Camii’nden hanlara kadar bu şehrin her köşesinin resmini yaptım. Bu eserlerin birçoğu şimdi Üsküplüler Derneği’nde, vakıflarda... Ben bu memleketi, Manastır’ı ve insanını çok severim. Biz Atatürk çocuklarıyız; muhafazakâr bir çevrede büyüdüğüm için annem 'haramdır' derdi, uzun zaman portre çizmedim. Ama şimdi fırçamla her şeyi kucaklıyorum."
“Tuvallerim Benim Çocuklarım, Bensiz Yetim Kalacaklar”
Eserlerine olan bağlılığını bir baba şefkatiyle tarif eden sanatçı, İstanbul’daki yaşamını sufi bir felsefeyle harmanlıyor:
"Bakın, şu sarı kartlı resimler var ya... Onlar benim çocuklarım gibi. Uzun zaman satmaya kıyamadım, sadece sevdiklerime hediye ettim. Hepsi ben ölünce yetim kalacak diye üzülüyorum. Her birinin ayrı bir hikâyesi var; birinde bayrak oluşumu, diğerinde derin bir sema... Ben Mevlânâ felsefesini, sufi düşüncesini severim. İstanbul’da kendimi buldum; gezmediğim saray, cami, çarşı kalmadı. Günde 15 bin adım atıyorum, sağlığımı da İstanbul’u böyle aşkla keşfetmeme borçluyum."

“Resim Yaparken Ben Artık Yokum”
İlhamın ne zaman geleceğinin belli olmadığını söyleyen usta ressam, yaratım sürecindeki o derin "kayboluş" anını şöyle tarif ediyor:
"Resimde ilham birdenbire gelebilir. Eskiden uzun yıllar sigara içtim, 2006’da bıraktım. O zamanlar sigarasız resim yapamayacağımı sanırdım ama tam tersi oldu. Resme öyle bir dalıyorum ki dünyadan kopuyorum. Hanım kahvemi getirir, gider... Ben farkında bile olmam, orada artık 'ben' yokumdur. Bu tutku beni çok diri tuttu. Ellerim çalıştığı sürece bırakmaya hiç niyetim yok. Ressamlık tıpkı diş hekimliği gibidir; ellerin titremeye başladığı gün veda vaktidir."
“Eski Notlar, Yeni Kareler”
Belli bir çalışma saati olup olmadığını sorduğumuzda, disiplinli ve planlı bir hazırlık sürecinden bahsediyor:
"Programım çok yoğun, her şeyi not alırım. Eski not defterlerime bakıyorum; bugüne kadar neyi yapmamışım, neyi eksik bırakmışım diye... Mesela o notlarda kalemle küçük kareler halinde çalıştığım işlerim var. Şimdi onları yavaş yavaş boyaya döküyorum. Bazen tempera, bazen sulu boya, bazen yağlı boya... Benim dünyamda 'boş durmak' yok. Her an, her not yeni bir eserin başlangıcı olabilir."
“Sanat İnsanı Besler, Başka Diyarlara Götürür”
Sergisini ziyaret eden tüm okullara ve gençlere aynı mesajı verdiğini belirten Baki, sanatın insan ruhu üzerindeki hayati etkisini şöyle anlatıyor:
"Gostivar'da tüm okullar sergiyi ziyaret etti. Hepsine tek bir tavsiyem vardı: Sanatsız olmaz! Sanatsız bir millet yetimdir. Elbette pek çok sanat dalı var ama resim sanatı benim için bambaşka bir yerde. Resim insanı besler, zihnini açar ve onu hiç bilmediği, hayal bile edemeyeceği yerlere götürür."
“ Gostivar Benim İçin Her Şeydir”
Gostivar’ın kendisi için ne ifade ettiğini sorduğumuzda, kelimeler boğazında düğümleniyor ve tarihe not düşülecek o cevabı veriyor:
" Gostivar için ne mi söyleyebilirim? Belki de tek bir vasiyetim var: Beni Gostivar’da gömsünler. O kadar... Bu topraklar benim köküm, benim başlangıcım. Gostivar’ı Osmanlı kurmuş, her bir taşında o kadim ruh var. "
“Yahya Kemal’in İzinde Bir Üsküp Sevdası”
Üsküp’ten bahsederken sözü büyük şair Yahya Kemal Beyatlı’ya getiren Baki, şehre duyduğu hayranlığı anlatırken tarihle bugünü birleştiriyor:
"Üsküp için ne söyleyeyim? Yahya Kemal zaten en güzelini söylemiş... Üsküp ki Şar Dağı’nın devamıdır; Bursa’nın, İstanbul’un bir parçasıdır. Bu şehir kadimdir, anlatılmaz, yaşanır.
Sanatla Geçen Bir Hizmet Ömrü
Sadece tuval başında değil, sivil toplumun içinde de sanatı savunan Baki, geçmişteki hizmetlerini gururla hatırlatıyor:
"Ben Gostivar’da Güzel Sanatlar Derneği’nin kurucuları arasındayım. İstanbul’a gittiğimde de boş durmadım; Rumeli Türkleri Vakfı’nda 12 sene boyunca sanat sorumlusu olarak hizmet verdim. Nerede olursam olayım, Rumeli’nin sesini, rengini ve davasını sanatla duyurmaya çalıştım. Allah’a şükür ki bugün bu vefa yolculuğunu doğduğum topraklarda tamamlıyorum."
“Bu Şehirlerin Tarihine Girersen Çıkamazsın”
İstanbul, Gostivar ve Üsküp üçlemesinin kendisi için ne anlam ifade ettiğini sorduğumuzda, Baki tek bir kelimeyle kökleri işaret ediyor:
"Osmanlı... Bu şehirlerin tarihine bir girersen, bir daha kolay kolay çıkamazsın. Bizim Gostivar küçük görünebilir ama derinliği büyüktür; ilk dört avukattan biri Gostivarlıdır, bugün akademik dünyada, partilerde, sanat kuruluşlarında hep Gostivarlıların imzası vardır. Gostivar, her zaman verimli bir toprak olmuştur. Üsküp’e gelince... Onu ben anlatamam, Üsküp kendisini anlatır. Çarşıyı gezerseniz, o taşların dile geldiğini duyarsınız."
“Pelister’de Kahve İçtiğimiz O Gençlik Yılları...”
Geçmişin hatıraları arasında bir yolculuğa çıkan usta fırça, dostlukların ve zorlukların sanatı nasıl beslediğini şu sözlerle yad ediyor:
"Talebelik yıllarımızda rahmetli arkadaşım Celalettin Ahmetoğlu ile Pelister’de entelektüellerin arasına karışırdık. O zamanlar cebimizde pek para yoktu ama ruhumuz zengindi. Bir kahve içmek için ne fedakârlıklar yapardık... Allah’a şükür şimdi çok başka yerlerdeyiz. O günlerin birikimi bugün tuvallerimde yaşıyor."
“Daha 20 Yıl Yetecek Bir Resim Depom Var”
Söyleşiyi geleceğe dair umut dolu bir mesajla bitiren Şinasi Baki, sanatın emeklilik tanımadığını bir kez daha hatırlatıyor:
"Şu andaki resim depomda, daha 20 sene boyunca işleyeceğim kadar malzeme ve fikir var. Bu değer verdiğiniz, gelip sorduğunuz için sizlere çok teşekkür ederim. Eyvallah."
Ressam Şinasi Baki’nin Gostivar’dan Üsküp’e uzanan bu anlamlı vefa yolculuğu, sadece bir sanat etkinliği değil, köklü bir dayanışmanın tezahürüdür. Usta sanatçı, bu uzun soluklu projenin hayata geçmesinde ve Rumeli kültür mirasının sanatla buluşmasında Türk Milli Birlik Hareketi (TMBH) ve dostu Genel Başkan Erdoğan Saraç’ın sunduğu desteğin hayati bir önem taşıdığını vurguluyor.
H.Gina
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.